Hatice Gökçe Röportajı

Başarılı tasarımcılarımızdan Hatice Gökçe erkek giyiminde Türkiye’de ilk isim. Bu gerçeğin ve içimdeki oğlan çocuğunun etkisiyle bir koşu gidip Nişantaşı’ndaki depolarının (showroomları tadilattaymış) kapısını çaldım. Pek de iyi yapmışım. Meğer epey anlatacakları varmış Hatice Gökçe’nin. İstanbul’un moda başkenti olabilmesi için basına düşen görevlerden tutun da kadın koleksiyonunun ince detaylarına kadar konuştuk, zaman zaman dertleştik… Kendisine özellikle nazik tutumundan dolayı çok çok teşekkür ediyorum.

Reset: ‘İstanbul Fashion Days’ ile başlayalım isterseniz… İlk defa düzenlenen bir etkinlik… Nasıl geçti?

Güzel geçti, zaten uzun zamandır ‘Moda Tasarımcıları Derneği’ olarak bu projeye hazırlanıyorduk. İlk olması sebebiyle tabiî ki bir takım küçük aksaklıklar yaşandı ama normaldir. Mekân seçimi çok başarılıydı. Taşkışla binasının yeniden keşfi gibi oldu. Bu bağlamda dünyadaki örneklerinden çok farklı bir yönü yoktu ama bana göre içinin doldurulması gerekiyordu sadece biraz daha… Daha çok sayıda tasarımcının daha doğru noktalarda olması ve özellikle tasarımcılar ile firmaların karışmaması önemli bir konu. Ama yine de yurtdışından yaklaşık 170 kişilik bir alıcı grubunun ve basının gelmiş olduğu bir organizasyondu. Biraz kendimizi de görmüş olduk böylelikle. Hızlı hareket edebilirsek daha etkili işlere imza atacağımızı düşünüyorum.

Reset: Sektör adına beklentilerin yüksek olduğu bir organizasyondu değil mi?

Evet tabii. Biliyorsunuz daha önce ‘Fashion Lab’ i yapmıştık. Bu organizasyonda da buradan güç aldık. Sadece tasarımcılar olarak yaptığımız bir işti ‘Fashion Lab’. Sonuçta Türkiye’deki diğer markaların veya hazır giyim firmalarının da işin içinde yer alması gerektiğini biliyorduk ve bu organizasyonda da bu ayrıma dikkat etmeye çalıştık ‘Brandist’ ve ‘Fashion Lab’ olarak ama yine karıştı biraz. Firmalar ile tasarımcıların ayrıştırılması gerekiyor. Bunların dışında dediğim gibi her şey gayet iyiydi ama özeleştiri de yapabilirim kendimizle ilgili olarak. Ufak tefek olumsuzluklar oldu ama halledilecektir, yakın zamanda toparlanacağız mutlaka.

Reset: Hayko Cepkin ve Taner Ceylan yer aldı defilenizde…

Evet, konsept gereği… ‘Öteki’ konsepti. 2010 ilkbahar yaz koleksiyonuydu. Bana göre felsefesi ve derinliği olan bir çalışma idi. Konsept olarak etkili olabileceğini düşünmüştüm ama dönüşünü pek alamadım şimdilik. Daha ziyade işin yüzeysel kısmı ile ilgilenildi. Kendi derinliğine inmeye korkan insanların bir şekilde ötekileştirdiklerini irdelemek istedim. Taner Ceylan Türkiye’de yaptığı resimlerle kendi iş dünyasında ‘öteki’leştirilmiş birisi- ancak yurt dışında kendini ifade edebiliyor, Hayko Cepkin de yaptığı müzikle tanımlanamıyor ve bu yüzden daha fazla efor sarfetmeleri gerekli. En büyük problem de bu bence.

Bir anlamda kendimle de biraz özdeşleştirmeye çalıştım onları... Çünkü ben de yaptığım iş olarak erkek giyim sektöründe yalnız olduğumu hissediyorum. Zorlanıyorum neticede, tam oturmamış bir sektörden bahsediyoruz. Genel olarak bir marka olamayışımızın(Türkiye olarak) sebebini sormaya da zorlanıyoruz galiba. Çünkü neden ve sonuçlarını ortaya koyabilmemiz gerekiyor.

Giysiler içerisindeki ‘öteki’ konseptini anlatabilmek için de;  nasıl ki bazı kıyafetleri kendimize yakın kategorilere koyuyorsak aynı şey burada da geçerli. Yani oradaki elbiseler, badiler de gün içinde rahatlıkla giyilebilecek parçalar ama ironiyi yakalamak lazım.

