|
G-Force
Bir köstebek neler yapabilir veya hepimizin günlük hayatında kullandığı kahve makinesi ne kadar ölümcül olabilir? Walt Disney imzalı, yönetmenliğini Hoyt Yeatman yaptığı G-Force, 3-D gözlüklerinizi taktığınız anda sizi başka bir dünyaya götürür ve orda, hamsterların sesini bir çip sayesinde duymaya başlarsınız. Aslında tüm bu olup bitenler hamsterların ne kadar iyi ajan olabileceklerini göstermek için diyebiliriz. Arada bir gözlüğü çıkarttığınızda her şey belgesel kıvamına döner ve birden o çılgın hamsterlar birer deney faresine dönüşüverirler. Ama gözlükleri takar takmaz heyecana kaldığınız yerden devam edersiniz. Hamsterların tüm bu yolculuğu güçlerini gösterme çabasıyla başlar ve ardından başlarına gelen talihsiz olaylar animasyona Die Hard ve Mission: Impossible havası katarak devam eder… Ve tabi ki de mutlu son. Bizim küçük hamsterlar artık birer FBI ajanıdır.
Animasyonun daha ilk dakikalarında karakterlerimizi tanıyoruz ve neden başlarına bu tatlı maceranın açıldığını biliyoruz. Bu dört karakterin kendine has belirgin özellikleri var. Mesela; Darwin G-force’un lideri, Blaster uçuk şeylerden hoşlanan bir silah uzmanı, tek bayan hamsterımız olan Juarez ise savaş sanatları konusunda deneyimli ve en son; köstebeğimiz Speckles ki kendisi bilgisayar konusunda bir dahidir. Tabi film boyunca kamera görevi gören sineği de unutmamak gerek: Mooch. Tüm hikâye, karakterlerin en belirgin özellikleri üzerinden dönüyor.
Animasyon direkt açılış sahnesiyle birlikte hareketi en üst seviyede tutacağının ipuçlarını veriyor. Karakterlerin olay içindeki davranışlarıyla özellikleri belirtiliyor ve filmin genelde hangi konu üzerinden döneceği seyirciye söyleniyor. Merak etmeyin daha fazla detay vermeyeceğim. Gerçi vermeme gerek kalmayacak sanki. Çünkü olaylar net, karmaşa yok. Zaman ve mekân konusunda küçük çocukların kafasını karıştırmaya gerek görülmemiş. Aynı zamanda animasyon, küçük çocukların kendilerine doğru kahramanı seçmelerine olanak sağlıyor diyebiliriz. Herhalde filmi izleyen herkesin kahramanı ve kahramanımıza karşı olan kötü adam karakteri aynı. Hatta kahramanlarımıza yardım eden ve yine içimizde iyi duygular beslediğimiz başka karakterler daha var. Tüm bu özellikleri topladığımızda elimizde klasik sinemanın öğelerini buluyoruz. Hatta sonun mutlu bir şekilde bitmesiyle de, 3-D gözlüklerini çıkarttığımızda iyice emin oluyoruz.
Tüm bunların yanında deliren kahve makineleri, dünyanın sonunu getirmeye çalışan kötü adam karakteri, ama aslında her şeyin altında başka bir durumun yatması ve bunun en sonda olaylar çözülürken gözler önüne serilmesi sanki küçük çocuklara klasik sinemayı tanıtmanın en iyi yolu gibi duruyordu. Voltran gibi bir araya gelerek oluşan son dev; ev aletlerinin ne kadar ölümcül olabileceğinin göstergesidir diyebiliriz aslında… Ve tabii ki de kötü adamın Dünya’yı yok etme çabası işe yaramaz.
Aslında burda kötü adam da bir nevi kandırılmıştır. Gerçekten öç almak isteyen farklı bir kişidir ve aslında bu kişi bir yandan adından dolayı tahmin edeceğimiz bir karakter ama bir yandan da filmin başından beri hep iyi olarak tanıdığımız biri. Çok mu ipucu verdim ne… sonuç olarak iyiler iyi kalır, kötüler de zaten kötü olanı hak etmiştir dengesini bozmayan bir animasyon diyebiliriz. Bir de işin içinde tabi ki de takım ruhu ve arkadaşlık ilişkileri var. Bunların hepsinin dengesi aralarda bozulsa da sonunda her şey mutlu sonla bitiyor. Aralarına katılan çaylak bir karakter, köstebeğin arkadan vurduktan sonra yaptığının kötü bir şey olduğunu anlayıp yeniden arkadaşlarının yanına dönmesi gibi...
Son olarak; hamsterları, klasik sinemayı, aksiyon içeren sahneleri, 3-D izlemeyi seviyorsanız, çocukluğunuzda beri hamsterınıza bakıp onun nasıl bir ajan olacağını merak ediyorsanız ve en önemlisi mutant mutfak robotları nasıl olur sorusunun cevabını arıyorsanız, kendi grubunuza bir isim bulun ve güçlerinizi birleştirin çünkü dünyanın daha büyük kahramanlara ihtiyacı var.

|
|
|
|
|
|
|
|