The Real Tuesday Weld Röportajı

Tamirane'de 13 Kasım Cuma akşamı “The Real Tuesday Weld”in (Londra, İngiltere) büyüleyici canlı performansı olacak iken, konser öncesinde röportaj yapmadan duramadık. Buyrunuz.

Reset! Magazine: The Real Tuesday Weld denince akla gelen ilk şeylerden biri, müzikalleri aratmayan, zengin ve melankolik bir sound. Royal College of Arts'ta aldığın eğitimin bu sound'u oluşturman da etkili olduğunu söyleyebilir miyiz?

The Real Tuesday Weld: Kesinlikle. Görsel sanatlara olan ilgim, müzikle hep paralel bir şekilde devam etti. Halen, çektiğimiz filmlerle ve sahnede yarattığımız atmosferle, seyirciyi bu küçük dünyanın içine çekmek en çok sevdiğimiz şeylerden biri.

Reset!:Planlı olarak bestelediğiniz film müzikleri dışında, kendi albüm parçalarınız da, bugüne kadar bir çok filmde ve animasyonda kullanıldı. Sizce bu daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmanıza katkıda bulunuyor mü?

TRTW: Evet, çoğunlukla bulunuyor diyebilirim. Alex Budovsky filmleri sayesinde keşfettiğimiz, animasyon hayranı büyük bir kitle var. Bunun yanında, Amerika'da yakın zamanda hit olan bir filmin müziklerini bestelememiz sayesinde de büyük bir indie hayran kitlesi kazandık diyebilirim. İşin bir de farklı bir yanı var ki, daha çok hayrana ulaşmanın yanısıra, film müziği yaptıkça yeni film prodüktörleriyle de tanışıyorsunuz ki, işin en sevdiğim kısmı açıkçası bu.

Reset!:Grubun adını koyarken Tuesday Weld'den ilham aldığınız söylenebilir mi?

TRTW: 90'ların sonunda rüyaları fazlasıyla ciddiye alıyordum ve Tuesday Weld gördüğüm ve beni en çok etkileyen rüyalardan birindeydi. Çocukken takıntı derecesinde hayranı olduğum "The Cincinattı Kid" filminin yanında, bu rüyamın da grubun ismini koymamızda fazlasıyla etkisi olduğu söylenebilir.

Reset!:Başka kimlerden ilham alıyorsunuz?

TRTW: Serge Gainsbourg, Stephen Sondheim, David Lynch, Terry Gilliam, Londra tarihi, 1940'ların İngiliz danceband'leri, William Blake, Syd Barret, Carl Jung....

Reset!:The Real Tuesday Weld, 1930'ların sound'unu elektronikayla sentezleyen retro füturistik yanı güçlü olan bir grup. "Antique beat" tanımının yaptığınız müzik için hala geçerli olduğunu söyleyebilir miyiz?

TRTW: Kesinlikle. 1930'ların estetik anlayışını bugüne taşımanın yanısıra, 1930'lardan geleceğe bakma fikri de bana hep çekici gelmiştir. Bana göre, 30'ların müziği kesinlikle demode değil. Bir dönemin müziğini yansıtan bir sound bütünü sadece.

Reset!:Grup çalışmalarınızın yanında, Cibelle ve The Tiger Lilies gibi birçok müzisyenle de çalıştınız. Farklı gruplarla çalışmak, The Real Tuesday Weld müziğini zenginleştiriyor mu?

TRTW: Tek başıma stüdyoda günlerce çalıştığım zamanlar çoktur. Ama farklı müzisyenlerle tanışıp, onların vizyonunu deneyimlemenin de yeri kesinlikle çok farklı. Aslında stüdyoda tek başıma çalıştığımı hesaba katarsak, canlı performanslarda, beraber çalıştığım birçok müzisyenle de bir anlamda müzikal ortaklık yapıyoruz denebilir!

Reset!:Beyonce'nin "Crazy in Love"'ına getirdikleri yeni yorumda The Puppini Sisters'a fazlasıyla katkıda bulundunuz. Peki, Beyonce gibi mainstream şarkıcılarla çalışma fikrine nasıl bakıyorsun peki?

TRTW: Kesinlikle olumlu bakıyorum. Çalışmak istediğiniz bazı insanlar vardır, mainstream ya da indie olmalarını çok da önemsemezsiniz. Beyonce benim için öyle bir isim, ve beraber çalışırsak eminim ortaya çok ilginç işler çıkarabiliriz.

Reset!:Web sitendeki biyografinde, hayatının bir döneminde Budist keşişi olmak istediğini ve İspanya'da dört ayı dağlarda geçirdiğini yazmışsın. Bu ilginç deneyim, hayata bakış acını ve müziğini etkiledi mi?

TRTW: Açıkçası, beni dünyevi şeylere kafa yormaktan vazgeçip, bir şeyler üretmeye başlamak için harekete geçiren bir deneyim oldu. Muhteşem olduğu kadar fazlasıyla garipti de. Fakat umduğum gibi aydınlanmama yardımcı olmadı - ki bunda benim aydınlanmaya olan inancımın azalmasında da büyük etkisi var.

Tahmin edersin ki, sonunda büyük bir hayal kırıklığı yaşadım, çünkü o zamana kadar dini inançlarıma çok bağlı biriydim. Sonrası işe, Jung hakkında yaptığım araştırmalara kaldığım yerden devam etmem, ve şu ana kadar müzik adına yaptıklarım.


Reset!:Canlı kaydınız "The End of The World"u saymazsak, son stüdyo albümünüzden bu yana 2 yıl geçti. Yakın zamanda yeni bir albüm projeniz var mi?

TRTW: 2 yılıın büyük çoğunluğu konser vermekle ve çeşitli sanat projelerine dahil olmakla geçirdik. Bunun yanında, birçok film müziği ve müzisyenle çalıştım- mesela The Puppini Sisters'dan Marcella'nin solo albümünün prodüktörlüğünü üstlenmem gibi.

Son albüm "The London Book of the Dead", babamın ölümü ve kızımın doğumunun üzerine kaydetmemizden oturu fazlasıyla kişisel bir kayıttı. O yüzden farklı işlere odaklanarak, kafa dağıtmanın bana iyi geleceğini düşündüm. Yeni albüm de önümüzdeki yılın sonbaharında piyasada olacak. Fakat o zamana kadar "Antique Beat" firmasından çıkacak başka albümleri duyacaksınız.

Reset!:İstanbul'da çalacağınız mekan, fazlasıyla ilginç, çünkü eski bir elektrik santrali. Mekandan ve mekan sahiplerinden beklentileriniz neler?

TRTW: Yaşasın! Sıradışı ve ilham veren mekanlarda çalmayı seviyoruz!. Açıkçası, filmlerimizin gösterilebileceği bir platformda sağlanırsa hiç fena olmaz.

Reset!:Tamirane'deki performansınız öncesi, Türk hayranlarınıza mesajınız var mı?

TRTW: Konser vermemiz için İstanbul'a davet edilmemiz bizim için gerçekten büyük bir keyif. İstanbul'da çalacak olmamızın yanında, yeni arkadaşlar edinmek için de sabırsızlanıyoruz!

Teşekkürler.

 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010