Soulages

Siyah.
Pierre Soulages’ın 1979 yılından beri tek seçimi. 
Dev tuvallerindeki tek renk. « Siyahın ve ışığın ressamı » denilen bu büyük fransız sanatçının vazgeçmediği, gücünü her eserinde bir kere daha bize gösterdiği, karanlığın, ölümün, boşluğun, yansımaların rengi.  

Günümüzde soyut sanatın en çok tanınmış temsilcilerinden biri olan Soulages, bir haftadır Paris’teki çağdaş sanatlar müzesi Centre Pompidou’daki restrospektif sergisiyle karşımızda.
Hem tanıyanlar hemde sanatçıyı yeni keşfedenler için çok özel bir fırsat bu: 1946dan beri yapılmış 100den fazla resminin görücüye çıkması fikri başlı başına heyecan vericiyken, bir de bazı eserlerinin ilk defa sergileniyor olması işi iyice özel bir hale sokuyor.

Kısaca anlatmak gerekirse: Soulages 1919 yılında doğuyor, resimle 18 yaşında tanışıyor, 1938 yılında Paris Güzel Sanatlar Fakültesine kabul oluyor, orada umduğuna bulamasa da bu sayede Louvres müzesini, Cezanne ve Picasso’nun sanatını keşfediyor.

Ancak 1946da kendini tamamiyle resme adamaya karar veriyor; daha ilk eserlerinden itibaren sanatında, özellikle bol renkli tercihler yapan çağdaşlarının yanında, siyahın egemenliği dikkat çekiyor. 3 senenin sonunda Paris’teki Galerie Lydia Conti’de ilk kişisel sergisini açıyor, ve o andan itibaren eserleri dünyanın dört bir yanına dağılmaya başlıyor. Guggenheim ve MOMA, Tate Gallery, Paris Modern Sanatlar Müzesi, Washington’daki Phillips Gallery, Rio de Janeiro, Zürih… Liste uzayıp gidiyor, bu arada 1949-1952 yılları arasında sanatçı 3 tiyatro oyunun dekoruna da el atıyor.

1979 önemli bir dönüm noktası: yaratmakta olduğu bir tuvale biraz siyah ekliyor, biraz siyah çıkartıyor, ama bir türlü istediğine varamıyor. Atölyesinden umutsuz bir şekilde çıkıp 2 saat sonra geri döndüğünde, “siyahın artık neredeyse var olmadığı bir derecede herşeyi ele geçirdiğini” görüyor. O sene Centre Pompidou’da ilk tek renkli, siyahın üzerindeki ışık yansımaları fikrinin etrafında dönen eserleri sergileniyor; ve sonradan “siyah ötesi” diye adlandıracağı dönemine giriyor böylece.

O günden beri çizgisini bozmayan ve 90ıncı yaşına yaklaşan ressam bugün hayatta olan bir sanatçı için şimdiye kadar açılan en büyük retrospektif sergiyle gündemde.

Centre Pompidou’nun duvarlarını eserlerin yanı sıra sanatçıdan alıntılar süslüyor.
Onlardan biri: “araçlar ne kadar kısıtlıysa, ifade o kadar güçlü olur”.

Sadece siyah kullanması ilk bakışta kısıtlayıcı gibi görünsede, rölyeflerin ve fırça darbelerinin tuvalde yarattığı desenler, ışığın üzerlerinde dağılıp kırılması, tarif edilemeyecek bir etki yaratıyor. Siyah insanı sararken bir yandan da aydınlatıyor, gücünü sonuna kadar hissettiriyor.

Sadece duvarlara asılmakla yetinilmeyen, ama ucsuz bucaksız serge salonunun ortasında ayakta da duran eserlerinin hissettirdikleri, Soulages’ın kelimelerine anlam katıyor: “eser bakışla hayat kazanıyor; ne olduğuyla, ne de onu yapanla kısıtlanıyor, ona bakanla oluşuyor”. 

 

 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010