Achilles and the Tortoise - Akileus ve Kaplumbağa
Takeshi Kitano’dan “Ressam” Manzaraları
Yunan filozof Elealı Zenon, Akileus ve Kaplumbağa Paradoksu’nda güçlü mü güçlü kahraman Akileus ile yürümekten aciz kaplumbağanın yarışını anlatır. Akileus’a göre bu yarışmanın galibi baştan bellidir, kazanan elbette kendisi olacaktır. Ne de olsa kaslı mı kaslı, uzun mu uzun bacakları vardır Akileus’un; kaplumbağa o “yerden bitme” bacaklarıyla bu yarışa önceden başlasa da sonuç değişmeyecektir, ipi göğüsleyen yine de kendisi olacaktır. Akileus da, kaplumbağa da yarış süresince sabit hızda hareket edecektir. Buna rağmen kendine güveni sonsuz olan Akileus, hafife aldığı kaplumbağaya yarışa önden başlamasını teklif eder. Ancak Akileus küçük(!) bir noktayı gözünden kaçırmıştır; koşarken kaplumbağa “ağır çekim” de olsa hareket etmekte, kısa da olsa belli bir mesafe almaktadır. Akileus bir süre koştuktan sonra, kaplumbağanın başlangıç noktasına yeni vardığını fark eder. Güçlü Akileus uzun adımlarıyla koşmaktadır, fakat kaplumbağa minik adımlarıyla aradaki mesafeyi korumayı başarmıştır. Akileus bir süre sonra kaplumbağanın az önce bulunduğu noktaya gelir, ancak bu süre zarfında kaplumbağa yine ilerlemiştir. Akileus bu şekilde asla kaplumbağaya yetişemeyecektir, aralarında her zaman belli bir mesafe olacaktır. Filozof Zenon’a göre Akileus yarışmanın başında küçümsediği kaplumbağayı hiçbir zaman geçemeyecektir…
İsim babası Zenon’un aynı isimli ünlü paradoksu olan Akileus ve Kaplumbağa, Takeshi Kitano’nun “gerçeküstü özgeçmiş trilojisi” Takeshis’in son halkası, Kitano fırınından çıkma “en taze” film… Ülkemizde daha vizyona girmemiş olsa da 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali çerçevesinde Türk sinemaseverlerle buluşan film, Zenon’un paradoksuna ayna tutuyor ve bizlere bu paradoksun gündelik hayattaki yansımalarını görme şansı veriyor. Japon yönetmen Kitano, Akileus kadar “yetenekli” olan başroldeki ressamın bir türlü yakalayamadığı “başarı”yı Akileus’un yarıştığı kaplumbağaya benzeterek sinema ile matematiği aynı potada eritmiş. Bize “bizden” olan karakterlerin hikâyesini anlatan Kitano, bu insanların“sıradan” görüntüleri altında yatan “sıradışı dünyaları”nı günışığına çıkartmış. Biz seyircilere de her saniyesinin dolu dolu olduğu bu “görsel masal”ı izlemek görevini vermiş âdeta...
Akileus ve Kaplumbağa’da Takeshi Kitano’yu yine hem yönetmen koltuğunda hem de başrolde görüyoruz. Kendisi de ressam olan ve bu yeteneğini Hana-bi ve Battle Royale filmlerindeki tablolara imzasını atarak gösteren yönetmen, bu filmde doğuştan resme yeteneği olan Machisu’nun ressam olmak için çabalarken başından geçenleri konu edinmiş ve filmde kullanılan sayısız tabloya da kendi fırça darbeleriyle hayat vermiş. En büyük hayali olan ressamlığa ne yapsa ne etse bir türlü erişemeyen, bu yolda ilerlemek isterken başına talihsiz olaylar gelen Machisu’nun hikâyesine şahit olan seyirciyi güldürmeyi, zaman zaman da hüzünlendirmeyi başarmış Kitano. Machisu’nun gelişimini seyrederken “dünya”nın ve bununla beraber “resim dünyası”nın da ne kadar değiştiğini göstermiş, yeni akımlara ayak uydurmak isteyen Machisu’nun kimi zaman taklitçiliğe kimi zaman da sefalete yenik düşmesini melodrama kaçmadan anlatmayı başarmış. Resimlerini satmak istediği galeri sahibi tarafından “sıradan ve taklit” resimler yaptığı için reddedilen Machisu’nun kalıpların dışına çıkmak istediğinde sıradışı yollara başvurması, resim uğruna varını yoğunu elden çıkarmasını anlatırken araya bazı “Coenvari” elementler de serpiştirerek filme kara-mizah tadı da katmış. Galeri sahibinin Machisu’ya olan tutumu üzerinden yer yer kapitalizm taşlaması yapmaktan da kaçınmamış Kitano… Kısacası, Akileus ve Kaplumbağa’nın her sahnesinde bir “duygu fırtınası” yaşatmayı amaçlamış “Beat Takeshi” ve seyircinin tepkisinden anlaşıldığı kadarıyla da bu işten alnının akıyla çıkmayı başarmış.
Japon sinemasının “deli dâhisi”, hiç büyümeyen çocuğu Kitano yine dört dörtlük bir film sunuyor bizlere… Bebekler filminde minimalist yaklaşımının fırça darbelerini gördüğümüz, Yakuza Kardeşliği’nde saf şiddetin kan damlalarını perdeden sıçrattığına şahit olduğumuz Kitano, bu filmde yine farklı bir iş kotarmayı ve çağdaşlarından sıyrılmayı biliyor. Beat Takeshi, janrı komedi olarak sınıflandırılan filmi o kadar farklı bir şekilde sonlandırıyor ki salonu yüzümüzde buruk bir gülümsemeyle terk ediyoruz. Kitano’nun böylesine emek gerektiren bir filmin altından rahatça kalkması nedeniyle ona övgüler düzerek ayrılıyoruz hem de... Takeshi Kitano, bu filmde hem yönetmen, hem senarist, hem ressam, hem de başrol oyuncusu; bu yüzden aldığı övgüler de “ayrı” bir önem taşıyor. Festivalin kapanış filmini böylesine usta bir yönetmeden seyretmek ve hayallare dalmak da bizim için bir o kadar “ayrı” bir şans elbette… Umuyoruz ki Japon sinemasının medar-ı iftiharı olan Kitano, böylesine sıcak filmleriyle yüreklerimizi ısıtmaya devam eder, biz de seyirciler olarak Uzakdoğu’nun o uçsuz bucaksız büyülü dünyasında her daim kayboluruz.

sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|