Okuribito – Son Veda

Gitmek ne demek?

İki yer arasında ki geçiş mi yoksa sadece eskiden bulunduğun yerde bir daha bulunmama durumu mu?

Zaman ne demek?

Hayatın başlangıcından sonuna kadar geçen süre mi yoksa sonsuzluğun akıp gitmesi mi?

Bir dağın tepesinde, her yeri görebilecek durumdayken arkadan gelen çello sesi eşliğinde yapılan yolculuk zamanı ve mekânı değiştirmeyi başka şekilde yorumlamayı sağlar. Bazen bir kültürde gitmek, yeni bir başlangıçken bazen iste terk edilmektir. Bazen gitmek ölümle özdeşleştirilirken, bazen de anne karnında doğmayı bekleyen bir bebekte yaşam bulan bir hüzündür.

Yönetmenliğini Yôjirô Takita yaptığı Okuribito gidişleri anlatır. Bir orkestrada çello çalan Daigo Kobayashi’nin işleri kötü gitmektedir ve hayatı boyunca yapmak istediği işi bırakmak zorunda kalır. Aile ilişkileri biraz garip olan Daigo, babasını hiç sevmemektedir. Daha sonra hayatlarını devam ettirebilmek için iş ilanında ilk bulduğu işe gider. Ve aslında gidişlerin artık bu noktadan sonra onun için başka bir anlamı vardır. Ama bir yandan da çello çalmayı hiç bir zaman bırakmaz. Bulduğu iş ise  ölüleri sonraki hayata hazırlamaktır. Yani ölüleri yıkayıp, makyaj yapıp, onları tabuta yerleştirmek aslında. Bu işi yüzünden hayatındaki birçok denge bozulurken aslında farkında olmadan yaptığı iş onu babasına götüren bir araç olacaktır. Bir yandan duygusal bir temayla devam eden film aslında kendi içinde ölümün sıradanlığını konu alır. Ölüm, korkularımız, mutluluklarımız ve umutlarımız neyse bunların hepsinden üstüne giyinerek bizi karşılar. Biraz doğu kültürü, biraz çello ve biraz da gitmek…

Uzaklara gitmek mi yoksa sadece yakınındayken bile uzak olmak mı? Hangisi daha kötü?

Filmde kullanılan en büyük zıtlık, doğmak ve ölüm teması. Aslında hayallerinden uzaklaştığını düşünürken insan farkında olmadan da yaşamın tam içinde olmasını istediği yere gidebiliyor bir anda. Çünkü belki de ölüm temasıyla birlikte hayatın ne kadar esnek olduğunu görüyoruz.

Filmde birçok yerde Daigo’nun geçimişine dönme tekniği kullanılmış. Böylelikle karakterin hatıralarını ve onların olaylarla bağlantısını görmüş oluyoruz. Aslında film Daigo’nun gözünden çekilmiş diyebiliriz. Bu yüzden geçmişine dönerek yap-bozun kayıp parçalarını bulmamıza yardım ediyor, Daigo. Bir yandan da ölümle ilk kez yüzleşen bir insanın, bu konudaki fikrinin ve korkusunun nasıl yavaş yavaş değiştiğini görüyoruz. Aslında bu donuklaşmak değil de sadece başka bir anlam yüklemek. Yeni bir yolculuğa başlamak gibi…

Film Daigo’nun hayatını değiştiren olayla başlar. İlk başta buna neden olan yan bilgileri öğreniriz. Sonra da Daigo’nun hayatı değişir, eşi artık onu istememektedir ve bu yanlızlığı içinde, gidişleri kafasında anlamlandırmaya çalışır. Ama sonra işler yoluna girer. Aslında işlerin yoluna girmesi o kadar duygusal bir hava katıyor ki filme… Çünkü korkutucu olan ölmek değil de, ölmeden önce eksik işler bırakıp bırakmadığımızdır.

Daigo’nun eşi Ikuei Sasaki’nin anlayışlı tavrının bir anda eşinin mesleği yüzünden değişmesi ve sonra yeniden bu işin ne kadar onurlu bir iş olduğunu görmesi de aslında tıpkı Daigo’nun çelloyla yaşadığı ilişki gibi düşünülebilinir. Çünkü Daigo işler kötü gitse de hiç çello çalmayı bırakmadı.

Belki de bu kadar belirsizliğinden bahsedilen ölüm konusunun, bu kadar açık ve net biçimde anlatıldığını görmek insanın hem bir yandan içini rahatlatıyor hem de garip bir duygusallık veriyor.

Filmde çalınan müzikler ise tam anlamıyla yap-bozun son parçalarını özenle yerleştirmek gibi. Aslında bitmiştir yap-boz, biliyorsundur ama hala tamamlanmamıştır. Müzikleriyle Okuribito insanda tamamlanma hissi uyandırıyor. Müziklerin genelde nereden geldiği belli, ya bir plak ya da Daigo’nun çaldığı çello…

Gidişler… Nereye doğru peki? Bilinmeyen bir karanlığın içine mi, yoksa yepyeni bir başlangıca mı?

Gidişler… Neden peki? Zorunluluk mu yoksa kendi isteğimiz mi?

 

 




 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010