Sanat Kategorisinden Yeniler

YKY
Hazırlayan: Sevengül Sönmez
Sayfa: 512
Ölçü: 16,5 x 24 cm.
Fiyat: 50 TL.
















A'DAN Z'YE SABAHATTİN ALİ


“A’dan Z’ye” başlığı altında daha önce Nazım Hikmet, Abidin Dino ve Sait Faik gibi ustaların yaşamlarını kitaplaştıran YKY, şimdi de A’dan Z’ye Sabahattin Ali kitabını yayımladı.

A’dan Z’ye Sabahattin Ali, Sabahattin Ali’nin kişiliğini, ilişkilerini, fiziksel özelliklerini, hayatının önemli olaylarını, yapıtlarını, hakkında yazılanları ve söylenenleri tüm ayrıntılarıyla anlatırken edebiyat ve sanat görüşünü, kaynaklarını, politik duruşunu, gözlem yeteneğini, gözlediklerini değiştirebilme gücünü ortaya koymak amacını taşıyor. Sabahattin Ali’nin yapıtları üstüne yapılan çalışmalar, kitaplarının yurtdışındaki baskıları, film ve tiyatrolar, bestelenen şarkılar vb. listelerin yer aldığı A’dan Z’ye Sabahattin Ali, kırk bir yıllık kısa bir yaşamı dört bir yandan sarmalamaya, anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.

Yazarın eşi Aliye Ali ve kızı Filiz Ali tarafından özenle saklanmış kişisel belgelerin yanı sıra uzun ve detaylı bir kütüphane çalışmasının ürünü olan bu kitap, Türk edebiyatının temel taşlarından Sabahattin Ali’nin zengin yaşamını dört bir yandan kucaklayan önemli bir “ansiklopedi” çalışmasıdır.

Bir Kuple:

ANKARA GAR GAZİNOSU
Ankara Tren İstasyonu’nun saat  kulesini de üzerinde taşıyan bu gazino-lokanta özellikle servis elemanlarının  şıklığıyla dikkati çekermiş. Yazlık-kışlık olmak üzere açık ve kapalı iki ayrı  oturma yeri olan lokanta Ankara’nın önde gelen isimlerini konuk edermiş.  Yakışıklı ve zarif müdürünün konukları el üstünde tuttuğu lokantada akşamın  ilerleyen saatlerinde varyeteler de yapılırmış. Sabahattin Ali ailesiyle buraya  gelmekten ayrı bir keyif alırmış.
 
AYVALIK
Sabahattin Ali’nin kütüğü kimlik bilgilerine  göre Balıkesir ilinin Ayvalık kazası İsmet Paşa Mahallesi’ne kayıtlıdır. Anne ve  babasının pek çok akrabası Ayvalık’ta yaşayan Sabahattin Ali sık sık Ayvalık’a gider, orada  akrabalarını ziyaret eder ve ev için erzak temin edermiş.
BEYAZ SAÇ
Genç yaşta beyazlaşan saçları,  Sabahattin Ali’nin görünüşünün en belirgin özelliğidir. Sabahattin Ali  saçlarının erken ağaracağını bilmişçesine –belki de ilk beyaz saçını  gördüğünde– daha on dokuz yaşındayken “İlk Beyaz Saç” adlı bir şiir yazmıştır.  Bu şiir 1 Nisan 1926’da Çağlayan dergisinin 12. sayısında ve 28 Ekim 1926’da Servet-i  Fünun dergisinin 1567. sayısında yayımlanmıştır:
İnmiş sırtıma ömrün,
İnsafsız bir kırbacı
Gördüm başımda bugün:
Beyazlaşan ilk saçı.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

YKY
Hazırlayan: Hasan Kuruyazıcı, Mete Tapan
Sayfa: 192
Ölçü: 16,5 x 24 cm.
Fiyat: 20 TL.
















SVETİ STEFAN BULGAR KİLİSESİ - BİR YAPI MONOGRAFİSİ

“Potada eritilememiş” bir kültür anıtı…
İstanbul… Haliç… Fener’den Balat’a giden sahil yolu…
Vizörde 19. yüzyılın sonlarında prefabrike olarak Viyana’da üretilmiş bir bina…
Baştan aşağı demirden inşa edilmiş bir kilise…
1453’ten bu yana, eskiden mevcut olanların dışında, “yeni” azınlık ibadethanelerinin
inşası yasağını beklenmedik bir “çalım”la aşmayı başarmış bir inanç evi…
Sveti Stefan: “Potada eritilememiş” bir kültür anıtı…

İlk baskısı nisan 98’de yayımlanmış olan kitabın, temmuz ayı itibariyle YKY'den ikinci baskısı yayımlandı.

