Oscar’a Göz Kırpanlar
Henüz Oscar yarışı için tahmin yapmanın erken olduğunu düşünüyorsanız, yanıldığınızı söylemek durumundayım zira yapımcılar Oscar yarışında şansları yüksek olsun diye filmlerini Eylül Ayı’ndan itibaren vizyona sokmaya başlıyorlar. Yabancı sitelerden bahisler şimdiden açılmış durumda. Ben de adı zikredilen filmlerden bazılarını söyleyeyim, kişisel tahminlerimi yapayım dedim.
Öncelikle bu sene Akademi’nin yaptığı en önemli değişiklik sayısı 5 olan adaylıkları 10’a yükseltmesi oldu. Bunun altında geçen sene yapılan The Dark Knight eleştirilerinin olduğu kanısındayım. Akademi jürisi genel anlamda hep mainstream filmlere yöneldiğinden artık birer çizgi film gözüyle bakılmayan Wall.E gibi animasyonlar, deneysel çalışmalar, bağımsız yapımlar, sürreal eserler ve The Dark Knight ile daha karanlık bir yapıya bürünmeye başlayan blockbuster filmler hep yarışma dışı kalıyorlardı. Bu değişimin buna yönelik yapıldığını varsayarsak Akademi’nin ilgisi dışında kalacak filmler de aday gösterilebilirler. Yine de ne sonuçlar doğuracağını henüz öngörmek zor. Ancak isminin telffuz edilmesi mümkün olanları ben değerlendireyim dedim;
Paul Greengrass’ın Green Zone ve Joe Johnston’ın The Wolfman’inin, 2010’a ertelendiklerini belirtip aday olması muhtemel filmlere geçeyim;
The Lovely Bones: Evvela Peter Jackson’ın (100 kilo falan vermiş sanırım, incecik bir adam olmuş) yeni filmi The Lovely Bones’un şansı bir hayli yüksek. Çok satan ve çok başarılı bir romandan uyarlama olması ve kamera arkasında Jackson’ın bulunuyor olması yeterli bir sebep. Fakat kadro Oscar adayı ve kazananı bir sürü isimle dolu olduğundan adaylıklar pek de zor değil. Fragman da çok umut vaat ediyor. Özellikle Saoirse Ronan’ın ikinci adaylığını almasını can-ı gönülden istiyorum. Tabii bir de ilk kez katil rolünde göreceğimiz Stanley Tucci (halen hiç aday olamamış olması bile ayıp) faktörü var. (Muhtemel dallar; En iyi film, yönetmen, uyarlama senaryo, kadın oyuncu, yardımcı erkek oyuncu)
Shutter Island: Scorsese’nin uzun süre aradan sonra çektiği ilk gerilim filmi olan Shutter Island’ın şansı da bir hayli yüksek. Kadro Leonardo DiCaprio, Mark Ruffalo, Ben Kingsley, Emily Mortimer, Michelle Williams, Jackie Earle Haley gibi isimlerden oluşuyor. Scorsese ustalığını konuşturduysa Dennis Lehane’in kitabından bir başyapıt çıkarmış olması olası. (Muhtemel dallar; en iyi film, yönetmen, uyarlama senaryo, erkek oyuncu, yardımcı erkek oyuncu, yardımcı kadın oyuncu)
Nine: Şu kadro (Daniel Day-Lewis, Marion Cotillard, Penélope Cruz, Judi Dench, Nicole Kidman, Kate Hudson, Sophia Loren) birkaç sene önce kurulu olsaydı bu film çok iş yapardı Oscar’larda ancak isimlerin Oscar geçmişlerine baktığımızda görüyoruz ki aralarındaki en başarısız isim tek Oscar adaylığıyla Kate Hudson. Kidman, 2003’te aldı. Dench desen 2000’de. Marion, Penelope ve Lewis (2.yi) geçen senelerde aldılar zaten. Bir tek Sophia Loren’in ödülü eski ama onun da konuk oyuncu sıfatındaki rolüyle şansı zor gibi gözüküyor. Dolayısıyla zaten her biri ödül aldıkları için Akademi aday yapıp boşa kontenjanları harcamaz gibi gözüküyor. Fakat şu bir gerçek ki Rob Marshall müzikalden çok iyi anlıyor ve 10 aday arasına girmesi pek zor değil. Fellini’nin “8½” filminden uyarlama bir Broadway müzikalinin başarısız olmasına ihtimal vermiyorum ben. (Muhtemel dallar; en iyi film, yönetmen, uyarlama senaryo, erkek oyuncu, kadın oyuncu, yardımcı kadın oyuncu)