Reset: Evet sizin koleksiyonlarınızda hep bir felsefi alt yapı öne çıkıyor… Hani mutlaka bir konsept üzerinden gidiyorsunuz ama sanki sizin daha çok söyleyecekleriniz var gibi…

Tabi belli bir konseptten yola çıkıyorum ben de ama yapmak istediğim şey erkek giyiminde işin akademik kısmını da oluşturabilmek, bu çok ciddi bir boşluk aslında Sadece koleksiyona isim vermek ya da 1-2 cümleyle anlatmak değil. Kadın giyimi ile ilgili herkesin çok rahatlıkla kendini ifade edebildiği gerçeği var ama erkek giyimi daha fazla sorgulanması gereken bir durumda esasında. Kendi hedeflerim de var tabi. Nasıl ki İngiliz tarzı dünyada kendini kabul ettirmiş bir tarzsa, doğunun ücra köşelerinden bir amcanın üzerinde siz bu tip kıyafetlerden görebiliyorsanız, aynı şey burası için de geçerli. Neden buradan da bir ekol yurt dışına gidip yerleşmesin? Bu çok mümkün… Kafa yormak ve mesai ayırmak lazım sadece… Ben bunu gerçekleştirmeye çalışıyorum. Türk erkeklerini tanımaya çalışıyorum en başta. Çünkü artık erkek hegemonyasının fazla olduğu ülkeler çok ilgi çekiyor ve dünya çapında ciddi araştırmalar başlamış durumda. Erkeklerin rol modelleri kalmadı artık. Eskiyi çağırmak üzerine kurulu ve Androjene giden ama bir geçiş süreci olan bu durumu ele almak lazım. Çünkü ‘‘bizim için bir şey yapılmıyor’’ diyenler var… Kadın trendleri üzerinden erkek trendleri yaratılamaz neticede. Birçok erkek takım elbise ile çok rahat olmadığını ama alıştığı için giydiğini söylüyor. Neden insanlar kendilerine dayatılan şeyleri giymek ya da kullanmak zorundalar? Burada erkeklerin kendi içlerindeki kavgası da ön plana çıkıyor.

Reset: ‘Yenilmez’ konseptinizde de bu konuya gönderme var sanırım…

Evet, erkeklerin kendilerini tanıması ve istedikleri gibi giyinmeleri açısından önemli bir durum bence… Alternatif sunulması lazım. Çünkü kadınlar bir ürünü almasalar bile değişik alternatifler deneyebiliyor, üzerlerinde bu ürünleri görebilme lüksleri var. Erkekler asla böyle bir şey yapamıyor. Benim söylemek istediğim, bakın bunları da deneyebilirsiniz, beğenmeseniz bile gelin deneyin. Alternatiflerinizin farkına varın.

Reset: Markalaşma yolunda ilerleyişinizden bahsedelim biraz da…

Ben çok bilinçli girdiğimi düşünüyorum bu sürece. Dünya çapında bir tasarımcının hem kendi işini kurması hem de ideallerini gerçekleştirmeye çalışması çok zor bir iş. Türkiye’de ekstra zor… Hep nerede olmam veya olmamam gerektiğini düşünerek hareket ettim. Herkes sanıyor ki Kurumsal bir kimliğiniz bir de logonuz v.s varsa bu iş tamamdır. Bu kadar basit değil maalesef. Uzun vadede yaptıklarınız ile sorgulanıyorsunuz esas olarak... 12. senenin içindeyim daha yeni yeni hareketlenmeler başlıyor. Gerçi sektör geneli için geçerli olan bir durum bu. Çok kolaylıkla ödüllendirilebildiğimiz gibi aynı rahatlıkla açığa da alınabiliyoruz Biz kulvar oluşturduk biraz bu sektörde. 2-3 sene öncesine kadar etkinlik filan hiçbir şey olmuyordu, koleksiyonlar tanıtılsa bile satışları yapılamıyordu. Artık değişim başladı biraz biraz…

Reset: Genç tasarımcılara neler öneriyorsunuz bu bağlamda, mesela yarışmalar mutlaka büyük katkıda bulunuyordur bu gelişime, sizde bir zamanların ITKIB birincisisiniz…

Yarışmalar başarıya ulaşsanız da ulaşmasanız da aslında kendinizi görmek ve keşfetmek açısından çok önemli, ama ben tasarımcıların yarıştırılması fikrine pek sıcak bakmıyorum. Bu sene Koza mesela ilk 5’i destekledi, birinci, ikinci yok. Bir tasarımcının kendini ve tasarımlarını doğru olarak ifade edebiliyor olması yeterli bence. Ama yarışmalar sayesinde o gerçeklikle, işin zor kısmıyla yüzleşiyorsunuz, profesyonel bir ekiple çalışıyorsunuz. O anlarda kendinizi sorgulayabilirsiniz işte ‘Ben bu işi gerçekten istiyor muyum, bunun altından kalkabilir miyim’ diye. Bunları görmeniz için iyi bir fırsat. Benim sektöre ilk girdiğim zamanlarda böyle imkanlar yoktu çok fazla ancak yurt dışında bir şeyler yapabiliyordunuz. Şimdi yeni nesilin elinde başka bir dolu imkan var.

Reset: Nedir o imkanlar?