Bir Kuple:

İstanbul’da, Haliç boyunca Fener’den Balat’a doğru giderken sağ kolda, Mürsel Paşa Caddesi ile Balat Vapur İskelesi Caddesi arasında, cephesi bezemelerle dolu bir kilise görülür. Eskiden çevresini saran irili ufaklı binalar nedeniyle ancak önüne gelince fark edilebilen bu bina, Bedrettin Dalan’ın, belediye başkanlığı zamanında, 1980’lerin ikinci yarısında Haliç’i “temizlemek“ için giriştiği yıkımlar sonunda bugün tek başına orta yerde kalan Sveti Stefan Bulgar Kilisesi’dir. Bulgarca “sveti” sözcüğü Türkçede “aziz” anlamına gelmektedir; kısaltılmışı da “sv.” biçimindedir.

Sv. Stefan Kilisesi ilginç bir binadır, çünkü malzeme olarak baştan aşağı demirle inşa edilmiştir. Bu nedenle eskiden beri “Demir Kilise” olarak da anılmaktadır. En başta, taşıyıcı strüktürü, yani iskeleti çeşitli biçim ve boyutlarda çelik profillerden oluşturulmuştur. Ama iş bununla kalmamıştır, binanın dış cephelerinde yer alan her eleman da demirdendir. Bütün dış duvar kaplamaları, pilastrlar (gömme ayaklar) ve pilastr başlıkları, pencere doğramaları, kapı kanatları, kemerler, saçak silmeleri, çatı, çatının kenarı boyunca uzanan parapet (korkuluk) duvarı ile bunun üzerindeki babalar, çan kulesi, bu kulenin dört yanındaki dört balkon ve cephelerdeki çeşitli kabartma bezemeler, inanılması gerçekten güç ama, sadece demirden yapılmıştır. İç mekâna gelince, duvarlar, merdivenler, bütün kolonlar ve kolon başlıkları yine demirdendir. Yalnız daha görkemli bir görünüm sağlamak amacıyla, girişte ve ana mekânda duvarların ve kolonların üstleri renkli mermer levhalarla kaplanmıştır.

Kilisenin 19. yüzyılın sonlarında, hemen tümüyle prefabrike olarak Viyana’da üretilmiş olması da ilginçtir. Daha sonra binanın bütün parçaları İstanbul’a taşınmış, arsada önceden hazırlanmış olan temelin üstüne monte edilmiştir.

İlgi çekici başka bir nokta da Sv. Stefan’ın, İstanbul’da, eskiden mevcut olanların dışında, yeni Yahudi ve Hıristiyan tapınaklarının inşa edilmesini engelleyen ve ta fetihten beri uygulanagelen şer’i yasağa çok zorlaştıran yasaklara karşın yapılmış olmasıdır. Aslında bu, bir takım siyasal denge oyunlarının sonucunda elde edilmiş bir inşaat iznidir ve hem Bulgarların Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparak bağımsız bir devlet kurmak için yürüttükleri mücadeleyle, hem de bu mücadelenin bir bölümünü oluşturan bağımsız bir Bulgar Ortodoks Kilisesi, yani Bulgar Eksarhhanesi kurma girişimleriyle yakından ilişkilidir. Başka bir deyişle, Sv. Stefan’ın inşa edilme süreci, bağımsız Bulgar Eksarhhanesi’nin kuruluş süreciyle iç içe geçmiş durumdadır. Bu nedenle kitapta, konuya açıklık getirmek amacıya, Eksarhhane’nin kuruluşu için yürütülen mücadele de kilise binasıyla birlikte ele alınmıştır.

