Orphan – Evdeki Düşman
Mümkün olsa, korku sinemasına yatırım yapan Hollywood yapımcılarını karşıma alıp istediğim soruları sorabilecek olsam açacağım konulardan biri de “Evil Child” konseptinin kendilerine ne gibi bir gelir getirdiği, neden halen ısrarla kullandıkları olurdu. Hangi ara, ne olmuştur da, yapımcılara ne gibi kazanç sağlamıştır da Rosemary’s Baby, The Exorcist ve The Omen ile 70’lerde bıraktığımızı sandığımız bu konsept tekrar hortlamıştır? Anne-babaların ve hısım akrabanın, ölü ya da diri, bu şeytani çocuklardan gördükleri muamele daha ne kadar sürecektir? Çektikleri çile yetmemiş midir? Daha ne kadar kan dökülecektir? Yönetmenler, yapımcılar senaristler daha ne kadar bu sabi sübyanlara sosyopat rolleri oynatacaklardır?
Bu konseptin en yeni ürünü Orphan, daha fragmanıyla bile ne derece “çakma” (öyle ki filmin Türkçe çevirisi bile Julia Roberts’ın “Yatağımdaki Düşman” filminden aparma. “Yetim” veya “Öksüz” de bir Küçük Emrah tandansı yaratacağından meyletmediler herhal) bir yapım izleyeceğimizin sinyallerini veriyor esasen ancak orijinal sayabileceğimiz belli başlı unsurlardan da bahsetmezsem hakkını yemişim olurum (Bknz: Yetim Hakkı).
Peki neden çakma?
-
Ian McEwan’ın The Good Son kitabının film uyarlanmasını andırmakla kalmıyor, bazı öğeleri birebir alıyor: * Bir adet “Evil Child”. Bu örnekte Isabelle Fuhrman’ın canlandırdığı Esther, The Good Son’da Macaulay Culkin’in canlandırdığı Henry. Doğal olarak ikisinin de psikolojik rahatsızlıkları var. İkisinin de yanlarında ne denli anasının gözü olduğunu bilen ama açık açık anlatamayan çocuklar var; (Bknz: The Good Son’da Mark (Elijah Wood), burada Daniel (Jimmy Bennett) ve Max (Aryana Engineer)). * Bir adet çocuğun şeytani olduğuna inanmayı reddeden gerizekalı yetişkin; (Bknz: John (Peter Sarsgaard)). * Biri buz üstünde biri uçurum kenarında benzer final sahneleri. Sayko çocuğun manyaklığından zarar gören küçük kardeş; (Bknz: burada Daniel, ötekinde Henry’nin küçük kardeşi Connie (Quinn Culkin)). Ulan, bari Henry’nin Mark’ı aşağı sallandırdığı “ağaç ev” sahnelerini araklamasaydınız!
-
Başrolünde bile 2007 yapımı Joshua’da öz oğlu tarafından terörize edilen Vera Farmiga var. Kendisi yeterince terörize edildiğine kanaat getirmemiş olacak ki Orphan’da da yer alıp bir kere de üvey evladı tarafından türlü türlü psikopatlıklara maruz kalmak istemektedir.
-Korkutma teknikleri. Korku/Gerilim türünün vazgeçilmezi olan müzikle germe, efektle korkutma, aniden arkadan geçen bir gölge vs. taktiklerinin hepsini filmin yarısından fazlasında itinayla uyguluyor.
-
Demin de bahsettiğim, Şeytani Çocuk’la ilgili gerçeğe bir türlü inanmayan yetişkin karakteri. Ancak türevlerinin izinden giden senaryo bu durumu o kadar zorluyor ki bir süre sonra adamın inanmama ısrarı gülünç ve de inandırıcı olmayan bir hal alıyor. O noktadan sonra zaten Esther, adamı kuşbaşı doğrayıp kıyma yapsa zerre kadar umurumuzda olmayacak bir kıvama geliyoruz.
Nesi Orijinal?
-
Burada detaylarına inemeyeceğim finali. Kesinlikle ters köşeye yatıran ve filmin tüm hikâyesini mantıklı bir temele oturtan başarılı bir son (hoş arkadaş attı tuttu misal ama ben kondurmadıydım).
-
Son yirmi dakikasının ciddi ciddi germesi. Efektlere, gereksiz taktiklere bel bağlamadan hem de.
Oyunculuklar. Vera Farmiga, Esther’in manyaklığı karşısında ailesini korumaya çalışan anne rolünde çok başarılı. Aynı şekilde ufak Max de hiç konuşmamasına rağmen son yıllarda gördüğüm en doğal çocuk performanslarından birine imza atıyor. Ama şüphesiz filmin ağır topu Esther’i canlandıran Isabelle Fuhrman. The Good Son benzetmemden dolayı Culkin’in mi yoksa Fuhrman’ın daha mı iyi olduğu gibi bir kıyaslama içine girdim filmin başlarında. Fakat Fuhrman o kadar kusursuz oynuyor ki, 20 dakika içinde aklımda ne The Good Son kaldı, ne Culkin’in performansı. Fuhrman’ın oyunculuğu ise sinema salonunun yolunu tutmuş kazık kadar 5 arkadaşımın ağzını açık bıraktıracak, kıçımızın yapıştığı koltuklarda tir tir titretecek kadar dehşet verici. İkisi arasındaki bariz fark biraz da şuradan kaynaklanıyor; Culkin’in Henry’si psikopat olmanın dışında hareketlerinin arkasında herhangi bir motivasyonu olmayan, saf kötü bir karakterdi. Esther ise, psikolojik sorunları olmasının dışında, gerektiğinde inanılmaz derecede sevimli, gerektiğindeyse kaltağın önde gideni bir karakter olmayı başarıyor. Hele sonlara doğru artık 12 yaşındaki bir kız olmaktan çıktığı sahnelerden sonra yolda görsem sokağı değiştiririm. Biliyorum fazla şey istiyorum, korku filmlerinin hemen hemen hiç şansı yok Oscar’larda ama Akademi şu kızcağıza bir şans verirse dünyanın en mesut insanlarından birisi olacağım.

sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|