İnternet üzerinde blog açabilirsiniz, bir ünlüyü giydirebilirsiniz, ne bileyim bir dizide kostüm hazırlayabilirsiniz. Kendinizi ifade etmek artık daha kolay hatta işin sanatsal boyutunu bile göz önünde bulundurarak yapabilirsiniz bütün bunları. İnsanların tarzları da farklılaştı. Tasarımcının öğrenime açık olması da önemli… Benim için de bu süreç tamamlanmış değil mesela. Mimar Sinan’dan mezun olduktan sonra Master a başlamak için uzun süre bekledim. Çünkü Elyaf / lif üzerine master yapabileceğiniz bir bölüm yoktu. Şimdi bu bölüm üzerine master yapıyorum. Malzeme moda tasarım sektörünün en önemli unsuru… Pazarlama üzerine de çalışmak lazım. Endüstriden bağımsız, onun kurallarına göre oynamadan da bir yere gelemeyiz.

Reset: Biraz da tüketici tarafından bakalım duruma, Türk erkekleri özellikle fazla önem vermez, dikkat etmez idi kıyafetine. Şimdi giyim kuşam konusunda gelişmeler var sanki ne dersiniz?

Elbette. Özellikle 3 senedir gayet ilgili, alakalı, genç bir müşteri grubum var… Hissetmediklerini satın almıyorlar ama yeniliğe açık, modaya meraklı, araştıran bir kitle. Onlar da hareketliliği farkında. Sadece biz değil, markalar da alternatif sunabilmeli esasında. Alt ‘line’lar oluşturulmalı. Bu insanların ulaşabileceği noktalarda olmamız lazım.

Reset: Blog takip ediyor musunz?

Evet ediyorum birkaç tane bloğu özellikle. Reset’i de duymuştum.

Reset: Yakın dönem planlarınız veya hedefleriniz neler?

Yaklaşık 2 yıldır Birleşmiş Milletler’in kalkınma programı çerçevesinde bir projeye dahil oldum. ARGANDE isimli bir marka oluşturduk. GAP bölgesindeki Kadınlara yönelik bir proje… Bu proje kapsamında 4000 kadını istihdam sahibi yapmak mümkün, biz 1000 kişiyi hedefledik ve 300 ü yakaladık bile. Demir tasarım(Yeşim Demir) kurumsal kimliği oluşturdu, Yoyo Prodüksiyon fotoğraf çekimlerini yaptı, Ahu Yağtu markanın yüzü oldu ve bir çok gönüllü arkadaşımız da yardımcı oluyor. Birleşmiş Milletler Türkiye’den Gönül Sulargil’in projesi... Çekimler Mardin’de yapıldı ve 8 bayan tasarımcı arkadaşımız da destek verdi özellikle kadın projesi olduğu için. Gamze Saraçoğlu, Simay Bülbül, Mehtap Elaidi, Ezra Tuğba Çetin, Berna - Rana Canok, Deniz Yeğin birer ürün tasarladı ve bu ürünler Mudo’nun Türkiye genelinde 6 ilde ve 16 mağazasında satışa sunuldu. Satışları da gayet iyi gidiyor. Biz de şuan küçük bir yılbaşı koleksiyonu hazırlıyoruz sonrasında da 2010 ilkbahar yaz koleksiyonu olacak. Ocak Şubat gibi mağazalarda yer almış olur sanıyorum…

Reset: Çok güzel bir oluşum cidden, tebrik ederiz…

Benim bu proje sayesinde çok sık ziyaretlerim oldu bu bölgelere ve özellikle kadınlarla ilgili olarak bakış açım çok değişti… Yani ciddi bir potansiyel varmış orada. Bir kere renk bilgileri çok gelişmiş, her şey doğal… Ve bizlerden beklentileri çok yüksek… Son dönemlerde ÇATOM’lar (Çok amaçlı toplum merkezi) sayesinde birçok şey öğreniyorlar. Kuaförlük, dikiş, bilgisayar, el işi gibi… Bunları öğreniyorlar, eğitiliyorlar ama iş alanları yok para kazanabilecekleri… Senede bir kaç defa düzenlenen bölgesel fuarlar oluyor bir tek… Onlara bu süreklilik imkânını sağladığımızda gözlerinin içindeki pırıltıyı görebilmek çok güzel bir duygu. Onlar için atölyeler açtık, eğitimler vermeye devam ettik, ekipler oluşturuldu. Mesela Şırnak’ta ‘Şalşapik’  diye özel bir kumaş var bunu yaşlı bir amca üretiyor ve o amca ölürse eğer o tezgâh kapanacak. Neyseki 20 li yaşlardaki 6 genç erkek yetiştirilmek üzere  eğitimlere dahil olmuşlar da tezgah bu sayede kapanmayacak. Gençler yaşatmaya devam edecek bu zanaati. Aynı şekilde sadece Gaziantep’te üretilen bir kumaş daha var ve bu kumaşı üretenler de proje sayesinde en büyük siparişlerini aldılar. Yani Bölgesel gelişim ve üretim söz konusu aslında. Bir de insanlar böyle işlere dahil olduklarında mutlu oluyorlar. Kendi atölyelerinde çalışma ve üretme imkanı çok güzel bir şey. Çok ilham verici… O yüzden bu projenin sürekliliği de önemli bizim için. Devam edebildiğimiz kadar edeceğiz…

 

Http://www.haticegokce.com

 



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010