Bienal Dosyası

Bir Bienal açılışınıda geride bıraktık. Sanat seviciler ve para vericiler beraber el ele bir açılış olsun istiyorduk ki öyle oldu sayılır. Bir istisna dışında; açılışta pek sevgili corporate cannibal’lar arasında gezen bir çift arkadaş yaptıkları şakanın kurbanı olup kendilerine gösterilen şiddete karşı tepki bile gösteremeden apar topar gözden uzaklaştırıldılar. Pek sevgili dino beyfendi yazmış bkz. http://dinoaah.blogspot.com Açılıştan sonra Karaköy Liman Lokantası’na gitme girişimimiz sonradan öğrendiğim kadarıyla (alkol ve sınır ikilemindeyken) pek ses getirmiş. Yolda karşıma çıkan bütün arkadaşları çoban misali otlağa götürmeye çalışan bendeniz, sonunda çobanlık iç güdülerimi de unutup tıklım tıklış lokantanın içinde halüsunatif yüz formlarından gerçekle yalanı ayırt etmeye çalışırken burnuma gelen ter ve alkol karışımı (güzel bir afrodizyak) kokuyla bedenimi maharetli DJ’lerin parmak oyunlarının sebebiyet verdiği titreşimlere bıraktım. (bkz. Harun İzer, Dearhead). Ha birde “ beğenal partisi” var. Bir arkadaşımın önerisiyle gittiğim, Rumeli han’da bulunan “Heimatlos” (meali memleketsiz) adlı mekanda yapılan anarşik parti. “Kurat But” adındaki super kahramının ortamı şenlendirmeye çalıştığı, agresiflik tüten, içlerindeki bienal öfkesini bilimum ses yaparak çıkartan toplulukla aynı ortamda eğlendim mi? so so.

Umut, su, yemek, müzik, aile, aşk, iş, para… Bunlar benim “Hey seksi, sen neyle yaşıyorsun?” sorusuna verebileceğim cevaplardan başlıcaları. Herkesi farklı bir özeti olabilir. Peki insan neyle yaşarmış, nelerden ilham alırmış, nelerle vakit geçirirmiş… Bu efsane soruya haşır neşir olan ve şehrimizin sahiplendiği 11. İstanbul Bienali’nde dünyanın dört bir yanında 70 seçilmiş insanın (sanatçının) işleri sergileniyor. Edilgenliğin diz boyunu aştığı dünyamızda, insan ve çevresindeki nesne ve canlıların etkileşimi temelli sunulan işler, insan yaşamının ve ruh halinin, en basitinden, en komplike haline kadar dikkat çekici vurgulamalarla dolu.
Rahmetli Hüseyin Alptekin’in Antrepo 3’ün girişinde asılı duran “Don’t Complain” (Şikayet Etme) adlı enstalasyonu kanımca 11. İstanbul Bienali’nin “net” özeti niteliğinde. Nam June Paik’in Life dergisinin kapaklarını kullanarak hayatındaki önemli olayları vurguladığı “Life” (Yaşam) adlı kolajı, Sharon Hayes’ın “I didn’t know I loved you” (Seni Sevdiğimi bilmiyordum) adlı videosu eski sevgilimize anlatamadığımız bir hikayenin farklı insanların ağzından dile getirilişi, favorilerimden Nevin Aladağ’ın şehrin ses ve görüntülerini harmanlayarak ve hatta sesi şehirden kendi elleriyle çıkararak (bkz. boğaz köprüsünden geçen hareket halindeki bir arabanın dışarı uzatılan bir üflemeli çalgının çıkardığı ses) “Şehir Sesi” adlı enstalasyon ve video üçlemesi v.b
Neyle yaşadığımızı bulmak ve olaydan kopmamak adına sürdürdüğümüz bu yolculukta attığımız adımların ve önümüze çıkan engellerin sebep olduğu kargaşanın ve insan topluluklarının bir araya geldiğinde ortaya çıkarabildikleri,gücün pozitif ve genellikle negatif etkilerinin gözler önüne serildiği nev-i şahsına münasır insan evlatlarının (sanatçılar) hazırladığı video, enstallasyon, tablolar ve çiziktirmeleri görmek için gideceğiniz 3 yer: Antrepo 3, Feriköy Rum Okulu ve Tütün deposu. Hala gitmediydeniz, bir gidin bakın derim.

|