Sunshine Cleaning – Günışığı Temizleme Şirketi

Mert bu filmi neden benim payıma bıraktı anlayamadım, hani iflahı zor bir Amy Adams hayranıdır zira kendisi ve Amy hanım da bu filmde epey güzel görünüyor. Ne var ki film, “Little Miss Sunshine” filminin yapımcılarından ve de ben o filmi çok sevdiğime göre bana bırakmış olmasının ardında böyle bir neden de arayabiliriz. Mert'i bir kenara bırakırsak filmin sağlam referanslarına bakmak lazım; Little Miss Sunshine, Alan Arkin, Emily Blunt, Amy Adams ve de Steve Zahn (Happy, Texas'ta çok iyiydi, bir Spirit bir de Sundance özel ödülü almıştı o filmle. Burada ise sadece vücudu ve poposu güzelmiş onu gösteriyor)... Ne var ki kısa kesip en baştan söyleyeyim bu isimlere güvenip beklentilerinizi arttırmayın, yüksek tutmayın. Çünkü film hayal kırıklığı olabiliyor. Bir kere komedi dengesi ayarlanmadığı için Little Miss Sunshine gibi bir güzellik ortaya çıkmıyor. Little Miss Sunshine'ın senaryosunun derli toplu ve karakterlerine değer veren cinsten oluşu karşısında bu sefer elimizde bir türlü açılmayan bir senaryo var. Oyuncuların her çabasını da etkisiz ve de yapay kılıyor bu başarısız senaryo.

Filmimiz temelde yokluk çeken iki kız kardeşin kurtulma çabalarını anlatıyor. Evlere temizliğe giden ve eskiden lisenin en popüler kızı olan Rose ve hiçbir yerde tam olarak tutunamayan kız kardeşi Norah en nihayetinde Rose'un lise aşkı ve şimdinin evli ve iki çocuk babası sevgilisi sayesinde bir suç mahalli temizleme şirketi kurarlar. Norah'nın intihar eden annesini unutamaması, Rose'un arkadaşlarına hava atma isteği, evli erkek arkadaşın işi sadece sekste bırakması falan filan arada büyükbabanın tutamayacağı sözleri torununa vermesi diye giden kopuk, tam olmamış, oturmamış bir sürü şey bu filmde olup bitiyor, bir kısmı ise bitmiyor öyle havada kalıyor. Konumuz bu işte. Çok dağınık anlatmış olmam kimseyi gücendirmesin inanın film daha derli toplu değil. Olayların olmadığı, yarım kaldığı, olsa bile neden olduğunun anlaşılmadığı ve birbiri ardına sıralanıp bağımsız olarak yerini aldığı bir film yani.

Film, güya sıradan Amerikalıların hikâyelerini anlatmaya yelteniyor ama daha evvel bunu mükemmel yapmış olan Alexander Payne filmlerinden çok uzakta kalıyor.  About Schmidt gibi veya Sideways gibi filmler ile zaten biz bu komedi soslu gerçek Amerika görüntülerine, sakin sakin akan mizaha ve karakter incelemelerine aşinayız. Üstelik bir de aynı ekipten iki sene önce enfes bir “Little Miss Sunshine” da izledik. Eh haliyle bu film dişimizin kovuğunu doldurmayınca şaşırmamak lazım. Bahsettiğimiz bu üç filmde de çok iyi olan öğeler; senaryo ve oyunculuk, bu filmde sarkan öğeler. Yanlış anlaşılmasın, oyuncular kötü demek gibi bir niyetim yok. Ne var ki Alan Arkin pek de oynamamış gibi, zira ortada onun eline yeterli malzeme sunacak bir senaryosu yok.

Emily Blunt çok güzelmiş, Steve Zahn'ın vücudu ve poposu pek hoşmuş ama bundan gerisi için söyleyecek bir şeyimiz yok. Senaryosuz çekilen nice güzel film var, senaryolu bir film bu kadar boş olma hakkını nerden bulmuş anlamadım.





Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010