Uzak İhtimal

Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim…

Uzak İhtimal’i arkasından oyuncularıyla söyleşi yapma fırsatı bulduğumuz galasında, kalabalık bir seyirci kitlesiyle izledim. Katılım güzeldi, filmin kendisi güzeldi, yönetmen Mahmut Fazıl Çoşkun’un, senarist Tarık Tufan’ın, oyuncular Görkem Yeltan ve Nadir Sarıbacak’ın sohbetleri fevkaladeydi. Bilhassa Tarık Tufan, o kadar sıcak, samimi ve esprili bir hava yarattı ki salonda hepimiz hayran kaldık. Uzak İhtimal’i İstanbul Film Festivali’nde kaçırdığım için çok üzülmüştüm. Ardından gelen güzel yorumlar ve festivallerde yakaladığı başarılar hüznümü daha da perçinlediydi ki uzunca bir beklemenin ardından nihayet salon yüzü gördü film (ne yazık ki beşer onar kişilik salonlara oynamak zorunda).  
Aslında yazıya başlarken henüz Uzak İhtimal, senaryosuyla ilgili bir tartışmanın içine çekilmemişti. Elbette benim burada yapmam gereken filmi eleştirmek ancak böyle bir bilgiyi bilip de bağımsız olarak filmle ilgili yorum yapmaya içim elvermediğinden yazıyı elden geçirmek zorunda kaldım.

Bilmeyenleriniz vardır, biraz bahsedeyim: “Yeni Harman” isimli derginin editörü Başar Başaran’ın yaptığı bir haberle ortaya çıkıyor bu durum. Yönetmen M. F. Çoşkun’un aklına birkaç sene önce bu “müezzin-rahibe aşkı” fikri geliveriyor. Senarist Bektaş Topaloğlu’yla anlaşıp bu filmi yapmaya karar veriyorlar. Haberde söylendiğine göre de o sırada parası olmayan Çoşkun da “filmden para kazanırsam, hakkını öderim” diye söz veriyor. Bektaş Topaloğlu da bizim hikâyemizdeki Musa gibi sessiz, kendi halinde bir adam. Zamanla senaryo kısmına Tarık Tufan da dâhil oluyor ve çekimler başladıktan sonra Topaloğlu yavaş yavaş bu süreçten çıkarılmaya, olayların dışında tutulmaya başlanıyor ama sesini çıkarmıyor. Film, festivallere gidiyor, ödüller alıyor ama senaryoda asıl emeği geçen adamın adı afişe bile yazılmıyor. Topaloğlu’nun söylediği kadarıyla yönetmen Çoşkun’un açıklaması “unuttum” oluyor. Hakkı da ödenmiyor senariste. Daha sonra araya Beynelmilel’in senaristi Sırrı Süreyya Önder gidiyor, tarafları buluşturup uzlaştırıyor ve tam hakkı olmamakla birlikte Bektaş Topaloğlu’na belli bir miktar para ödeniyor. Bu işin magazinel kısmı belki ama ne olursa olsun ortada bir çeşit emek hırsızlığı olduğu da yalan değil. Bu filmi gözümde değersiz yapmıyor ama bu bilgiyi bilmeseydim, muhtemelen senaryoda asıl emeği geçen Bektaş Topaloğlu’na bu güzel hikâye için teşekkür etmeyecektim (bu vesileyle de etmiş olayım).    

Tüm tartışmaları şöyle bir kenara bırakırsak, ele aldığı konu ilk bakışta bıçak sırtı, yer yer din propagandasına kaymakla suçlanabilecek türde. Ancak senaryonun, değil böyle bir şeye meyletmek, “din” temasını hikâyenin merkezine oturtmak gibi bir çabası bile yok. Onu bırakın arka plan bile diyemeyiz aslında. Belki farklı dinlere bağlı olmaları yüzünden aralarındaki aşk, “uzak ihtimal” gibi gözüküyor konusu itibariyle fakat ikilinin birbirlerine böyle uzak durmalarının tek sebebi karakterlerin yine kendileri. Musa karakterimiz var bir tane. Müezzinlik yapmak için İstanbul’da Galata civarında bir camiye geliyor. Son dönemlerde sinemamızda göremediğimiz naiflikte bir karakter Musa. Sessiz, sakin, kendi işinde gücünde bir genç. Nadir Sarıbacak ise aynı sadelikle, abartısızlıkla oynuyor karakterini. Bu kadar ufak, ölçülü oynayarak nasıl devleşebilir bir insan rolünde bu kadar tüm salon hayretlere salındık.     

Söyleşide lafı geçtiği için söyleme ihtiyacı hissettiğim bir mevzu var. Semih Kaplanoğlu’nun Yumurta filmindeki Yusuf karakteriyle Uzak İhtimal’in Musa’sı arasında bir benzetme yapıldı seyircilerden biri tarafından. Şahsen en ufak bir öykünme olduğunu düşünmememin yanı sıra Musa’nın Yusuf’tan çok daha iyi çizilmiş bir karakter olduğu kanısındayım. Ayrıca Uzak İhtimal, Yumurta’nın sahip olmadığı başka bir şeye sahip bana kalırsa. Kaplanoğlu, filmini biraz da sanatsallaştırmak adına başlarda yarattığı samimi havadan bir süre sonra ödün vermeye, hikâyesini metaforlarla süslemek uğruna bir süre sonra seyircisinin ilgisini kaybetmeye başlıyordu. Fakat dediğim gibi Uzak İhtimal, Yumurta’nın aksine her karesinde seyircisinin ilgisini canlı tutabilen ve samimi havasını filmin tümünde hissettirmeyi başaran bir yapım. Nitekim söyleşiden çıkan ana fikir de herkesin en az benim kadar filmde inanılmaz bir içtenlik, sadelik ve sıcaklık yakaladığı oldu.

Musa’nın vurulduğu ve en az Musa kadar sessiz, çekingen yapılı rahibe adayı Clara rolünde Görkem Yeltan’ın da ekonomik oynadığını söylemekte yarar var. Yakup karakterinde Ersan Ünsal’ın çok da kayda değer bir oyunculuğunu göremedim. Oynaması gerektiği kadar oynuyor. Kişisel fikrim, Tarık Tufan’ın da söyleşide haklı bulduğu bir mevzu, Yakup karakterinin hikâye için çok da bir önem arz etmediği, hatta karakterin belki senaryoda değil ama hikâyede işgal ettiği yer açısından Musa’yla Clara arasındaki ilişkiye engel olduğunu düşünmeden edemiyorum. Belki sadece iki karaktere odaklansa ve ufak yan öykülerle vakit geçirmese Uzak İhtimal mükemmel bir film olacakmış. Bu açıdan Yakup’un varlığı ana öyküye katkı sağlamıyor, daha da dallandırıp budaklandırıyor. Olmasa da olurmuş, hatta olmasa daha iyi olurmuş.

Değinmeden geçemeyeceğim Şile’deki çekimler, fenerin orada çekilen fotoğraf sahnesi gibi filmde seyirciye inanılmaz lezzetli bir tat veren hafızama kazınan birkaç sahne var ki, sırf onlar bile filmi kalbimde ayrı bir yere oturtmayı başardı. Uzak İhtimal, olay yaratacak, çok gişe yapacak bir film değil ama öyle olsaydı inanın bu kadar samimi, doğal, derdini konuşmadan anlatan bir hikâye çekemezlerdi. İnşallah Uzak İhtimal, daha çok festival gezip daha çok ödül kazanır hakkıyla ama bu eserde payı olanların da hakkını yemeden yedirmeden elbet.

 

 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010