Son olarak, bir başka ilginç noktaya daha işaret etmeden geçmemek gerekir. Sv. Stefan her şeyden önce İstanbul’daki Bulgarların girişimleriyle gerçekleşmiştir. Ama ortaya çıkmasında kuşkusuz başkalarının da payları vardır. Örneğin Rum Patrikhanesi (kendinden ayrılıp bağımsız bir kilise kurmalarını engellemek amacıyla bile olsa) Bulgarların ayrı bir kilise binası inşa etme isteklerine zaman zaman arka çıkmıştır. Osmanlılar (yine siyasal amaçlarla da olsa) Bulgarları girişimlerinde destekleyerek ve hem kendi bağımsız kiliselerini kurmalarına, hem de Sv. Stefan’ı inşa etmelerine izin vererek bu süreçte rol oynamışlardır. Binanın mimarı, ilerde ele alınacağı gibi, bir Osmanlı Ermenisidir; binayı prefabrike olarak üreten ve yerine monte eden de, yukarıda değinildiği gibi, Avusturyalı teknik adamlardır. İşte bütün bu olgular göz önünde tutulduğunda Sv. Stefan, yüzyıllardır içinde farklı etnik toplulukları ve bunların yarattığı kültür mozaiğini barındıragelen İstanbul kentinde bu çokkültürlülüğün somut bir göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Mona Kitap
Yazar: Osman Tatlı
Sayfa: 160
Ölçü: 13 x 19 cm.
Fiyat: 15 TL




.












SUSKUN SİNEMA YAZILARI

Bu eser, “sinema, bireyin ve toplumun bir yansımasıdır” anlayışıyla hareket ederek son dönem Türk sinemasının filmlerini sosyolojik ve psikolojik yönleriyle mercek altına alıyor. Suskun Sinema Yazıları’nda, filmlerle Türk toplumunun kimliğinin sorgulanarak bulunması amaçlanmaktadır.

Yazar, son dönem Türk filmlerinin bireyi ve toplumu anlatmaya çalışırken hangi amaçları hedeflediğini, hangi anlayış ve felsefeyle senaryoya yaklaşıldığını ya da yaklaşılması gerektiğini sade ve anlaşılır bir dille, bazen eleştiri dozunda bazen de yorum-değerlendirme tadında, kendine özgü bir üslupla analiz etmektedir.

Son dönem Türk sinemasını bilmek, Türk sinemasının geldiği noktayı görmek ve başarılı-başarısız yönlerini algılamak için; derli toplu bir çalışmanın ürünü olan Suskun Sinema Yazıları, merak edilen birçok filmi okuyucuyla buluşturmaktadır.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İletişim Yayınevi / Sanat Hayat Dizisi
Yazar: Julian Stallabrass
Sayfa: 194
Ölçü: 14 x 20 cm.
Fiyat: 16,5 TL.
















SANAT A.Ş.: ÇAĞDAŞ SANAT VE BİENALLER

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından devreye giren yeni dünya düzeni, sınır tanımayan bir serbest ticaret rejimini uygulamaya koyarken, çağdaş sanatı da derinden etkiler. Sermaye ile birlikte dolaşımı serbestleşen sanat, giderek dev küresel şirketlerin, korporasyonların denetimine açılır.

Bu süreçte, sanat da, sanat kurumları da temelden dönüşür: Başka başka kentlerde şubeler açan müzeler giderek mağaza zincirlerini andırır; dev şirketlerin logoları ile müzelerin logoları, sanatçı isimleri ile marka isimleri, pazarlama stratejileri çerçevesinde birbirine karışır. Dev sergiler, imajlarını tazelemek isteyen devletlere, kentsel dönüşüm projelerini satmak isteyen yerel yönetimlere aracılık eder. Kimlik, farklılık, melezlik, “sınırların aşılması” gibi temalar etrafında örgütlenen bienaller de, yeni dünya düzeninin gösterilerinden biri olmaktan öteye gidemez; diğer sanat kurumları gibi, zamanla şirketlere özgü bir kurumsal yönetim disiplininin, “sanat yönetiminin” etkisine girer.

Sanat A.Ş., küreselleşmiş dünyanın kültürel çoğulluk görüntüsünün ardındaki Batı merkezli homojenliği, “sınırsız serbestlik” şiarıyla maskelenen sansür ve dışlama mekanizmalarını açıklıyor. Çağdaş sanatın, devletlerin ve şirketlerin güdümündeki seyrini izliyor.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İnkılap Kitabevi
Yazar: Marry Hollingsworth
Sayfa: 512
Ölçü: 22 x 27 cm.
Fiyat: 65 TL.















