The Golden Filter Röportajı



Tartışmasız son dönemlerin en büyük dans müzik fenomenlerinden biri The Golden Filter. Mistik sesi ve buğulu görüntüsü ile bizi altın tilkiyi takip etmeye ikna eden Penelope’nin Stephen ile birlikte oluşturdukları hazinenin bir kısmını, içinde bulunduğumuz yıl içerisinde gök kuşağının altına  bıraktılar. Cömert bünyelere hırs ve aç gözlülük aşılayan bu hazinenin devamı önümüzdeki günlerde gelecek gibi.

Justice gibi gezegeni terk eyleyip arşa ulaşmadan, kendilerine bir kaç soru sormak istediysek de başarılı olamadığımız grubun (ki inanıyorum ki önümüzde ki dönemlerde kendilerini burada da göreceğiz) önemli müzik blog’larından IM // UM’da yayınlanan röportajını sizler için çevirdik.

 

Stephen  NYC’den değilsin, aslen Ohio’lusun değil mi?

Stephen: Teknik olarak, evet.

New York’da nasıl karar kıldın?

Stephen: Sadece buraya taşındım.

İşleri daha da büyükmek gibi bir hayalin oldu mu hiç?

Stephen: İlginçtir ki daha önce elektronik müzik yapıyordum ve New York’lu bir plak şirketi ile anlaşmıştık.

Yani The Golden Filter’dan önce de müzik yapıyordun demek?

Stephen: Evet ama herhangi bir isim vermeyeceğim.

Neden? Oralara girmeyelim istersen?

Stephen: Evet, girmesek daha iyi.

Aslına bakarsan hakkınızda detaylı bir araştırma yapmadan önce Avusturalya’lı olduğunuzu anlamamıştım.

Penelope: Sen de öylesin değil mi?

Evet. Burada bir Avusturalya’lıya rastlamaktan hoşlanıyor musunuz?

Penelope: Ne kadar da istesem benim başıma pek sık gelmiyor bu durum. Buradaki arkadaşlarım çoğunlukla Yeni Zelenda’lı.

Bayron Bay’densin değil mi?

Bayron’a yakın, Lismore aslında. Fakat haftasonlarımın çoğunu Bayron’da geçiriyorum

Seni New York’a iten neydi?
Penelope: Orta Doğu’da bir firmada uçuş görevlisiydim ve bu nedenle New York hariç bir çok yere gittim. Sonunda New York’a geldiğimde bir seneden az kalmayı planlıyordum fakat bir daha hiç ayrılamadım.

Benim kötü niyetli görüşüme göre, Solid Gold isimli şarkıyı özellikle seçilmiş bir kaç blog üzerinden paylaşmak planlanmmış bir hareketti. Şarkının tanıtımında herhangi bir yardım aldınız mı?

Penolepe: Hayır, tek başımızaydık.

Stephen: Discodust’dan Alex’i tanıyorduk ve tabi Bigstereo elemanları da. Temel olarak iki arkadaş olduğumuzu biliyorlardı ama tam olark kim olduğumuzu söylemedik. Piyasadaki isimlerinin farkındaydık ve “Hey şuna bir bakın” dedik.

Penelope: Uygun bakış açısını biliyorduk.

Bu yolda ilerleyiş biçiminizi gerçekten takdir ediyorum bu arada. Bence kariyer uğruna intihara kalkışmadan yapılacak en iyi tanıtım bu.

Penelope: Bu tanıtım Catch 22 (Amerikalı yazar Joseph Heller’in bir romanı) gibi bir şeydi. Tüm bu tanıtımlar aslında, sonuda keşfedilecek bir şey olup olmadığı ile ilgiliydi ve toplum tarafından geri tepmesinden çekiniyorduk.

Stephen: İçinde bulunduğumuz diğer projeleri de görüyoruz, hiç bir zaman kendinize sahte ölü ilanı veremezsiniz bu çok saçma olur. Garip bir şekilde kendiliğinden gelişti bizim dışarıdan herhangi bir zorlamamız olmadan.

Penelope: ki bence bu çok güzel.

Kendiliğinden bir kalıcılık yakaladınız .

Penelope: En garip etkisi buydu ve gerçeken işe yaradı. Tamami ile bir bilimsel deney.

Stephen: Kesinlikle, mantık burada geçersiz kaldı.

Bu kadar büyük bir patlama yapmaya hazır değildiniz demek?

Penelope: Aslında hayır. Hiç bir zaman ne olacağını tam olarak kestiremezsiniz, sadece bir umut olur içinizde. Fakat bir kar topu gibi hızlı büyümüş olsada, bu durumdan gerçekten iyi şeyler çıkardığımızı düşünüyorum özelliklede İngiltere’de.

Gizemli bir duruşla birden blog fenomenine dönüştüğünüze dağir genel kanı hakkında ne düşünüyorsunuz. Kendinizi bu tanımlamanın dışında tutma gibi bir eğilininiz var mı çünkü bu şekilde tarif edilmek istemediğinizi biliyorum.

Penelope: Aslında öyle. Evet büyük blog’lardan tanıdıklarımız var doğru fakat bizim yapmak istediğimiz daha farklı bir şeydi, biraz mat, arka planda, fotoğraflar ve plak şirketleri olmadan fakat tamamı ile de karanlık bir kutuya dönüşmeden bir yayılımdı amaçladığımız.

Stephen: Kesinlikle sadece bir blog grubu olmak istemiyoruz, kimse de istemez diye düşünüyorum. Ama Solid Gold’dan bu yana resmi hiç bir şey yayınlamadık.

