Flight of the Conchords



Bundan seneler evvel, İzmir-İstanbul arasını tatiller dâhilinde otobüsle gidip geldiğim sıralarda yolun uzunluğu ve yanıma düşen bayanın her seferinde şaşmaz bir şekilde çene ishali olması sebebiyle seyahat boyunca kulaklığımla bütünleşmek farz olmuştu. Otobüs yolculuğu sırasında uyuyamıyor olmak baştan 1-0 yenik başlatıyor olsa da yanıma aldığım fazladan piller derdime derman oluyordu (o zamanlar beyaz kulaklıklı üstü tekerli mp3 çalarlar yerine kocaman discmanler vardı, yanınızda case falan taşırdınız, peeeh). Bu uyunamayan 7-8 saatlik yolculuklar esnasında bir yandan kalçam düzleşip, başımı cama yaslayıp müzik dinlerken çalan müziğe göre kafamda klipler çekerdim. Doğal olarak genelde yol videoları olurdu, çok fazla bir şansım olmadığı için. Bazen muavin çay kahve dağıtırken geldiğinde klibime dâhil olurdu; gerçi hiç durup dururken şarkı söylemeye başlayanına raslamadım ama o da benim bedbahtsızlığım herhalde. Zaten kısıtlı olan imkanlarıma bir de böyle bir şanssızlık eklenince kafamda Chemical Brothers tadında bir klip çıkarmam iyice zorlaşıyordu.

Müzik çalarların ufalıp daha da cepte taşınabilir hale gelmesi ve  yürürken aman CD atladı gibi bir durumun ortadan kalkması üzerine yürürken hatta koşarken de müzik dinleyebilmeme olanak sağladı. Artık kafamda çektiğim kliplerde daha özgür davranabiliyordum. Karşıdan yürüyen insanlar, köpeğini gezdirenler, etrafta koşuşan çocuklar, dükkânının önünü süpüren amcalar kliplerimde ne kadar ünlü olduklarının belki farkında değillerdi, ama her dinlediğim her şarkıda benim için birer oyuncuydular. Benim gibi yapan kaç kişi var bilemiyorum ama tavsiye ederim, bu gözle bakınca bir yerden bir yere gitmek daha eğlenceli oluyor.

Müzikal yeteneğim evde üzerine oturduğum koltuktan az biraz daha hallice olduğundan ötürü, maruz kaldığım durumlar-olaylar üzerine şarkı besteleyemiyor olmam bir özür olarak sayılmamalı. Herkes her konuda mükemmel olacak diye bir kural yok; zaten öyle olsaydı dünya Pleasantville ayarında çok sıkıcı bir yer olurdu. Kimisi yazı yazıyor (ya da benim gibi yazmaya çalışıyor), kimisi resim yapıyor, kimisi de müzik yapıyor (ya da benim gibi anca kafasında klipler çekiyor). Ben de isterdim tabi her konuda şarkı yazabilip bir de söyleyebiliyor olmayı ama allahtan bunu benden çok daha iyi yapabilecek insanlar var ki dünya benim gibi bir müzikal kabiliyetten yoksun kalıp çok daha iyi bir yer oluyor.

Flight of the Conchords’u ilk olarak albümlerini dinleyerek duymuştum. Bir anlam verememiştim tabi şarkılarına, 1940’ların novelty gruplarının günümüzdeki yansıması gibiydiler. Saçma sapan şarkı sözleri, alakasız müzikal alt yapılar, her şarkıda değişen bir tarz. Deneysel bir albüm olduğunu düşünerek bir süre dinledim kendilerini. Daha sonra aynı isimde bir de dizi olduğunu keşfettim. İzleyene kadar ikisinin sadece isim benzerliği olduğunu düşünmüştüm ama izledikten sonra yanıldığımı farkettim. Dizinin her bölümü şarkılarının hikayesi, onlara ait bir klip gibiydiler. O zamana kadar anlam veremediğim şarkılar dizinin her bölümünde hikâyesini izleyince birer anlam kazandılar.
Yeni Zelanda gibi aslında  Lord of the Rings dışında çoğumuzun çok fazla birşey bilmediği bir ülkeden gelen ikili, iyi niyetli ama pek bir işe yaramayan menajerleri ile ünlü olmaya çalışmaktadır. Konser verdikleri yerler hiç  kimsenin gitmediği barlar, akvaryum ya da havaalanı oteli  lobileri  gibi abuk subuk  yerler olsa da, karşılığında hiç para alamasalar da hiçbir zaman yılmazlar. Sadece bir (sayı  ile 1) hayranları vardır ve o da gittikleri her yerde onları  takip eder.

Dizi alıştığımız Amerikan sitcom komedisi (arkada manik depresif gülme efektli, gözümüze sokulan ortaokul esprileri) gibi değil. Yeni Zelanda’nın da bir İngiliz kolonisi olduğu düşünülecek olursa, İngiliz komedilerine benzer bir kara mizaha sahip. Jemaine ve Bret’in iyi niyeti ve koyu aksanları diziyi izlerken “ah şöyle büyük bir konser verseler ya sonunda” deme isteği uyandırsa da bunun hiçbir zaman olmayacağını biliyorsunuz. Dizide sürekli bir yerlerde konser vermeye, sonrasında kızlarla tanışıp onlarla “eğlenceli” vakitler geçirmeye çalışsalar da sonuç hep hüsran oluyor.

Flight of the Conchords’un albümleri playlist’imi uzunca bir süre işgal etmiş olmasına rağmen dizide herhangi bir başarı elde edememiş olmalarına, ikiliye duyduğunuz sempati ve başlarına gelen türlü talihsizlik de eklenince son zamanlarda izlediğim başarılı bir komedi dizisi ortaya çıkmış oluyor. 2009 Emmy ödüllerinde Jemaine Clement’a en iyi komedi erkek oyuncu ödülü adaylığının da gelmiş  olması dizinin başarısının az da olsa bir göstergesi haline geliyor. Diziyi izlemeseniz de albümü edinip dinlemenizi tavsiye ederim; REM’den David Bowie’ye, hip-hop’tan folk’a değişik tarzlarda müzikler bulacaksınız. Şarkıların sebebini anlamak ve biraz da eğlenmek için de yemeklerden sonra birer ölçü Flight of the Conchords bölümü öneririm, hazımsızlık yapmasın.



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010