ado“M”üzik



Bazı şeyler “var oldukları andan itibaren ilişkilidir” ve bunu engellemek neredeyse imkânsızdır. Neden böyle özlü söz misali bir cümle kurdum ki şimdi? Şöyle basit bir şekilde anlatayım hemen.

Bir cumartesi gecesi İstanbul’u düşünün. Dışarı çıkmışsınız, üzerinizde en sevdiğiniz kıyafetleriniz, belki günümüzün modası, belki sizin kendi modanız ne fark eder. O ana kadar çok da kendinizin farkında değilsiniz aslında, İstiklal’de yürüyen sıradan biri sadece. Ta ki müzikten kendi sesinizi duyamadığınız bir yere adım atana kadar. Kabul etseniz de etmeseniz de o an hissetiklerinizi biliyorum evet. Belki bir kliptesiniz ya da en sevdiğiniz filmin başrol oyuncusu, belki de İstanbul’un sahibi benim diyorsunuz. Artık kıyafetlerinizin, makyajınızın, ayakkabınızın daha çok anlamı var. Çünkü moda ve müzik bir araya geldiğinde bunları hissedersiniz. Hepimiz hissederiz. Bu yüzden ikisi de evrenseldir, varlığınızın bir amacı varmış gibi ikisine de kaptırırsınız kendinizi, bir saniye ya da bir saatliğine, sadece, “Partiyi(!) yaşarsınız”.

Bu yüzdendir ki, aynı hislerin kurbanlarından yalnızca bir tanesi olarak sizi Vive la Fete’yle tanıştırmayı bir görev ediniyorum.

“Vive la Fete, Türkçesiyle Partiyi yaşa!”, hayattan zevk alabilmeyi felsefe edinmiş küçük bir çiftin insanlığa verdiği büyük bir hediye diyebiliriz. Açıkçası bu grubu tanımak ve dinlemek için daha iyi bir sebep göremiyorum. Tabii aynı zamanda moda ve eğlence tutkunuysanız bu yazıyı sizin için yazmış olduğumu varsayın.



Bilinen kalıplara sığdırıldığında elektropop, kendi deyimleriyle 'kitschpop' yapan grubun hikâyesi oldukça enteresan.Bu iki sevgili, 97’de Belçika’da grubu kurduğunda, öyle tahmin edildiği gibi inanılmaz bir patlama falan yaşanmaz. Her şey, 2001 yılında, parçalarının bazı modacılar tarafından kullanılmasıyla başlıyor ve tabii olaylar bununla da kalmıyor.  Öncelikle moda devi Louis Vuitton  ve ardından benim de himayesine altına girmek isteyebileceğim (!) Karl Lagerfeld tarafından kullanılan parçaları, bir anda popülerleşmeye başlıyor. Sonunda Lagerfeld, grup üyeleriyle tanışıp görüştükten sonra, karar veriyor ve Lagerfeld'in 2002 moda show’larından birinde canlı performans sergilemeye kadar gidiyor bu olay. Halen moda devlerine gerek sahne şovlarıyla, gerekse seksi şarkılarıyla eşlik eden bu kreatif beyinler, moda dünyası tarafından zihinlere çoktan kazınmış durumdalar. Kıyafet, makyaj ve ayakkabı tutkunları için oldukça enteresan bir tarz haline geldiler ve kalıpların dışına çıkmayı başardılar. Tabii moda dünyasındaki bu patlamalar, grubun müzik hayatına yansımakta da pek gecikmedi.            
        
Fransızca müzik yapan grup, özellikle canlı performanslarıyla biliniyor, fakat grubun albümünü dinlediğinizde Els Pynoo'nun son derece seksi ses tonu aşk, seks, dans, parti, öfke, duygu patlamalarının yanında size küçük kalp kırıklıkları da armağan ediyor. Altyapıların son derece başarılı olduğu parçaların yanı sıra, grubun herhangi bir image maker ya da kostümcülerinin olmaması, aksine her şeyin kendilerince seçildiğini bilmek de, insanı bir kez daha hayran bırakıyor.

Noir Desir, Maguillage ve Kl, Lagerfeld ‘in ve bilmem ilginizi çeker mi ama benim vazgeçilmezlerim arasında.

Merak edenler için  

www.myspace.com/vivelafete1






Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010