11’e 10 kala

O gece uzun zamandır ilk kez tek başıma sinemaya gidecek olmanın heyecanlıyla Ankara’nın sessiz caddelerinden birine attım kendimi.  “11’e 10 kala” yolculuğuna çıkmak için geçtiğim sokakları, filmi o salonda makarasına terk ettikten sonra bana neler diyeceğinden bihaber oldukça mutlu yürüdüm. Koltuğuma oturdum ve İstanbul’daydım.  Önce uzaktan duyduğumuz vapur sesi, sonra  biraz mavi ve yanımızdan akıp giden farklı yüzler, o an nerede olduğumuzu sormadan bizi Mithat Amca’nın (Mithat Esmer) hikâyesine götürüyor.

Emniyet Apartmanının dördüncü katı biraz tozlu, içinde Mithat Amca ve hayatı oturuyor.  Aslında konuya yabancı değiliz, çünkü her gün hayatı kendimize birikiriyoruz, Mithat Amca’nın yaptığı gibi ve onun aksine, her gün yeni kutular yapıp beynimizdeki, bilgisayarımızdaki, evimizdeki çöp kutularına bırakıyoruz. Bu yüzden işte film, iki saatliğine, eşyalarımızı unutturup hayatlarımızı hatırlatıyor bize, çoğumuzun belki daha doğmadığı yıllara ait gazete sayfalarına bırakıyor bizi, usulca. Ali (Nejat İşler), İstanbul’a uzak, apartmana yakın.  Köyden gelip Emniyet Apartmanına, görevinin başına geçiyor.

Rolü için cihangirdeki bütün apartman görevlileriyle uzun uzun vakit geçirdiğini söyleyen Nejat İşler’i özellikle bir kaç sahnede, Ali’den ayrıştırmamıza imkân yok; abartısız, aksansız, öylece hayatını kurtarıyor Ali. Aralarındaki ilişki geliştikçe, iki kahramanın da farkında olmadan birbirlerinin hayatlarını nasıl değiştirdiklerine tanıklık edicez. İstanbul’da önce dünde sonra bugünde neler kaybedip, neler bulduklarını keşfediyoruz. Keşif yerimiz  Mithat Amca’nın evinin, yıllardır geçtiği yollara, gördüğü kelimelere, duyduğu seslere, geri aldıklarına tanıklık eden koleksiyonun örttüğü koridorları.  Keşfettiklerimiz, o koridorlardan kendi geçmişimize, korkularımıza, yalnızlığa, kapalılığa, unuttuklarımıza, unutmadıklarımıza, bıraktıklarımıza, hayal ettiklerimize, farklılıklara götürüyor. Ama film bunu yormadan, geride kalma öğesinin duygularımızı sömürmesine izin vermeden yapıyor, kırıp dökmeden yani. 

Filmin duygu bütünlüğünde kaybolup asıl konuyu anlatmayı unuttum sanırım, Mithat Amca’nın ellerini ilk kez kolilelere, makaslara, koli bantlarına götüren durumun ne olduğunu. Emniyet Apartmanı, depremden hasar görmüş, herkes bir bir gidiyor, apartmanın yıkılmasına 10 var aslında. Mithat Amca, gitmek, geride bırakmak, geride kalmak istemiyor çözümü evinden dışarı çıkmamakta buluyor. Ali onun yerine koleksiyonun devamını topluyor, İstanbul’la tanışıyor, büyüyor ve küçülüyor.  Apartmanda kim kalıyor, neler bulunup, neler kayboluyor hep birlikte görüyoruz, hikâyeyi kuruyoruz, yapıyoruz, bozuyoruz. Daha önce ses getiren nadir Türk yapımı belgesellerinden biri olan “Oyun” ile adından söz ettiren yönetmen Pelin Esmer, duru ve telaşsız anlatımıyla bizi Emniyet Apartmanın yeni misafirleri yapıyor, tozlu sayfaları karıştırıp ne aradığını bilmeden kendini bulan ev hayaletleri haline getiriyor.

Kullanılan müzikler, Nejat İşler’in ve Mithat Esmer’in allayıp pullamadan gösterdikleri oyunculuk performansı, hikâyenin bilinçaltına sızması ve Pelin Esmer’in yarattığı kadın eli değmiş hissi film puzzle’ının köşe parçaları gibi. Altın Koza Film Festivalinde “En İyi Film” ve “En İyi Senaryo” ödülünü alıp, İstanbul Film Festivali’nin Jüri Özel Ödülünü kimselere bırakmayıp bunlarla yetinmeyip İspanya’nın prestijli film festivallerinden biri olan San Sebastian’da Zabaltegi Yeni Yönetmenler’de tek Türk filmi olarak yarıştı. Film İspanya’dan eli boş dönse de, festival boyunca adından oldukça söz ettirmiş ve övgüler almış olduğu söyleniyor. Filmi izlerken o ev’den başka hiç bir şey düşünmedim ben, sinema salonunu, elimdeki mısırı unuttum, sinema perdesi o evin perdesi oldu, ışıklı merdivenler apartmanın. Siz de olduğunuz yerde biraz toz kaldırıp, eski kitap kokusu duymak isterseniz, saatlerinizi “11’e 10 kala”ya kurun.

 



 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010