Son 10 Yılın En İyi Performansları - Tolga'nın Seçkisi
Mark Rylance / Kerry Fox (Jay / Claire) – Intimacy (2001)
Londra'nın iki yalnız insanı portresinde Mark Rylence ve Kerry Fox tamamen doğal, yapmacıklıktan uzak ve de kendilerini çok da abartmayan performanslar ortaya koymuşlardı. Üstelik olabildiğince “gerçekçi” sevişme sahnelerini dahi birer duygusal ifade sahnelerine çevirmeyi de başararak...
Tony Leung Chiu Wai (Chow Mo-wan) – In the Mood For Love (2000)
Son on yılın Mulholland Drive ile birlikte en iyi filminde Tony Leung, daha evvel Chunking Express ve elbette o muhteşem Happy Together'da yaptığı üzere yine bir Wong Kar-Wai filminde aşk acısı çekiyor... Elbette Happy Together kadar “intense” (çarpıcı) bir performans değil bu. Ancak topluca daha evvelki Kar-Wai performansları ve daha sonraki 2046 ile birlikte düşünülünce bu adamın Kar-Wai sineması için nasıl bir ikona dönüştüğü ve benzer rollerde kendini nasıl geriye çekip de o hüznü yüzünde taşıyabildiği görülebilir.
Sissy Spacek (Ruth Fowler) - In the Bedroom (2001)
Sadece gözleriyle dahi oynayabilen oyunculara bayılıyorum. Sissy Spacek zaten Amerikan Sineması için aşmış bir oyuncu olduğundan yaptığı şaşırtıcı değil. Onun öfkesini üzüntüsü ile karıştıran anne kompozisyonu unutulmayacak bir sahicilik içeriyor. Oscar'ı Halle Berry'e kaybetse de gönüllerin Oscar'ı kendisinindir.
Naomi Watts (Betty Elms / Diane Selwyn) - Mulholland Drive (2001)

Herkesin anlamakta ilk başta güçlük çektiği bu sinema şaheserinde Naomi Watts, kariyerinin en büyük fırsatını yakaladığının farkında olarak kendini tamamen rolüne veriyor ve de büyük bir yıldız olma hayallerinin içinde kaybolup gidiyordu.
Isabella Huppert (Erika Kohut) - La Pianiste (2001)

Çok rahatsız edici bir filmin en rahatsız anında Isabella Huppert asla kendini geri çekmeden o soğuk piyano öğretmenini oynamaya devam ediyor. Bakmaya utanacağınız anları oynamaktan çekinmiyor ve karakterinin tüm albenisizliği içinde kendini kaybettiriyor.
Jack Nicholson (Warren Schmidt) - About Schmidt (2002)
Jack Nicholson, işte bu nedenle en büyük oyuncudur. Oyunculuk skalasında gösterişli ve bol patlamalı performanslardan dingin ve de usulca akıp giden performanslara uzanan bir yelpazede izleyeni büyüler. Hayatını anlamsızlıkla donatmış Warren Schmidt portesinde Nicholson son ana kadar sakin bir tempo ile bizi ekrana kitlerken son yirmi dakikada önce nikâh konuşması ile sonra da küçük Afrikalı'nın mektubunu okurken insanı tokat gibi çarpıyor. Yaşayan en büyük oyuncu olduğunun kanıtı gibi bu film.
Nathalie Portman (Alice / Jane) – Closer (2004)

Kabul edelim bu kız “kült” ile “oyuncu” arasında bir yerde duruyor. Leon, Star Wars ve V for Vandetta'nın hemen yanına iliştirilen bu film hele onu hem bir kült figür hem de bir oyuncu olarak kutluyor. Perdede göründüğü anlarda ışığı tamamen üzerine aldığını kimse inkâr edemez.
Heath Ledger (Ennis Del Mar) - Brokeback Mountain (2005)
Marlon Brando'nun oyunculuk yetenekleri ile karşılaştırılmıştı Heath Ledger; bu duygularını ifade edemeyen, korkak ve bencil eşcinsel kovboy karakterizasyonu ile... Perdede görülen en canlı ve de iyi düşünülmüş rollerden biriydi hiç şüphe yok ki...
Sean Penn (Harvey Milk) – Milk (2008)

Sean Penn perdede gördüğümüz en iyi performansı ortaya koymuştu. Artık onu Sean Penn'den başka bir şey olarak göremeyeceğimizi düşündüğümüz anda o bir karakter oyuncusu olduğunu hatırlattı. Mimikleri, kötü saç kesimi, yürüyüşü, jestleri ile gerçek manada bir eşcinsel tiplemesi oluşturdu. Üstelik daha evvel Ray, Sylvia veya Capote'de yapıldığı üzere bir public personayı taklit ederek değil, zamanla kendine olan güvenini kazanan bir eşcinseli canlandırarak yaptı bunu...

|