The Gods Must Be Crazy – Tanrılar Çıldırmış Olmalı
“Sevgili Anneciğim,
Kalahari Çölü’ne gelişimin henüz onuncu günü ve ben şimdiden kendimi buranın bir parçası gibi hissediyorum. Aile bağlarımızın çok kuvvetli olmadığından hep yakınmışsındır. Ofiste de patronum iş arkadaşlığı bağlarımızın kuvvetli olmadığından yakınırdı. Aslında siz de haklısınız. Aldığım karar kimseyi memnun etmedi. Mal varlığımın hepsini paraya çevirip Botswana’ya taşınmamın pek de “akıl kârı olmadığını” düşünmeniz kendi açınızdan doğruydu belki de. Ama bundan bana ne.
Yanıma aldığım onca kıyafeti buradakilere dağıttım. Sırf benim iyi bir evlat olduğumu düşünmeniz için. Ancak burada düşlediğim gibi rahat bir hayat geçiremiyorum. Çünkü haşereler bizim dünyamızda oldukları gibi davranmıyorlar buralarda.
Buraya geldiğim ilk günlerde doktorasını yapan bir zoolog ile tanıştım. Epey sakar bir adam olan Bay Steyn artık Botswana yaşantısına öylesine alışmış ki ten rengi haricinde her yönüyle bir Afrikalıydı. Ve oraya yeni tayin edilmiş bir öğretmen olan Bayan Thompson’a âşık olmuş. Bana “Selçuk nasıl yapsam nasıl etsem de ben bu kadına duygularımı açıklasam” diye sorup duruyor. Ben de “Vallahi hiçbir fikrim yok hocam” diyerek ona yardımcı oluyorum.
Merkezde geçirdiğim üçüncü günün sonunda bir tercüman ile Bushmen denilen bir kabileyi görmek için Botswana’nın içlerine doğru ilerlemeye karar verdim. Henüz altı saat yürümüştük ki karşımıza Bushmen’lerden biri çıkıverdi. Elinde bir Coca Cola şişesi taşıyordu. Ne elinde tuttuğu şeyin bir şişe olduğunu biliyordu ne de onun ne ifade ettiğini. En azından ilk başlarda ben öyle sandım. Elindeki şişeye “Evil Thing” demeyi tercih etmiş kendi dilinde. Kabilesinde yüzyıllardır süregelen barışçıl, paylaşımcı ve kardeşçe yaşam, şişenin gelişinden sonra bozulmuş. Çünkü gökten düşmüş olan bu şişe onların gündelik işlerini yapmalarında epeyce işlerine yarıyormuş. Fakat bir süre sonra, daha önce hiç hissetmedikleri duygular olan sahiplenme, kıskançlık, paylaşmama isteği gibi duyguları ortaya çıkarmış. Ve ismi Xi olan bu Bushmen “kötü şey”i yok etmeye karar vermiş ve kabilesine şişeyi dünyanın sonundan aşağı atacağına söz vermiş.
Güzel annem, biliyorum şu ana kadar anlattıklarım devasa bir Coca Cola reklamı gibi geliyor kulağa. Ancak dikkat ettiysen şişenin kötülüğünden bahsedip duruyorum. Hiç inanmadığım ve inanmayacağım “reklâmın iyisi kötüsü olmaz” sözünün arkasına sığınmıyorum. Ve Botswana’ya yerleşmiş iç savaşın sebeplerinden biri olan bu “şişe”nin bir Bushmen’in değil de Afrikalı yöneticilerden birinin kafasına düşmesi gerektiği gerçeğiyle yüzleşiyorum ara sıra. Ki bilirsin oğlun bir apolitiktir. (Bilir misin?) Ve apolitikliğiyle her zaman gurur duymuştur (Duymuş mudur?) Fakat bu kadar göze sokulursa politikanın sazı, insan biraz çığlık atıyor tabii olarak.
Burada hiçbir zaman deneyleyemeyeceğim çok şey öğrendim. Mesela aklınızda bulunsun, babama ve ağabeylerime muhakkak söyle eğer ormanda bir ateş yakarsanız mutlaka bir gergedan gelir ve o ateşi söndürür. Bir yangın görevlisi misali… Öte yandan para, otomobil, bina, beyaz insan nedir bilmeyen insanlar yaşıyor hala. Dünyanın bazı yerleri saf.
Burada gördüklerim bana biraz Colin Farell’ın oynadığı “New World” filmini anımsattı. O filmde buradakilere benzeyen ve saflığını koruyabilmeyi başarmış kabileler vardı. Aynı şekilde Leonardo Di Caprio’nun başrolünü kendi arasında paylaştığı “Beach” filmindeki gizli toplum da sanki Bushmen’leri anlatıyordu. Bahsettiğim filmlerin DVD’lerini alın izleyin. Sonra “oğlumuz kimlerle takılıyor” diye düşünmeyin.
Ve’l hâsıl-ı kelam ben burada gerçekten çok mutluyum. Geri dönmeyi düşünmüyorum. Zaten dikkat etmişsinizdir geri geleceğime dair hiçbir kelime etmedim. Burada melez çocuklarım olacak ve onlarla mutlu, sessiz bir hayat süreceğim. Herkese selamlar.
En içten dileklerimle,
Sevgili Oğlunuz…”

|