DÜNYA SANAT TARİHİ

Sanat tarihini anlatmak, bu kitabın öncelikli amacıdır. Bu amaç aynı zamanda, kitabı gerçek anlamıyla yenilikçi kılan bir yaklaşımdır. Anıtsal nitelikli bu çalışmada binden fazla yüksek kaliteli, renkli resim kullanılmıştır. Ayrıca içerdiği bilginin yoğunluğuna rağmen, akılcı tasarımı ile istenene kolayca erişmeyi sağlayan tam bir başvuru kaynağıdır. Metinlerin açık anlatım tarzı ve sunulan bilginin zenginliği, hemen herkesin ilgisini çekecek niteliktedir. Açıklamalı çizelgeler, planlar, tablolar ve görsel destekle beraber, kitaptan en üst düzeyde yararlanması hedeflenen okuyucu, sayfaları çevirdikçe, zengin bilgi kaynağını ve yorumları keşfetmenin heyecanını yaşayacak, sanat tarihinin, başlangıç noktasından günümüze değin geçirdiği evreleri bu kitapta bulacaktır.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

YKY / Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar
Yazar: Antonin Artaud
Sayfa: 144
Ölçü: 14 x 22 cm.
Fiyat: 13 TL.

















TİYATRO VE İKİZİ

Bu yapıt, başta Roger Blin, Jean-Louis Barrault, Julian Beck olmak üzere, Fransa’da ve dünyada pek çok tiyatro adamını derinden etkiler. Denilebilir ki, Tiyatro ve İkizi’nden sonra, Batı tiyatrosu artık eski Batı tiyatrosu değildir.

Antonin Artaud (1896-1948) yüz yılımızın ilk yarısının en özgün sanatçılarından biri, şiiri ve oyunu kendi kendini aşıp başkasıyla kaynaşma, kendi kendini ve başkasını tanıma yolu olarak görmüş ve düşündüğünü sonuna dek uygulamış bir öncü bir ozan, oyuncu ve kuramcı. Tiyatro ve İkizi’nde, tiyatronun yerleşik kalıplarını kırarak İlkçağ, Ortaçağ ve Uzak Doğu geleneklerinin esiniyle konuşmayı temel öğe olmaktan çıkarıp önceliği görüntü, ışık ve deviniye veren bir şiddet, büyü, şiir ve düş tiyatrosu önerir.

İlk basımı haziran ’93 olan kitabın, eylül 2009’da ikinci baskısı YKY tarafından yayımlandı.

Bir Kuple:

TİYATRO VE VEBA

Sardinya adası Cagliari kenti arşivleri tarihsel ve şaşırtıcı bir olayın öyküsünü barındırır. 1720 Nisan sonu ya da Mayıs başlarında, Grand-Saint-Antoine adlı savaş gemisinin Marsilya limanına gelişinden yaklaşık yirmi gün önce ( bu geminin gelişi kent halkının anılarını tomurcuklandıran olağanüstü veba salgınıyla aynı tarihe rastlar), hükümdarlık yetkilerinin elinden alınmasıyla en zararlı virüslere karşı duyarlılığı artan veliaht-prens Saint-Rémys, bir gece özellikle üzücü bir düş gördü: vebaya yakalanmıştı ve veba küçük ülkesini kırıp geçirmekteydi. Salgının etkisiyle, ülkenin tüm ileri gelenleri ölür. Düzen bozulur. Saint-Rémys, aktörenin bütün sapmalarına ve tüm ruhsal çöküntülere tanık olur, bozgun karşısında, maddenin baş döndürücü bir biçimde yok olmasıyla ağırlaşan ve yavaş yavaş kömüre dönüşen parçalanıp dağılmış doku sıvılarının sesini içinde duyar. Yıkımı önlemek için çok mu geçtir ? Tümüyle yıkılsa da, hiçbir şey yapamaz duruma gelse de, organik olarak darmadağın olsa da, iliklerine dek yansa da, düşlerde ölünmediğini, insan iradesinin, saçmalığa, olabiliri yadsımaya, kendisinden gerçeğin yeniden yaratıldığı yalanın her tür dönüşümüne varıncaya dek etkili olduğunu bilir. Uyanır.

