Eden Lake – Kan Gölü
İzleyecek olduğum bir filmin janrına baktığımda, ne zaman korku-gerilim ibaresini görsem, hemen beynimde "eyvah yine klişelerle dolu, anlamsızca akan kan ve istismara kaçan şiddet görüntüleri ile boğuşmak zorunda kalacağım" gibi düşünceler dönmeye başlar. Hele ki bu film bir yönetmenin ilk deneyimiyse, bu düşünceleri bastırabilmek oldukça zordur. Bu günlerde vizyonda izleme şansı bulduğumuz Eden Lake (Kan Gölü) adlı film; sürükleyici yapısı, ince göndermeleri, şiddetin dozunun yerinde kullanımı, ilginç ayrıntıları ve çarpıcı finaliyle, önyargılarımı kırmayı başardı.
Senaristlik kariyeri bulunan ancak ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturan James Watkins imzalı
Eden Lake' in başrollerini Kelly Reilly ve Michael Fassbender paylaşıyorlar. Rahatlıkla son yılların en iyi filmlerinden biri olduğunu söyleyebileceğim "Hunger"da, Bobby Sands karakterini canlandıran ve performansıyla büyüleyen Michael Fassbender, Eden Lake'te de Steve olarak oldukça iyi bir iş çıkarıyor. Bir de psikopat gencimiz Brett rolündeki oyuncu Jack O'Connell var ki iyi iş çıkarmak dedikten sonra onun da hakkını teslim etmeden olmaz. Oyunculuklardan bahsetmişken This is England ve Somers Town'da yüreklerimizi fetheden küçük oyuncu Thomas Turgoose' ın da filmde Cooper isminde bir karakteri canlandırdığını söyleyelim.
Buradan itibaren spoiler içerebilir!!
Cooper için Watkins' in neden bu kadar sevilen ve daha önce sempatik rollerde yer almış bir oyuncuyu tercih ettiğini, Cooper'ın akıbetine tanık olduktan sonra, elde ettiği dramatik etkiyle beraber daha iyi anlıyoruz. Filmin konusuna gelince... Anaokulu öğretmenliği yapan Jenny (Kelly Reilly), erkek arkadaşı Steve tarafından, kamp yaparak hafta sonunu geçirmek amacıyla, şehir hayatından uzak bir taşocağına gitmeye ikna edilir. Çiftimiz gayet iyi anlaşmakta hatta Steve'in, Jenny'e bir evlilik teklifi sürprizi bile bulunmaktadır. Derken gittikleri doğal güzelliklerle kaplı taşocağında, bir grup ergen gençle takışmaları ve gençler tarafından, Steve' in otomobilinin çalınmasıyla beraber başlarına gelmeyen kalmayacaktır. Evet, buraya kadar kulağa oldukça melodramatik gelen duruma, o kadar da olsun diyerek biraz göz yummamız gerekebilir. Neden o ki, Hollywood'dan sinemaya miras kalan; çok büyük aksiliklerin, hep çok iyi işleyen düzenlerin başını ağrıtması geleneğini maalesef bu filmde de gözlemlemek mümkün. Ancak bu geleneğin uzantısı olan "aksilikler bertaraf edildikten sonra, kurulan yeni düzenin eskisinden daha sağlam olması" durumundan söz etmek, Eden Lake için epey zor gözükmekte ve James Watkins'in bu tercihi, Eden Lake'i "iyi film" yapan ayrıntılar arasında yer almakta; ve ilk paragrafta yapmış olduğum "çarpıcı final" nitelemesine de sebep teşkil etmektedir.
İlk paragrafta yapmış olduğum nitelemelerden biraz daha bahsetmek gerekirse, şiddetin yerinde kullanımıyla ilgili olarak; Jenny' e yardım edecek gibi gözüken küçük çocuğun muhbirlik yapması üzerine, Jenny ile özdeşleşen seyirci konumunda, küçük çocuğa karşı kinle dolar ve çocuğun hemen sonra düştüğü zor durum sırasında başına gelecekleri onaylar ve hatta isteriz. Ancak bu noktada Brett tarafından çocuğa uygulanan şiddeti Watkins bize gösterdiğinde, içimizde bir hesaplaşmaya gitmek zorunda kalırız ve gördüklerimizden sonra henüz bir kaç saniye önce çocuğa karşı hissettiklerimizden utanır ve pişmanlık duyarız. İşte burada şiddetin anlamlı kullanımından tam anlamıyla söz edebilmek mümkündür. Bunun yanı sıra James Watkins, filminde şiddet öğelerini kullanırken, İngiltere'deki şiddetin nedenlerini de sorguluyor ve İngiltere’nin sosyo-kültürel yapısı, aile kavramı ve insanın bencilliği üzerine de seyirciyi düşünmeye sevk ediyor.
Yine yukarıda söz ettiğim ilginç ayrıntılara da şöyle bir değinecek olursak; katil ruhlu Brett ve babasının köpeklerinin isimlerinin ünlü Amerikalı seri katil çifti Bonnie ve Clyde olması oldukça anlamlı. Bir anaokulu öğretmeni olan ve ebeveynler tarafından çocuklara uygulanan şiddete hiç hoş bakmadığını öğrendiğimiz Jenny'nin başına gelenlerin sorumlularının çocuk denebilecek yaştaki ergenler olmaları da epey ironik bir ayrıntı, zira filmin giriş sahnesinde Jenny öğrencileriyle oynadığı "peekaboo" oyununun kanlı ve acılısını başka çocuklarla oynamak zorunda kalacaktır. Türü sevenler için de bu oyuna izleyici olarak katılmak düşüyor tabi.

sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|