Portecho Röportajı



Alternatif dans müziğin Türkiye’deki en başarılı isimlerinden Portecho ile Efes Pilsen One Love zamanında açılan defterimizi kapatıyoruz. Tan Tunçağ ve Deniz Cuylan yeniden, kısa ama keyifli sohbetleriyle karşınızda.

Festival kültürüyle aranız nasıl? Festivallere sık katılıyor musunuz?

Deniz: Festivallerde çalmak her zaman çok zevkli. Başka sevdiğimiz grupları izlemek, bizden önce ve bizden sonra çıkanlara bakmak, o sırada orada yalnızca konser için bulunmak değil, bütün günü geçirmek çok sevdiğimiz bir durum. Özellikle üniversite konserleri çok eğlenceli geçiyor, çünkü ne olursa olsun akşam çıktığında insanlar kontrollü olmaya çalışıyor, fakat bu konserlerde çok rahat bir şekilde kendilerini ifade edebiliyorlar, o zaman da konser daha heyecanlı geçiyor.

Aynı durum galiba Ankara için de söz konusu, değil mi?

Deniz: Evet, yalnız şimdi sıralamada Eskişehir Ankara’yı sollamaya başladı. Son konserimiz harikaydı. Çok güzel bir mekan açılmış, hakikaten çok kafa insanları bir yere toplamışlar. Bir kaç mekana dağılmış bir durum vardı hatta. Böyle olunca da kendimizi bir anda daracık bir yerde 850 kişiye çalarken bulduk.

Tan: Eskişehir gittikçe oturuyor. Şimdi bir de Antalya yavaş yavaş oturuyor. İlk defa bu sene Antalya’da çalmaya başladık, en son Orpheus isminde bir mekanda çaldık. Bu tip atılımları özellikle şehir dışında pek çok mekan yapmaya başladıkça, böyle işlerin önü açılıyor. Önemli olan, o insanların haberdar olup oraya toplanabilmesi.

İlk albümden beri isminiz fazlasıyla duyuldu, bir anda yükseldiniz diyebilir miyiz?

Tan: Bunun için özellikle bir çalışma yapmadık, kendiliğinden gelişti. Öyle olduğu için büyük bir şaşkınlık yaşadık.

Deniz: Ancak hiç paniklemedik ve bizim için bir sorun olmadı. Şımarmadık yani (Gülüyor).

Ne zaman Portecho hakkında konuşsak “mütevazı bir duruşu var” deniliyor.

Deniz: Sonuçta müzik yapıyoruz, kimsenin böbürlenecek bir durumu yok.

Aynı mütevazılık müziğinizde de söz konusu mu?

Tan: Olgunlaşma döneminde kendini göstermeye daha az meyilli oluyorsun, daha çok kendine saklayıp insanların keşfetmesini istiyorsun. Birinci albümün kapak fotoğrafı da öyleydi; çok net, hemen vurucu, hemen gördüğün anda sana bir şeyler anlatan... Müzik de aynı şekildeydi. Grup olgunlaştıkça da albüm bir sürü kavramı içerisinde saklıyor, yani göz önünde çok keskin bir şekilde söylemiyor ki seyirci, dinleyici oradan bir şey çıkarsın.

Geçtiğimiz albümde su konsepti vardı, yeni albümünüzde böyle bir konsept var mı?

Deniz: Ateş (Gülüşmeler).

Tan: Aslında bu albümün kapağı ve içeriği biraz konseptsizliğe dayanıyor. Yani bayat, yanmış polaroidle çekilmiş bir fotoğraf. Neredeyse gözükmüyoruz bile. Hatta üçüncü albümde büyük ihtimalle kapakta olmayacağız. Bizim için albümün içindeki önemli, dış görüntü gibi durumlar eskidi artık. Dünyada da eskidi. Bugün benzer tarzda müzik yapan grupların kapaklarını alıp baktığınızda aynı mütevazılığı zaten görüyorsunuz, çünkü o dönemler kapandı. Günümüzde “seni inanılmaz büyük bir sanatçı yapacağım, birinci olacaksın” devri kapandı. Artık herkes kendi seyircisini bulup, kendi ufak turnelerine çıkmalı. Daha doğrusu bununla yetinmek mümkün.

Peki yan projeleriniz ne durumda?

Tan: Mira’nın “Başkası” parçasına Can Kılcıoğlu tarafından yeni bir klip çekildi. Norrda’da çok güzel gelişmeler oluyor. Van’da bir festival var, orada çalacak. Hatta Van Gölü’nün üzerinde, bir teknede çalınacak diye biliyorum. Bir ada var, orada da performans gerçekleşecek. Gerçekten güzel olacak. Ayrıca Norrda’nın üçüncü klibi “Sultan” da yakında çıkacak.

Deniz: Bir de Brazaville projesi var, bir sonraki albümlerinin prodüktörlüğünü yapıyorum. İstanbul’lu müzisyenlerle bir proje yapılıyor. O da herhalde Ekim, Kasım gibi çıkacak.

Hazır kliplerden söz açılmışken, sizin de epey tartışılan bir klibiniz var. Bu konu hakkında yorumunuz nedir?

Deniz: Studio Plastico’nun nakaratında “we are misunderstood” (yanlış anlaşıldık) geçiyor zaten, tam ona uygun oldu. Biraz yanlış anlaşıldı.

Peki bundan sonraki hamleniz ne olacak?

Tan: Aslında hiç o kadar stratejik bakmıyoruz. Klibi Berkun Oya çekti ve Berkun’la ilk albümden beri çok çalışmak istiyorduk zaten. Benim de en yakın arkadaşlarımdan biri, birlikte yıllardır çalışıyoruz. O, bu klibi yaptı ve biz de tamam dedik. Ancak klibe gelen tepkiler çizgimizi değiştirmedi, bundan sonra da kafamıza koyduğumuzu yapacağız. Tabii böyle bir şeyi sadece yapmak istersek yapacağız, yapmak istemezsek de yapmayacağız.

Tan Tunçağ’a bir de TRT’den sorumuz var. Hülya ve Ümit Tunçağ gibi radyo programcısı ebeveynlerin üzerinizdeki etkisi ne oldu? Annenizin caz doluluğu veya babanızın klasik rock-pop yaklaşımları size bir altyapı sundu mu, yoksa siz nelerden uzak duracağınız konusunda bunları referans olarak mı kullandınız?

Tan: Tabii ki çok faydası oldu. Kendimi en şanslı saydığım şeylerden biri o ortamda büyümektir zaten. Evde devamlı müzik çalardı; ya caz, ya rock ve bizde binlerce plak vardı. Ben onların arasında bir anda, mesela ergenlik çağına girdiğimde Frank Zappa gibi isimler keşfediyordum ve “Baba, bizde bu varmış” diye şaşırıyordum. Bir de onlar hiçbir zaman beni yönlendirmediler, “Bak oğlum, bunu dinle” gibi yaklaşımla karşılaşmadım. Beni kendi halime bıraktılar ve ben hepsini keşfettim, çektim o plakları tek tek... Dolayısıyla hiçbir zaman irite olmadım. Bu nedenle o konuda gerçekten çok şanslıyım.

Bu kısıtlı zamanda bize vakit ayırdığınız için teşekkürler. Sahnede başarılar...




Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>

 

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda | Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010