Adventureland

Şimdi gelin, hep beraber zaman makinesine atlayıp 1987’ye dönelim.  Yüksek vatkalar, rengârenk disko topları ve hemen köşe başından kulağımıza çalınan Lou Reed ve Satellite of Love… Superbad’in yönetmeni Greg Mottola’nın yeni çalışması Adventureland için başka söze gerek yok. Büyük ihtimalle ülkemizde gösterilmeden es geçilecek olan film Mayıs ayından beri sinemalarda.

Adventureland ismi nereden geliyor diye soracak olursanız kahramanımız James’in (Jessie Eisenberg) üniversiteden mezun olduktan sonra çalışmak zorunda kaldığı lunaparkın ismi. Hani hayatınızın en güzel dönemidir, ama zorunda kaldığınız için hayatınızın en berbat işini yapmak zorunda kalırsınız. Benim gibi birinin ne işi var burada dersiniz. İşte aynen böyle bir durumda kalan James’in yaşamına yeni giren heyecanlarını tanıyoruz.

Film kolayca izlenebilecek türden çerez tadında hatta 80’lerin lolipop şekerleri kıvamında bir 107 dakika sunuyor bize. Fragmanına baktığınızda başka bir Amerikan gençlik komedisi diyebilirsiniz. Hâlbuki filmin komediyle uzaktan yakından alakası yok. Hatta bu sebepten ötürü pek çok festivalde fragmanın yetersizliği eleştirilmiş. Sundance Film Festivalinde açık açık bu fragmandan bu film nasıl çıkmış diye insanlar birbirine sormuş. Senaryosu alışılageldik gibi gözükse de, filmin atmosferi 80’lerin havası, size verdiği samimi hissiyat tamamen onu farklılaştırıyor. Unutmadan filmde kullanılan 41 parça da o dönemin ruhunu seyirciye yansıtmakta bayağı yardımcı olmuş. Ama ne yazık ki sadece şanslı 14’ü soundtrack’e girebilmiş. Film bittiğinde yüzünüzde hafif bir sırıtmayla “hey now hey now dont dream its over…” diye mırıldanmanız olası.

Oyunculara gelirsek hepsinin karakteri derin ve samimi işlendiğinden ötürü hepsine ısınıveriyosunuz. Çiklet kokusunu andıran Lisa P’den tutun, Rus edebiyatıyla kafayı bozmuş Joel’e kadar hepsinin bir yeri var senaryoda.  Daha evvel Superbad’de oynayan Bill Hader’ı Mottola buraya da sürüklemiş, iyi de etmiş. Eline bir baseball sopası tutuşturunca onun neler yapabileceğinden hiç şüphemiz kalmadı artık. Bu arada Ryan Reynolds’u böyle ilginç bir yan rolde, bağımsız denebilecek bir yapımda görmek şaşırtıyor. Ama karakterine ne derecede derinlik katmış orası soru işareti. Reynolds yarı uykulu gözleriyle, sürekli saçını başını kaşıyan ve kekeleyen Kristen Stewart’a baktığında fondaki müziğe odaklanmak daha iyi bir seçim gibi duruyor.

Filmde absürt noktalar yok da değil. Mesela Lisa P’nin 87 yılında Macarena dansı yapması noluyoruz dedirtecek türden ve senaryonun aşırı tahmin edilebilir olması, heyecanı düşüren sebeplerden biri. Yinede giysiler, yansıtılmak istenen atmosfer konusunda yapımcılar bayağı başarılı. Yo La Tengo arka fonda olmak üzere Melissa Toth’un 80’lerin sonlarına uygun gördüğü kostümler dudak ısırtacak türden.

Sizi bilmem ama ben filmi izledikten sonra yüksek bel pantolonumu giyip müzik çalarımı INXS ile doldurdum. 80’ler hiç bu kadar güzel gözükmemişti gözüme.






sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010