Franklyn
Franklyn ilk sahneleri ile enfes bir açılış yapıyor. Öyle muhteşem bir atmosfer kurmuş ki izlerken “Kafka” (1992, Sodernberg), “La Cité des Enfants Perdu” (1995, Caro& Jeunet) ve “Dark City”'i (1998, Projas) anmadan edemedik ve iyicene iştahlandık. Belirsiz bir zaman ve belirsiz bir yerde maskeli bir kahraman dinlerin hüküm sürdüğü bir şehirde kötülükle, sistemle mücadele ediyordu. Evet içinde sanki bir miktarda “V for Vandetta” vardı. Sonra günümüzde geçen iki hikaye araya girdi; sevdiği kadın kendini terk edince hüzne kapılan bir adam, bir sanat projesi için intihar kayıtları yapan bir kadın... Senarist ve yönetmenin bu iki hikayeyi filmin neresine tutturduğunu kestirmeye çalışırken filmin aslında Lynchian bir şey yapmaya çaba sarf ettiğini de anladık çünkü günümüzde geçen üçüncü bir hikayenin filme dahil olmasıyla birlikte o atmosfere dair bir şizofreni açıklaması geldi. “Donnie Darko” (2000, Kelly) gibi bir filmin ardından bu türleri bir araya getirip hikaye anlatma tarzında bir film daha izleyeceğimizi anladık ki film işte bu noktadan sonra bize kendini seyrettirmekte zorlandı. Zira bu film eğer iki gerçeklikli (biri sanal biri reel) bir evren kurmuşsa (Croenenberg'in “Videodrome”, “Naked Lunch” ve “Existenz”'de yaptığı gibi) bu gerçekliklerden biri epey havada ve sıkıcı; ama eğer çok ihtimalli bir gerçeklik sarmalı kurmuşsa (Donnie Darko gibi) bunu da bize sunmakta başarısız, kendini çok çabuk açık ediyor ve de zaten bu sarmal da başarısızca kurulmuş. Lynch filmlerinin gerçekliği eğip büken, onları şekillendiren, karakterin gözünden anlattığı filmlerindeki yetkinliği beklemiyoruz elbette ancak yine de böyle bir işe girişilmişse hiç olmazsa fantezi dünyasının muhteşem görselliğine yakışır bir gerçeklik dünyası sunulsaymış.
Filimin hayal kırıklığı yarattığını söylemeye gerek yok herhalde. Özellikle Donnie Darko sonrası bu tür filmlerin bir yenilik getiremedikleri ortada. Birebir Donnie Darko kopyası olan “Butterfly Effect” mesela gayet sıkıcı, sıradan, sabun köpüğü bir şeydi. Yani bu tür filmlerin aşmaları gereken eşik epey yüksek. Öte yandan filmin o muhteşem atmosfer yaratma becerisinin neden ve nasıl olup da asıl dünyada yok olduğunu anlamak da zor. Karakterlerin her birinin ayrı nevrozlarda gezinmesi, bütün bu sorunlu karakterlerin derdinin bir türlü anlaşılmaması, haklarında hiçbir şey anlatılmaması gibi senaryo eksiklikleri de sanırım bu gerçek dünyanın inandırıcı olamaması sorununa katkı yapan cinsten. Sonuçta havada bırakılan bir sürü şey var.
Franklyn konu olarak ne kadar izleyicisini doyurmaktan uzaksa görsel yapı ve de müzik olarak da o kadar başarılı. Bu görsel yapıyı, sağlam konu ve fikirlerle destekleyememiş olması (ki aslında anlattığı fantastik hikaye konu bakımından epey orjinaldi) üzücü. Oyunculuk olarak özellikle sarkan veya özellikle öne çıkan bir isim yok. Sonuçta aslında beklentileri boşa çıkardığı için elinizde kalan bir film olmuş Franklyn. Söylenecek fazla bir şey de yok. Bu hayalkırıklığı sebebi ile notumuzu epey kırdık kendisinden.

sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|