Son 10 Yılın En İyi Performansları - Öykü'nün Seçkisi

Johnny Depp (Jack Sparrow) - Pirates of the Caribbean Serisi (2003-2007)

Eğer bana gelip de böyle böyle bir film projesi varmış, sence kim Kaptan Jack olur diye sorsaydı, kesinlikle Johnny Depp derdim. Bu rol için tamamen biçilmiş kaftan olduğunu, üç film boyunca kendini hayran bıraktırarak gösterdi. O kadar iyi bir iş çıkardı ki, dünyadaki herkes ona Kaptan Jack der oldu. İyi bir oyuncu olduğunu, karakterin üstüne yapışmasına izin vermeyerek ve farklı karakterlerdeki başarılarıyla gösterdi. Yine de, kaptan Jack halinin yeri bir ayrı.

Russell Crowe (John Nash) – A Beautiful Mind (2001)



Filmde şizofren bir matematik dehasını canlandıran Russell Crowe, canlandırdığı karakterin zorluğuna rağmen bana kalırsa muhteşem bir performans gösterdi. İki yıl üst üste “En İyi Erkek Oyuncu” dalında Oscar’a aday olduğu ve Gladyatör’le Oscar’ı aldığı 2000-2001 senelerinden sonra performansının gitgide düştüğünü düşünsem de, aklımdan bu filmdeki oyunculuğu silinmeyecek.

Heath Ledger (The Joker) - The Dark Knight (2008)



Geçtiğimiz yıl aniden yaşamını yitiren Heath Ledger, oynadığı son iki filmden biri olan Batman serisinin son filmi the Dark Night’taki Joker rolüyle filmden çok ses getirdi. Oscar’a aylar varken En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü onun alacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Nitekim, bu üstün performansıyla bu ödüle layık görüldü; fakat kendisi bugünleri göremedi. Biz jokerimizi unutmayacağız.

Demet Akbağ (Mehtap Anne) - O… Çocukları (2008)



Oyunculuğuna eskiden hiç kaçırmadan izlediğim Bir Demet Tiyatro’dan beri hayran olduğum Demet Akbağ, Murat Saraçoğlu’nun yönettiği O… Çocukları’nda eski bir hayat kadını olan ve çocuklara bakan bir kadını canlandırıyor. Çok da iyi yapıyor. Filmi yaptığı tüm mimiklere, ağzından çıkan her kelimenin nasıl çıktığına hayran hayran baka baka izledim. Rolü çok iyi özümsediğini ve yansıttığını düşünüyorum. Onu daha sık bir şekilde sinema filmlerinde görmek temennimiz.

Şener Şen (Ali Osman) – Kabadayı (2007)



Türk sinemasının efsane oyuncularından Şener Şen için Kabadayı’daki oyunculuğu hakkında tek bir şey söyleyesim var, o da herkese oyunculuk dersi vermiş olduğu. Ayakta alkışlıyoruz, bu denli değerli oyuncuların kıymetini bilelim.

Adrian Brody (Wladyslaw Szpilman) - The Pianist (2002)
Bir piyanistin 2. Dünya Savaşı sırasında Almanların Polonya’yı işgali sırasında yaşama serüvenini anlatan filmde Adrien Brody herkesi büyüledi. Piyano çalan bir insan olarak, aslında merak ettiğim Adrien Brody’nin gerçekte de piyano çalıp çalmadığı. Çünkü o kadar hissederek ve o hissi bize vererek çaldı- ya da çalıyor taklidi yaptı- ki ben o piyano sahnelerinde kendimden geçtim. Tüm film boyunca sergilediği sakin ve doğal oyunculuk muhteşemdi. Bu muhteşem oyunculuk da zaten hak ettiği Oscar’ı elde etti.

Jim Carrey ve Kate Winslet (Joel Barish & Clementine Kruczynski) - Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)

Hayatımda büyük önem taşıyan filmin başrol oyuncularını bu listeye katmamak olmazdı. Neden ikisini bir arada yazdığımı açıklayayım, ben onları birbirinden ayrı değerlendiremiyorum bu filmde. Birlikte yarattıkları uyum sayesinde bu kadar sevimli ve samimi bir çift ortaya çıktı diye düşünüyorum.  Filmi ilk izleyişimden bu yana herhangi bir filmde daha güzel bir çiftle karşılaşmadığımı dile getirerek, gönlümün bütün ödüllerini onlara veriyorum.

Natalie Portman (Inés / Alicia) - Goya’s Ghosts (2006)

Natalie Portman, V for Vendetta filmiyle büyük ses getirmişti; fakat ben Goya’nın Hayaletleri’ndeki performansını çok etkileyici buldum. Filmimizin talihsiz karakteri Inés’in başına gelenler inanılır gibi değil, tabii sonunda akıl sağlığı da bozuluyor ister istemez. Akli dengesi bozulan Inés’i ve hatta onun kızı Alicia’yı da canlandıran Natalie, iki rolde de en ufak bir açık vermedi ve bu performansı gerçekten de benim son zamanlarda izlediğim en güzel performanslardan biri oldu.

Edith Piaf (Marion Cotillard)- La môme (2007)

Kendisinin ne kadar güzel ve iyi bir oyuncu olduğunu bir hollywood yapımında başrol almadan önceki yapımlarından biliyorduk zaten(özellikle Jeux d’enfants filminden). Ünlü fransız sanatçı Edith Piaf’ı oynayan Marillon, rolüne ne kadar iyi hazırlandığını bilhassa konser sahnelerinde gösterdi. Filmi izlerken kendisini çok takdir ettim. Çünkü gerçekten yaşamış birini oynamak daha zordur diye düşünüyorum. Sonuçta karşılaştırılacaksınız onunla. Kendisine bu filmde hayran kaldım ve artık dünya çapında başarılı bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Bu performansıyla Oscar’ı alması kaçınılmazdı, inşallah kariyerinin devamı da bu kadar parlak olur.

Min-sik Choi (Dae-su Oh) – Oldboy (2003)

Filmin konusu ve senaryosu gereği, başrol oyuncusunun iddialı olması neredeyse şart idi. Şöyle ki, filmde uzun yıllar biri tarafından hapsedilen ve dış dünyaya yıllar sonra çıktığında intikam almaya karar veren ve tesadüfen karşılaştığı bir kızla gelişen ilişkisini ve intikam sürecini anlatan aksiyon dolu, iddialı bir film Oldboy. Öyle bir oyuncu seçmişler ki, tüm zor sahnelerin altından kalkmış, çok güçlü bir oyunculuk sergilemiş Min-Sik Choi. Kendisini cesur olarak da nitelendiriyorum ben, canlandırdığı karakterin altından kalkabileceğine inanmış olduğu için; çünkü bana kalırsa tüm o sahnelerde yer almak insanı rahatsız edebilir. Demek ki kendisi aşmış bunları diyoruz ve kendisini tebrik ediyoruz.

 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010