Ortalıkta dolaşan tüm veba söylentilerini ve Doğu ülkelerinden gelen bir virüsün tüm türeme belirtilerini ülkesinden uzaklaştırma gücünü kendisinde bulacaktır. Otuz gündür Beyrut'tan uzak olan Grand-Saint-Antoine gemisi limana giriş izni ister. Prens, işte o zaman, halkın ve tüm çevresindekilerin saçma, aptal, zorba ve delice bulduğu o inanılmaz buyruğunu verir. Palaspandıras, kılavuz teknesiyle birkaç adamı bulaşıcı varsaydığı gemiye yollayarak Grand-Saint-Antoine'ın hemen çark edip kent dışına doğru yelken açmasını, yoksa top ateşine tutulacağını bildirir. Vebaya karşı savaştır bu. Zorba prens dolambaçlı yollara sapmıyordu. Bu arada, düşün kendisinde bıraktığı etkinin özel gücünü önemle belirtmek gerekir, çünkü bu etki, halkın alaylarına, çevresindekilerin kuşkularına karşın, yalnızca insan haklarını değil, insan yaşamına duyulan en yalın saygıyı ve her türlü ulusal ve uluslararası kuralları da hiçe sayarak buyruğunda sertçe direnmesini sağlamış, ölüm karşısında kurallar geçersiz kalmıştır. Ne olursa olsun, gemi yoluna devam eder, Livourne'a yanaşır ve Marsilya koyuna girer, burada gemidekilerin karaya çıkmasına izin verilir . Marsilya denizyolları, gemideki onca veba mikroplu yükün ne olduğu konusunda bir anı saklamamıştır. Tayfaların başlarına gelenler hemen hemen bellidir, hepsi de vebadan ölmemiş, çeşitli memleketlere dağılmışlardır. Grand-Saint-Antoine gemisi Marsilya'ya veba getirmedi. Veba oradaydı. Çok da azgın bir dönemindeydi. Ama yuvaları sınırlanabilmişti.

Grand-Saint-Antoine'ın getirdiği veba Doğu vebasıydı, yerli virüstü ve salgının asıl korkunç yanı ve genelleşerek alevlenmesi, kente yaklaşması ve yayılmasıyla başlamıştı. Bu durum birtakım düşünceler esinliyor. Bir virüsü yeniden canlandırmışa benzeyen bu veba, tek başına da gözle görünür biçimde, eşit yıkımlar yaratabilirdi; çünkü, tüm gemi personelinden yalnızca kaptan vebaya yakalanmamıştır, ayrıca, yeni gelen vebalılar, yasak mahallelere yerleştirilen insanlarla doğrudan bir ilişkiye girmiş gibi görünmemektedir. Cagliari'ye sesini duyurabileceği uzaklıkta geçen Grand-Saint-Antoine, oraya veba mikrobu bırakmamıştır, ama veliaht prens, düşünde, bunun bazı belirtilerini devşirmiştir, çünkü veba ile kendisi arasında çok ince bile olsa, elle tutulur bir ilişki kurulduğu yadsınamaz, ayrıca, böyle bir hastalık geçirilmesinde, hastalığın yalnızca dokunmayla geçtiğini söylemek de fazla kolaydır."

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Klasik Yayınları / Sanat Araştırmaları Dizisi
Hazırlayan: Halil İbrahim Düzenli
Sayfa: 392
Ölçü: 17 x 24 cm.
Fiyat: 35 TL.















İDRAK VE İNŞA

"Bilinci biçimler dünyasına yansıtmaktır, yapmak istediğim"

İdrak ve İnşa, mimarimizin büyük ustası Turgut Cansever'in özellikle düşüncesine ve eserlerine yoğunlaşan bir çalışma. Mimarın söylediklerine dikkat kesilen, inşalarını gören Düzenli, Cansever'in kırk yedi projesine dair görsellerle hazırladığı proje açıklama tablolarıyla, eserleri farklı açılardan mukayeseli olarak analiz ettiği tablolarla bir "Turgut Cansever Kitabı" sunuyor okuyucuya.

Ahmet Davutoğlu'nun aidiyet ve medeniyet ben-idraki kavramsallaştırmalarını, araştırmasının sosyal bilimlerden gelen üst kuramsal çerçevesi olarak belirleyen Düzenli, mimari otonomi kavramını da çalışmasının merkezî unsurlarından biri olarak konumlandırıyor. Düzenli bu eserinde ayrıca bilimsel bir araştırma disiplini olarak mimarlık ile uygulama sahası olarak mimarlık arasındaki etkileşim ve gerilimden hareketle, aidiyet, kimlik, özgünlük gibi Türkiye mimarlığının modern meselelerine de temas ediyor.

"İdrak seviyemize göre inşa ederiz."





 

Anasayfa | Ajanda | İletişim | Künye | Arşiv
Müzik | Sinema | Moda | Güncel Sanat | Etkinlik
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! Magazine © 2007 - 2010