‘‘Creme de la Creme’’: Paris Fashion Week’in Ardından…
Londra, Milano, New York bitti artık en ihtişamlı en görkemlisinde sıra derken o da çabucak geçti. Tabii ki yine dolu doluydu, onlarca tasarımcı muhteşem şovlarla gerçekleştirdi defilelerini… Buyurunuz içinden seçtiklerim ve favorilerim.
Chanel
Karl Lagerfeld yine her zamanki gibi harikulade kurgulanmış bir sahneyle çıktı karşımıza. Ufak konser salonundan, tiyatro sahnesine her şey vardı. Sanırım en kalabalık defilelerinden birine imza attı. Yarattığı Coco ülkesindeki şehirli kızın taşrayı ziyaretini canlandırıyordu mankenler. Samanlar, ağaç evler, çiçekler derken sahneye Coco Chanel’in yeni yüzü Lily Allen son albümünden “Not fair”la sahneye samanlarından arasından fırlıyor! Çok fazla modifikasyona gitmeyen Lagerfeld Chanel çizgisini aynen yansıtmış.
Hermes
Hermes’in platformu da favorilerimdendi. Tasarımlarıyla lüks ve elit hayata davet mesajı veren tasarımcı bunları tenis kortunda sergilemekle başarılı bir kombinasyon yakalamış. Bu sefer trikolar her zamankinden daha da çekici
Barbara Bui
Rock’n Roll prensesinden geçen sayılarda bahsetmiştik. Yine adına yakışanı yapmış. Neredeyse her tasarımı için farklı bir ayakkabı tasarımıyla karsımıza çıkıyor. Payetli, derili, dantelli Rocknroll!!
Miu Miu
Vivienne Westwood’un ardından en iddialı Miu Miu idi benim için. Bahar havasını daha karamsar desenler ve renklerle yansıtmış. Gömlekleri en başarılı parçalardandı.
Valentino
Yine istemeye istemeye de olsa bu 2010 moda haftasında da bol bol derilerden bahsediyoruz. ‘Genç parti kızı’ olarak tanımladıkları konseptlerinde tasarımcılar mükemmel deri şekillendirmeleri ve farklı kesimleriyle ayrıca bol gül desenleriyle baharı anlatmışlar.
Chloe
Sanırım Chloe tasarımları için sadece beyaz ve açık pastel tonları demek yeterli. Romantik bir bahar yakalamışlar ve tabii ki şifonlar her zamanki gibi favorim.
Kenzo
Kenzo da pahalı reklam kampanyalarından kaçınanlardan… Her seferinde markayı gözümüze sokmak yerine moda haftasında bir defile onlar için tabii ki yeterli.