|
Echelon Conspiracy
Tehlikeli bir şeyler düşünüp de bunu herhangi bir iletişim cihazı yoluyla dile mi getiriyorsunuz ya da söylediklerinizin kayıt altına alındığından mı şüpheleniyorsunuz? Eğer bu tarz düşünceleriniz varsa bu sizi direkt olarak Echelon’un karşısına çıkarmaktadır. Echelon, medyada AUSCANZUKUS olarak bilinen Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından imzalanan antlaşma sonucu istihbarat toplanması ve bunun analizi için kurulan sisteme verilen adı ifade etmektedir. Bu kurulan sistem sonucu da dünyanın neresinde olursanız olun kolayca sizi izleme imkânına sahip olmaktadırlar.
2009 yılında vizyona giren Echelon Conspiracy filmi de değişik bir açıdan da olsa bu noktaya temas eden ve gelişen teknolojinin her zaman insanlık için yararlı bir şekle sokulup sokulamayacağını gözler önüne sermeye çalışan bir aksiyon filmi olarak karşımıza çıkıyor. Greg Marcks tarafından çekilen filmde başrolleri Shane West, Edward Burns ve Ving Rhames paylaşıyor. Oyuncu kadrosu açısından en göze batan ismi ise yılların usta oyuncusu Martin Sheen – Raymond Burke – olarak belirtebiliriz. Gerçekten de oyuncu kadrosu açısından zayıf bir şekilde olan filmin kalite olarak en iyi oyuncusu.
İlginç bir konuya sahip olan filmin ise bu konuyu kendisinden önce çekilen aynı tarz filmler gibi – Eagle Eye, 2008 – ele alışı ise bana biraz basit göründü. Çünkü Eagle Eye’ı da izleyen biri olarak söyleyebilirim ki birkaç küçük ayrıntı ve filmin sonu dışında senaryo tamamıyla aynı olay üzerine odaklanmış durumda bulunmakta ama filmin birbirine benzemeyen noktaları ise olayın örgüleniş tarzının farklı olması olarak göz önüne çıkıyor.
Fakat buna rağmen film kendisini izleyicilerin bu tarz filmlerde görmeye alıştığı klasik kurgu tekniklerinden sıyırıp ortaya yeni bir tarz çıkaramıyor. Yani bununla belirtmek istediğim senaryonun başlangıcından son bölümüne kadar – film sonu itibariyle ilginç bir diyaloga sahip – senaryonun tahmin edilebilir bir şekilde devam etmesi. Ayrıca filmde cevaplanması gereken sorulardan birisi de *spoiler* casino sahibi olan Mueller’in – Jonathan Pryce – olaya Amerikan ajanları da karışmış olmasına rağmen kendi adamı olan John’dan – Edward Burns – bu olayı araştırıp çözmesini istemesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü filmde Mueller’ filmin başında ve sonunda olmak üzere iki kez görmekteyiz ve gelişmelere karşı verdiği tepkileri ele alınca kendisi daha çok bir eski ajan – yeni casino sahibi imajı çizmektedir ve filmde bununla ilgili hiçbir şeyden bahsedilmemektedir.
Aksiyon filmlerini sevenler için ise Echelon Conspiracy’nin tam bir tatmin duygusu yaşatacağını sanmıyorum. Çünkü filmin aksiyondan ziyade daha çok bilim kurgu tarafı ağır basmakta. Ayrıca filmin odak noktasının gelecekte olabilecek bir komplo teorisi olduğu düşünülürse az aksiyona sahip olması olağan bir durummuş gibi geliyor. Filmin herhalde tek iyi çatışma sahnesi de filmin sonunda karşımıza çıkıyor. Görünüşte birbirinden bağımsız fakat derinden incelenince birbirleriyle olan ilişkilerinden ziyade Echelon’un kendini yeniden kopyalayabilmesi için ona yardımcı olacak kişilerin ilk bakışta izleyicilerin dikkatini çekmeden onlara sunulması ve sonra bir puzzle’ın başlangıcı gibi aralarındaki bağın ortaya çıkarılması da filmin bizlere fark ettirmeden sunduğu bir olgu olarak da ortaya çıkıyor.
Filmin en güzel tarafı ise bizi Bangkok, Prag, Omaha ve Moskova arasında bir yolculuğa çıkarması olarak belirtilebilir. Ayrıca filmin çoğunun Prag’ da geçmesi, Prag hayranlarını da belki bir ölçüde tatmin edebilir. Filmin bir artı yönünün de beklenmedik bir sona sahip olması olduğunu da belirtmeden geçmeyeceğim. Her ne kadar Echelon Conspiracy, ortaya farklı bir tat koyamasa da günümüzdeki teknolojik gelişmelerin ve gözetim toplumuna doğru giden yolun yüzeysel de olsa bir eleştirisini yapmak için ortaya çıkartılmış bir iş olarak karşımızda durmaktadır.

|
|
|
|
|
|
|
|