The Hurt Locker – Ölümcül Tuzak
Savaş bir bağımlılıktır mottosuyla vizyona giren bir film olarak karşımıza çıkıyor The Hurt Locker. Ölümcül Tuzak adıyla sinemalarımızda gösterime giren filmin daha ilk baştan bir çeviri hatasına kurban gittiğini belirtmeden geçmek de olmaz herhalde çünkü benim gibi film isimlerinin çevirilerini dikkate alan ve filmi orijinal dilinden izlemeyi ilke edinen bir kişiliğiniz varsa Ölümcül Tuzak adıyla Türkiye’de gösterime giren bu tarz bir filmi Bruce Willis’li Die Hard serisi tadına sahip olan filmlerle karıştırıp kafamızda filmi izlemeden önce filmin konusu ile ilgili yanlış yönlendirmeler yapabiliriz diye düşünüyorum.
Kathryn Bigelow tarafından çekilen film Amerikalı yazar ve gazeteci Chris Hedges’in “War is a Force That Gives Us Meaning” adlı kitabından bir alıntı – the rush of battle is often a potent and lethal addiction for war is a drug – ile başlıyor. Filmin başında Amerikalı bomba imha ekibini Irak’ta bir bombayı imha etmeye çalışırken görüyoruz ki aslında bu sahne filmin geri kalanında neler olacağının ya da filmin hangi konu etrafında dolaşacağının bir ön gösterimi olarak karşımıza çıkıyor. Film genelde Irak’ta görevli olan Amerikan bomba imha timinin özelde ise Sgt. William James’ in – Jeremy Renner – son 30 gününe odaklanarak aslında bizlere savaşın her iki tarafta da yarattığı psikolojik etkiyi anlatmaya çalışıyor dersek konuyu özünden yakalamış oluruz sanırım.
Sgt. William James’in vurdumduymaz ve kendi güvenliğini hiçe sayan tavırları ile belki bir futbol sahası ya da bir şehrin yarısını yok edebilecek büyüklükte etkileri bulunan bombaları etkisiz hale getirme çalışmaları, Sgt. Sanborn’un – Anthony Mackie – kurallara uyan yapısı ile James’ in kendine has tavırları arasındaki çatışma ve Specialist Eldridge’in – Brian Geraghty – aslında sakin görünmesine rağmen psikolojisinde meydana gelen yıkımlar ilk başlarda film ile ilgili öne çıkan detaylar olarak göze çarpıyor. Amerikan askerlerinin artık paranoyak bir hale gelen her şeyi ve herkesi potansiyel tehdit olarak algılama hali de filmde ayrıca üzerinde durulan konuların başında geliyor ki bunu filmde geçen birçok sahnede görme imkânımız oluyor. Film bir yandan amerikan askerlerinin psikolojisi üzerine odaklanırken diğer yandan da çekilen sokak görüntüleri, yıkılmış ya da eski bina görüntüleri ile birlikte de Irak’taki yoksulluğa ve çaresizliğe biraz da olsa görsel olarak yer ayırmakta aslında.
Ayrıca Irak halkının artık bombalara ve çatışmalara ne kadar alıştığını ve bunların artık gündelik hayatın bir parçası haline geldiğini görmek de mümkün oluyor. Bütün bunlarla birlikte film de odaklanılan bir başka nokta da Amerikan askerleri ile Iraklılar arasındaki iletişimsizlik olarak göze çarpmakta ki bu noktada filmin biraz da Amerika’nın Irak stratejisine karşı göndermelerde bulunduğu görülmekte. Sgt. James ile Amerikan üssünde dvd kiralayan ve kendisine Beckham diyen çocuk arasındaki ilişki de bizlere aslında klasik savaş ya da gangster filmlerindeki “asla birine bağlanma ya da sevme” ilişkisini hatırlatıyor. Filmi izlerken kendinizi hiçbir karakterle özdeşleştirip tam anlamıyla filme dâhil olamıyorsunuz. Yani daha doğrusu, film kurgusu ve kullanılan kamera tekniği sonucunda içine aslında bizi almıyor, bize bir gerçeklik sunup onu kabul etmemizi bekliyor.
The Hurt Locker’ın afişine bakıp da “Windtalkers” ya da “We Were Soldiers” tarzında bir savaş filmi izlemeyi hayal edenler içinse söylenecek pek bir söz yok. Çünkü film her ne kadar Irak savaşı ile alakalı olsa da asıl odaklandığı konu insan psikolojisi olduğu için film salt aksiyondan ziyade daha çok bir dram ve gerilim filmi olarak karşımıza çıkıyor. Zaten filmde de çok sayıda çatışma sahnesi yer almıyor. Bunun yanında filmde Sgt. Thompson rolünde Guy Pearce’ı – Memento, Leonard – ve Iraklı direnişçileri yakalayan ödül avcısı rolünde de Ralph Fiennes’i görmekte filme ayrı bir güzellik katan unsurlar olarak göze çarpıyor. Şu an için Irak savaşı ile ilgili ortaya konan yapım sayısı az olsa da, The Hurt Locker bu türden filmlerin içinden sıyrılıp izlenmesi zevkli olan bir yapım olarak karşımıza çıkıyor.

|