Lamb Röportajı
Daha önce gerçekleştirmiş olduğumuz tozlu bir röportaj daha bugün derginin gıcır gıcır sayfalarında yer buluyor. Üstelik bu sefer şansımız yaver gidiyor ve trip hop âleminin en meşhur gruplarından biri olan Lamb karşımızda duruyor. Röportaj için Vatan gazetesi muhabiri Eda Solmaz ve fotoğrafları çeken Barış Acarlı’ya çok teşekkür ediyor, 24 Mayıs tarihinde Chill-Out Festival çatısı altında Kemer Golf & Country Club’da gerçekleşen sohbetimizi siz şanslı Reset! okuyucuları ile buluşturuyoruz.
Reset! Magazine: Türkiye’ye üçüncü ziyaretiniz. Buraya yeniden gelme kararınızda neler etkili oldu?
Andy: Bundan önceki gelişimizde hava gerçekten çok yağmurluydu. Bugün ise oldukça güneşli. Aslında Avrupa festivallerinde Amerika’dakinden farklı olarak genellikle yağmurla karşılaşıyoruz. Burası biraz daha Amerika’ya benziyor.
Lou: Bu festival daha çok özel parti havasında, VIP organizasyonlara benzettim. Golf kulübünde yapıldığından olsa gerek bana oldukça seçkin geldi. Bu da biraz tuhaf, çünkü İngiltere’deki sevdiğimiz festivaller daha gerçekçi görünüyor.
RM: Peki, burası müziğiniz için doğru yer mi? Sevdiğiniz festivallerle kıyaslayabilir misiniz?
Andy: Biz en çok Glastonbury’de çalmayı seviyoruz ama bu gecenin de güzel geçeceğini düşünüyorum çünkü insanlar şimdiden hareketlenmişe benziyor.
RM: Müziğinizi tam olarak tarif edemediğinizi söylüyorsunuz. Bunun sebebi deneyselliği sevmeniz mi?
Andy: Ne tür müzik yapacağımıza karar versek de, her zaman biraz deneysellik katıyoruz.
Lou: Ben müziğimizi kategorilere ayırmaktan hoşlanmıyorum. Tek bir cümleyle özetlememiz imkânsız görünüyor. İnsanlar bir etiket arıyor, bulamadıklarında deneysel diyor.
RM: Konserlerinizde nasıl bir tutum sergiliyorsunuz?
Andy: Ya çok sakin ya da patlamaya hazır bomba gibi oluyoruz. Ama bu gittiğimiz yerlere de bağlı, bir günümüz bir günümüzü tutmayabiliyor. Biz ikisinden de memnunuz elbette, çünkü çok yükseldiğimizde her şey aynı görünüyor ve bu nedenle yavaşlamamız gerekiyor. Tıpkı manzarayı seyretmek için dağa çıkıp daha sonra memnun bir şekilde yavaş yavaş inmeniz gibi. Eğer sürekli dağda kalırsanız bir süre sonra manzaraya alışır ve sıkılırsınız.
RM: Gabriel gibi hit şarkılarınızın sizi nereye taşıdığını düşünüyorsunuz?
Andy: Tüm şarkılarımız adeta çocuklarımız gibi, hepsiyle gurur duyuyoruz. Gabriel insanların kalbine ulaşma konusunda en etkili şarkımız olabilir, ama bizim için ayrım yapmak imkânsız. Bir çocuğunuzu diğerinden daha fazla sevmek mümkün mü?
RM: Peki, konserlerde şarkı seçimini nasıl yapıyorsunuz?
Lou: En son turneye çıkalı beş yıl olduğundan planlama kısmını unutmuş olabilirim, ama Andy’nin de söylediği gibi tüm şarkılara çocuklarımız gibi yaklaştığımızdan birini diğerinden daha fazla kayırmıyoruz. Tabii elbette canlı söylendiğinde daha etkileyici olan şarkılara öncelik vermeye çalışıyoruz. Biraz kumar oynuyoruz denebilir, çünkü kısa bir konser vermemiz gerekiyorsa bazılarını pek hoşumuza gitmese de listeden çıkarmamız icap ediyor.
Andy: Genellikle şarkı listelerimizi konserin gidişatına göre belirliyoruz. Atmosfere bağlı olarak her konserde yeni bir şarkı listesi oluşturuyoruz.
RM: Yeni albümünüzde farklı bir Lamb tutumu mu izleyeceksiniz?