Bu da çok ilginç aslında çünkü internette tonca şarkınız dolanıyor.

Penelope: Evet bir blog’da yayınladık bazı şarkılarımızı demo formatında ve bir sürü de remix yaptık bu dönemde.

Stephen: Biz sadece bir albüm yayınlamak ve bunuda LP formatında ve eski usul yapmak istiyoruz.

Penelope: Eskiye dönük çok fazla şey var hoşlandığımız, bu da işim ironik kısmı.

Bu günlerde her şey çok hızlı tüketiliyor ve daha da hızlı bir şekilde atılıyor. Bu nedenle belkide tüm bu gizemlilik aslında çok da fazla değildi, sonuçta kimse sizi tanımıyordu. Evet şarkılarınız heryerdeydi fakat yeteri kadar tanıtılmadınız insanlara.

Stephen: Gerçekten de kimse şu anda ne yaptığımızı veya hangi plak şirketi ile görüştüğümüzü bilmiyor.

Peki ya şu anda hazırmısınız. Belli ki Solid Gold’un bu şekilde patlaması karşısında biraz şaşkınlık yaşadınız. Şu anda dünyayı olduğu gibi karşılamaya ve yüzünüzü göstermeye hazır hissediyor musunuz?

Stephen: Evet!

Penelope: Aslında o kadar da yüzümüzü saklamadık, “o kadar da!” Yani herhangi biri internet üzerinden araştırma yapsa katıldığımız etkinliklerin videyolarına rahatça ulaşabilir ki ordakiler biziz. Oradayız, maskelerimiz olmadan.

The Presets ile turlamak nasıldı?

Penelope: Harikaydı. Biraz da ürküttü beni çünkü Aralık’ta kız kardeşim ile birlikte The Presets’in Never Ever Land’deki performansındaydık ve yaklaşık onbin kişi atlayıp zıplıyordu ve kardeşim bana dönüp “bunlar ile  birlikte turlayacaksınız” dedi. Bende tabiki s.r git dedim.

Ve tüm Amerika’yı tabii ki.

Penelope: Komik olan şu aslında, Avusturalya’da sahip oldukları ile burada Amerika’da sahip oldukları çok farklı. Burada yeni keşfedilen bir grup The Presets. Birisi Julian’a “en iyi şovunuz hangisiydi şu ana kadar” diye sormuştu ve Julian Tallahassee Florida demişti ki orada yaklaşık 200 kişi vardı. İnsanları tepkisi ise bir avuç avusturalyalı ile olmak çok eğlenceli şeklinde olmuştu.

Sadece UK’da single’ı yayınlamanız gerçeği üzerine konuşacak olursak. Neden UK?

Stephen: İlgi oradaydı.

Örneğin New York ile Londra’yı ele alalım. Sizce nedir bu iki büyük market arasındaki farklar?

Stephen: Geçtiğimiz son bahar ilk konserimizi verdik orada ve ortalık yeni grup keşfetmeye çıkmış insanların doldurduğu pazar yeri gibiydi. Uzun süredir buradayız ve böyle bir şey ile hiç karşılaşmadık.

Penelope: UK’ın hala bu işim içinde olduğunu hissediyorum. Endüstüriyel bir bakış açısı ile daha büyük bir makinanın bir çok farklı seviyede çalışması gibi düşünülebilir.

Stephen: US farklı bir eğilim içinde. Amerika’da bir kaç plak şirketi ile tanışırsın ve senin ailenin  bir parçası olmanı isterler, sonsuza kadar. Peki bunu şimdi yapmak istiyormuyuz emin değilim. Gelecekte nerede olacağımızı tam olarak kestiremiyorum. İngiltere’de ise işler daha çok, kabul edilebilir bir firma ile single çıkartıp sonrasında istediğin şekilde yoluna devam etmen şeklinde ilerliyor.

Penelope: Kısacası, İngiltere’de daha fazla opsiyonumuz olduğunu hissediyoruz. Amerika’da ise sana bir sürü para yatırıyorlar ve üzerinden para kazanacaklarına EMİN olmaları gerekiyor.

Amacınız nedir? Süper star olmak mı? Geçiminizi bunun üstüne kurabilir misiniz? The Golden Filter ile yapmak istedikleriniz neler?

Penelope: Süper star olmak. Ne kirli bir laf.

Stephen: Çoktan bunun üzerine kurduk hayatlarımızı, sorun yok.

Penelope: Kesinlikle bu hayat tarzını sürdürmeyi düşünüyoruz.

Stephen: Etrafta takılıp kahve içme yaşam stili.

Brazilya’ya gidiyorsunuz.

Penelope: ki bu harika bir şey.

Bence Sao Paulo’yu çok seveceksiniz.

Penelope: Burada bir kaç Brazilya’lı arkadaşım var hepsi Sao Paulo’lu. Geçenlerde Stephen ama dünya haritasında Brazilya’nın enlem ve boylamlarını gösteriyordu, Avusturalya’da büyüdüğüm yerin tam karşı tarafı. Bu arada Stephen daha önce Ekvator’un güneyine hiç geçmemişti ilginç bir deneyim olacak. Çok heyecanlıyım.

Sana son olarak daha önce neler ile uğraştığını sormak istiyorum. Stephen o konulara girmememi istedi ama sen daha önce müziğin içinde miydin?

Penelope: Az çok evet. Seyehat işinde olduğum dönemler dışında tabii ki.

Stephene: Tekrar ediyorum, girmek istemiyorum bu konulara.

Röportaj: Christel Escosa, 04/08/2009, http://imyouare.com/
Çeviren: Gazali Görüryılmaz




Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>

 

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda | Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010