Inglourious Basterds: Tarantino, yönetmen ve senarist olarak ilk adaylığını ve ödülünü alalı 15 sene oldu. Pulp Fiction’dan bu yana bir Tarantino filmi ilk kez bu kadar olumlu eleştiri aldı. Ve aday sayısının da arttığını düşünürsek en azından senaryo dalında Akademi’nin Tarantino’ya şans vereceği görüşündeyim. Öte yandan Cannes’da en iyi erkek oyuncu ödülünü alan Christoph Waltz, hangi dalda yarışmaya gönderilir bilmiyorum (erkek oyuncu olmasından yanayım) ama bir adaylık (hakkı ödüldür tabii) alamazsa Akademi şuurunu yitirmiş demektir. Çok performans seyrettim Oscar’lık da 4 farklı dilde oynayıp kusursuz bir performans çıkaranını hiç hatırlamıyorum. Brad Pitt’inse pek şansı yok gibi. (Muhtemel dallar; en iyi film, yönetmen, orijinal senaryo, erkek oyuncu veya yardımcı erkek oyuncu)
An Education: Sundance’teki gösteriminin ardından bir hayli olumlu eleştiri toplayan film, 60’ların Londrası’nda geçen, bir genç kıza dair büyüme öyküsü anlatıyor. Genç aktris Carey Mulligan’ın oyunculuğu filmle ilgili en çok konuşulan konular arasında. Aday olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Kadro (Peter Sarsgaard, Alfred Molina, Emma Thompson, Dominic Cooper, Rosamund Pike) çok sağlam ve filmin senaryosu ve yönetmenliği de başarılı bulundu. Akademi tarihinde yanılmıyorsam yalnızca iki tane kadın yönetmen (Jane Campion, Sofia Coppola) Oscar’a aday gösterildiğinden Lone Scherfig’in aday gösterilmesi zor gibi ama bu sene kadınların senesi de olabilir tabii. (Muhtemel dallar; en iyi film, yönetmen, orijinal senaryo, kadın oyuncu)
The Hurt Locker: Kadın yönetmenler demişken Hurt Locker’dan da bahsedelim. Irak Savaşı’na bomba imha etmekle görevli bir timin gözünden bakan, bu esnada yaşadıkları gerilimleri paylaşmayı tercih ederek kendine bir eksen belirlemekten kaçınan Kathryn Bigelow filmi, tam olarak çözemediğim bir nedenden ötürü yurt dışında pek beğenildi. Kanaatimce Full Metal Jacket tadında başlayan hikâyesi bir noktadan sonra nereye gideceği konusunda sıkıntı yaşıyor ve tekdüze bir hal almaya başlıyor. 90’ların aksiyon yönetmeni Bigelow, dram mı aksiyon mu gerilim mi yoksa savaş filmi mi çekmek istemiş, pek karar verememiş gibi. Adaylık alacak kadar iyi olmadığını düşünüyorum ama dediğim gibi fazla beğeni topladı. Şansı yüksek. (Muhtemel dallar; en iyi film, yönetmen, orijinal senaryo)
Bright Star: Madem kadın filmleri dedik devam edelim. Demin bahsettiğim Jane Campion bu sene Bright Star ile Oscar yarışına girmeye hazırlanıyor. The Piano ile ilk ve tek Oscar’ını senaryo dalında kazanan (Ne ilginçtir diğer kadın yönetmen Soffia Cappola da aynı dalda kazanabilmişti sadece. Kadınlara yönetmen Oscar’ı vermemek gibi bir gayeleri mi vardır nedir?) Campion’un yeni filmi oldukça olumlu eleştiriler aldı. Başroldeki Abbie Cornish’in bilhassa çok iyi olduğu söyleniyor. (Muhtemel dallar; en iyi film, yönetmen, orijinal senaryo, kadın oyuncu)