Andy: Yeni albüm için henüz karar vermedik, belki o yola tekrar girmeyebiliriz.
RM: Konser vermekten en çok hoşlandığınız ülke hangisi?
Andy: Portekiz. Orada 100,000 kişilik bir konser vermiştik ve sahneden nasıl göründüğünü bilemezsiniz. Uçsuz bucaksız bir kalabalık… İngiltere de güzel, geçtiğimiz cuma günü yaşadığım şehir olan Brighton’da bir konser verdik ve gerçekten harika vakit geçirdik. 500 kişi tıkış tıkış bir salonda toplanmıştık. Ama öyle konserlerin havası da bir başka oluyor.
RM: Türkiye’de çok sayıda hayranınız var, burada konsere gelmenizin sebeplerinden biri olabilir mi?
Lou: Gerçekten mi? Ben pek hayranımız olduğunu bilmiyordum.
Andy: Buraya daha önce gelmek istemiştik ama turnemizi Haziran ayıyla sınırlı tutacağımız için programla uyuşturamamıştık. Sonra Türkiye’nin turne başlangıcı için güzel bir yer olacağını düşündük ve fikrimizi değiştirerek neden olmasın dedik.
RM: Hayalizindeki sahnede çalmayı başardınız mı?
Lou: Tek bir hayalimiz yoktu ve çalmak istediğimiz yerlerin pek çoğunda sahne aldık. Tabii bizi şaşırtan yerler de oldu. Mesela Japonya’da muhteşem bir kitleyle karşılaştık.
Andy: Hayatımızın konserlerinden biriydi, daha önce hiç orada bulunmamıştık.
RM: Ya Türkiye hakkındaki fikirleriniz?
Andy: Üçüncü gelişimiz demiş miydim?
Lou: Ben zaten Türk kültürüne alışkınım çünkü Londra’da Türk nüfusunun yoğun olduğu bir semtte yaşıyorum. İstanbul’a gerçekten çok benziyor. Özellikle Türk yemeklerini iyi bilirim. Üstelik sadece kebap, döner değil; ezme, tarhana çorbası… Hepsini afiyetle yiyorum.
RM: Yaşınız ilerledikçe müziğinizde nasıl değişiklikler oluyor?
Lou: Gerçekten tam bir süzgeçten geçirme süreci gibi. Olgunlaştıkça neleri sevip sevmediğimizi daha iyi anlıyoruz. Bu sırada her ikimizin de kendi projeleri var. Bu projeler bizi besliyor, çünkü bireysel olarak yapmak istediğimiz müziği ortaya koyma şansı buluyoruz ve Lamb için de taze fikirler geliştirmiş oluyoruz. Yaşlandıkça daha mantıklı kararlar verdiğimizi ve sabrımızın arttığını da söyleyebilirim. Üstelik eskisi kadar tartışmıyoruz.
Andy: Eskiden pek fenaydık.
Lou: Aynen öyle. Şimdi ise birbirimize karşı hoşgörümüzün arttığını düşünüyorum. Ama elbette bu durum müziğimizin yumuşadığı anlamına gelmiyor. Şu an müziğimiz eskisinden de sert, sebebi de daha önce bahsettiğim süzgeçten geçirme süreci. İhtiyacımız olanları alıp kalanını itiyoruz.
RM: Son olarak popüler müzik kanalları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Lou: Onların aşılamaya çalıştığı kültürden nefret ediyorum, adeta fast food gibiler. Evimde televizyon yok ve ihtiyacım da yok.
Andy: Ben bazı müzik programlarının güzel olduğunu düşünüyorum ama çoğunluğu gerçekten katlanılır gibi değil. Resmen yirmi dört saat boyunca aynı müzikle dans eden yarı çıplak kadınları izliyorsunuz. Lamb’i kurduğumuz ilk yıllarda, plak şirketimiz yüzünden sürekli single çıkartmamız ve reklam yapmamız gerekiyordu. Ama şimdi rahatladık, çünkü bir plak şirketine bağlı değiliz ve canımız ne isterse onu yapıyoruz. Bize ne yapmamız gerektiğini söyleyen kimse kalmadığı için müziğimiz de saf hale geldi.
Lou: Berbat da olsa karar bizim kararımız.
RM: Bu güzel röportajınız için çok teşekkür ederiz.
Andy & Lou: Biz teşekkür ederiz. Konser saatini heyecanla bekliyoruz.
Fotoğraf: Barış Acarlı
 
|