JT Donaldson

Arkadaşlarımla gurur duymamı sağlayan bir müzisyeni sizlerle paylaşmak benim için büyük bir zevktir. Hayır, JT Donaldson arkadaşım değil, güzel tahmin. Ama bundan sonra arkadaşlarımdan gelen tavsiyeleri dinlemek için büyük bir sebep olarak görüyorum kendisini. Tabii öncelikle kendimi kınamalıyım, oldukça popüler olan bu “yanlış zaman keşfim”, uzun süredir house müzik piyasasının önemli isimlerindenmiş de ben fark etmek lütfunda bulunmamışım, daha fazla geç kalmadan bu işe müdahele ediyorum o yüzden.
San Fransisco’lu müzisyenimiz, 97’den bu yana, yani Fairpark Record’ın kuruluşundan beri, yaptığı prodüksyonlarla adını adeta altın harflerle kazımış house müzik severlerin beynine. Chez Damier, Chris Nazuka, La Soul, The Freaks gibi isimlerle çalışmış olması sebebiyle, ününe ün katmış, bir nevi kendini tüm dünyaya kanıtlamış ama yetmemiş, ‘kendi müziğimle tanınmak istiyorum ben’ diyerek, bir çok başarılı parçaya da imza atmış. Bu başarıları onu Amerika dışına çıkararak, İngiltere, Fransa, İsviçre, Avustralya ve daha bir çok ülkeye taşımış.
İlk yıllarında yaptığı müziği “deep house” olarak tanımlayan JT Donaldson, disco ve 80’ler etkileşimlerinden gün geçtikçe uzaklaşarak bugünkü tarzını benimsemiş ve retro-disco havasından tamamen çıkmış. Kendisini şöyle bir araştırdığınız takdirde anlıyorsunuz ki bıkmadan, yılmadan etkinlikten etkinliğe koşan Donaldson önemli partilerin vazgeçilmez DJ’leri arasında yerini çoktan almış bulunuyor.
JT Donaldson’ın tarzını tam olarak anlamak niyetindeyseniz On A Roll, şehrin trafiğinde sıkıştıysanız Talking to the People, yağmurlu bir pazar günü için ise Tears of Gold tavsiye ediyorum.


|