Up: Pixar’ın yeni şaheseri olduğu söylenen film, bu sene adaylık sayısının da artmasından mütevellit en iyi film dalında yarışabilir. Pixar’ın artık büyük oynayıp filmini animasyon kategorisinde değil de bu dalda göndereceğini düşünüyorum. Son birkaç yıldır ödülü eve götüren hep Pixar olduğundan, böyle bir değişiklik diğer animasyonların da önünü açacaktır. Şahsen, Tim Burton ve Rus Yönetmen Timur Bekmambatov’un yapımcılığını üstlendiği “9”u çok merakla bekliyorum ve Up’tan fırsat kalırsa ödül alması hoş olur. (Muhtemel dallar; en iyi film veya animasyon, orijinal senaryo)
Where The Wild Things Are: Akademi Charlie Kaufmann-Spike Jonze ikilisini seviyor gibi. “Adaptation.” ile aday olamamışsa da film çeşitli dallarda aday olmayı başarmıştı. Jonze’u da Being John Malkovich ile aday yapmışlardı. İlk avantajı bu. İkincisiyse Maurice Sendak’ın çok beğenilen çocuk romanından uyarlanmış olması. Yazar kendisi de filmi izlediğini ve bayıldığını belirtmiş. Roman kadar iyiyse şansı yüksek. Akademinin çocukları aday yapmayı sevdiğini de düşünürsek başroldeki Max Records, ilk adaylığını ve yan roldeki usta oyuncu Catherine Keener da üçüncü adaylığını elde edebilir. En azından uyarlama senaryo dalında bir adaylık kazanacağı görüşündeyim filmin. (Muhtemel dallar; en iyi film, yönetmen, uyarlama senaryo, yardımcı erkek oyuncu, yardımcı kadın oyuncu)
District 9: Tartışmasız yılın en iyi filmi! Projenin yapımcı koltuğunda Peter Jackson olur da daha azı beklenir mi (bu bir soru değil hayır). Özel efektlerinden, yönetimine, oyunculuklarına, kostümlerine, senaryosuna kadar her bir detayı özenle çizilmiş, 2000’lerde çekilmiş en iyi bilim-kurgu filmi “District 9”. Imdb Top 250’ye ilk 50’den girmiş olmasının altında yatan neden ne yönetmenin popülerliği ne de oyuncularının. Güney Afrikalı yönetmen Neill Blomkamp, aldığı övgüleri sonuna kadar hak ediyor. Efekt, makyaj ve kostüm dallarında adaylık alacaktır elbette ama önemli dallarda da dileriz adaylık elde eder. Etmese kaç yazar gerçi… arkasına müthiş bir izleyici kitlesini de katarak kült olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Yalnız, işleri biraz zor. Zira Akademi tarihine baktığımız zaman en iyi film dalında Oscar’a aday gösterilmiş yalnızca iki film görüyoruz: Star Wars IV ve E.T. Yani, 1982 yılından bu yana bu türde bir film aday olmamış. Ancak District 9’ın yer yer drama da kayan gerçekçi anlatımı onu sci-fi’den biraz uzaklaştırdığı için şansı yok diyemeyiz. Sadece yönetmeni değil, umarım başroldeki, daha önce hiç oyunculuk deneyimi olmayan Sharlto Copley’i de gözden kaçırmazlar. Pasif, sinik adam Wikus rolünde öyle inanılmaz bir dönüşüm geçiriyor ki film boyunca ve öyle sevdiriyor ki oyunculuğunu, aday olmadığı takdirde filmin hayranları forumlarda ateş püskürmekten daha fazlasını yapacaklar kanısındayım.
