Model Takibi: Çocuk Yüzlü “Bohem” Abbey Lee
Son zamanlarda hangi moda bloguna baksanız, hangi büyük dergiyi elinize alsanız ya da önemli tasarımcının şovunu izleseniz kocaman mavi gözleri, kirli sarı saçları -doğal olarak- ince, uzun, kırılgan vücuduyla onu görüyorsunuz; 87 doğumlu Avustralyalı “yeni süper star model” Abbey Lee Kershaw.
2004 yılında ülkesinde Girlfriend Covergirl Model Search’u kazanarak Sydney’e taşınan ve burada kariyerine başlayan Abbey Lee, Next Management’la anlaştıktan sonra New York’a gelir. H&M ve Levi’s arkasından Dolce Gabbana ile çalışır ama önün için dönüm noktası Lily Donaldson’la Gucci’nın yüzü olması olur. Böylelikle; W, Numero, V, Dazed&Confused, Vogue da dahil olmak üzere birçok prestijli derginin kapaklarında boy göstermeye başlar. Mario Testino, Terry Richardson gibi fotoğraf ilahlarının objektifine poz veren Abbey 2008 yılında Victoria’s Secret kadrosuna dahil edilir. Milyonların takip ettiği Victoria’s Secret Show’unun özellikle Pink bölümünün en dikkat çekici yeni yüzü olur- ki Kershaw’un gelişi VS Pink reklam afişlerinin Behati Prinsloo’su için kanımca oldukça talihsiz bir durumdur. 2009 Alexander Mcqueen defilesinde tam podyumdan ayrılmak üzereyken yorgunluk, McQueen korseleri ve fazla yüksek topuklar birleşiminin sonucu olarak bayılması, Naomi Campbell’in yıllar önce Vivienne Westwood defilesinde düşmesine benzer bir hikayeyle Abbey’e olan ilgiyi iyice arttırır. Sonra bir bakarız ki, Abbey Lee saçları, dudakları, dişleri, burnundaki hızması, dövmeleri gibi aidiyetleriyle her yerde konuşulmaya başlar. Moda severlerin, model takipçilerinin hatta moda otoritelerin son takıntısı haline gelir.


Hal böyle olunca hakkında; Daisy Lowe ve Catherine McNeil ile çok yakın arkadaş olması, en çok ellerini beğenmesi, televizyon ile arasının pek olması, Williamsburgs’da yaşaması, salata sevmesi, art terapi ile ilgilenmesi gibi son derece havadan sudan bilgi edinebileceğimiz bir “top model” haline gelir.
Onunla ilgili tüm okuduklarınız duyduklarınız Abbey Lee’nin son derece bohem, eşine rastlanmamış, “özel” bir kişilik olduğunu anlatıyor size. Hatta öyle ki kendisi vücudunda birkaç dövmesi, göğsünde piercing’i olan, bira içip konserlere gitmeyi seven ilk canlıymış hissine kapılıyorsunuz. Benim bildiğim kadarıyla Abbey Lee, yıldız ve baykuş dövmeleri olan “vücudumu dekore edilmesi gereken boş bir sayfa gibi görüyorum” açıklamaları yapan, sarışın mavi gözlü, bebek yüzlü haliyle öyle delicesine bir orijinaliteye de sahip değil. Hatta son zamanların dövmeli, bohem, rock’n’roll ama periden bozma derecede beyaz ve güzel, ince ve kırılgan model güruhunun yeni bir üyesi o.

Abbey Lee Kershaw’u şu sıralar Gucci’nin Flora kokusunun yüzü olarak görüyoruz. ‘Backstage’lerden, podyumlardan, davetlerden birçok fotoğrafına rast geliyoruz ve tabii ki “kendine has stiliyle” şovdan şova koşuştururkenki hallerinin övgülerini okuyoruz. Bundan beş yıl önce başlayıp son iki yıldır hız kazandığı kariyerinde yaptığı ve yapacağı işlerle moda dünyasında, meslektaşları Natasha Poly, Freja Beha, Lily Donaldson, Jessica Stam gibi isimlerin yanında kendine sağlam bir yer edindiğini söyleyebiliyoruz. Kershaw’un kendisi ise, son zamanların tüm çok parlamış ünlü modellerinin yaptığı gibi “bu durumu çok da umursamıyorum, son derece cool karşılıyorum’ imajını bozmayarak 21. yüzyıl model piyasasının ortamına ayak uyduruyor ve yoluna devam ediyor.


|