Bunlar dışında en iyi film olmasa bile çeşitli dallarda ödül ve adaylık potansiyeli olan filmlere de bir göz atalım deyip ufaktan kaçıyorum;
Julie & Julia: Meryl Streep’i stüdyo yardımcı dalda gönderecek. 26 seneden sonra nihayet ödüle ulaşabilir ama filmin çok zayıf olması şansını düşürüyor. Amy Adams ilk kadın oyuncu adaylığını kazanabilir.
Agora: The Sea Inside’ın yönetmeni Alejandro Amenabar çok büyük bir prodüksiyonla geliyor. Kendi şansı da çok yüksek ama Rachel Weisz’ın harika olduğu gelen duyumlar arasında.
The Tree of Life: Usta yönetmen Terrence Malick, Sean Penn ve Brad Pitt’i de yanına alıyor. Hepsinin şansı var.
The Informant: Steven Soderbergh var yönetmen koltuğunda. Başrolde de Matt Damon. E yeterli herhalde.
Amelia: Hilary Swank’e üçüncü adaylığını getirecek ama bir kez daha almasın artık bir zahmet.
Brothers: Başrollerde Natalie Portman, Jake Gyllenhaal ve Tobey Maguire var. Susanne Bier’in 2004 Danimarka yapımı“Brødre” filminin yeniden çevrimini Jim Sheridan (In the Name of the Father, In America, My Left Foot) yönetiyor. Oyuncular belki adaylık kazanabilir ama zaten yarışacakları kategorilerde çok fazla seçenek var, o açıdan bu film de es geçilecek kanısındayım.
A Serious Man: Coen’lerden yeni bir kara komedi. Pek bir detay bilmiyoruz ne yazık ki.
Broken Embraces: Penelope Cruz ve Pedro Almodvar yeniden bir araya geliyorlar. İlk gösterimini Cannes’da yaptı ve olumlu yorumlar aldı. Yabancı film dalında aday olması muhtemel.
Biutiful: Meksikalı yönetmen, Alejandro González Iñárritu, her ne kadar ben başyapıtının 21 Gram olduğunu düşünsem de, Babel ile önünü açtı. İyi bir projeyse şans elde edebilir. Üstelik başrolde Javier Bardem var.
Cheri: Stephen Frears’ın yeni filmi beklendiği gibi çok şahane eleştiriler toplamadı. Aday olmasına kesin gözüyle bakılan Michelle Pfeiffer’ın da durumu artık çok kesin değil. Yine de bu sene Michelle Pfeiffer’ın senesi olması ve çoktan bir ödülü hak ettiği kanısındayım.
The Soloist: Atonement’ın yönetmeni Joe Wright’ın filmi yanlış vizyon tarihinin kurbanı oldu ve beklenen başarıyı yakalayamadı. Oscar sezonuna yakın pazarlaması iyi yapılmazsa ismini zor duyacağız. Bir ihtimal Jamie Foxx ve Robert Downey Jr. aday olabilirler ama Wright’ın işi zor gözüküyor.
The Road: Post-apokaliptik The Road’ın vizyon tarihi ertelene ertelene bir hal oldu. Artık insanlar ne bekleyeceklerini bile bilmiyorlar. Ekim Ayı’nda gösterime girdiğinde iyi eleştiriler toplarsa şansı var. Özellikle Viggo Mortensen’ın akıbetini çok merak ediyorum.
Public Enemies: Michael Mann’in filmi iyi olmasına rağmen kabul edelim olay yaratmadı. Yaza yaklaşırken Oscar açısından filmden beklentiler yüksekken artık Mann’in adı telaffuz edilmiyor. Johnny Depp iyi bir Dillinger portresi çizmiş ama aday olacak kadar iyi mi onu bilmiyoruz. Marion Cotillard’ın da, yakınlarda ödül aldığı için, bence iyi performansına rağmen aday gösterilmesi zor.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|