Before The Devil Knows You're Dead

Hikaye bir kuyumcu dükkanına yapılan soygunla başlıyor ve soygunu film boyunca farklı karakterlerin perspektifi ve farklı zaman aralıklarında inceleyip, ayrıntıları keşfediyoruz. Tüm bu olanlarda kilit noktası oldukça sorunlu iki kardeş. Phillip Seymour Hoffman tarafından canlandırılan büyük kardeş Andrew (Andy) Hanson, hayatındaki boşluğu ne evliliği ne de nefret ettiği işi ile doldurabiliyor. Sıkıntılarıyla baş etmek ve belli ki hayatına anlam kazandırmak için uyuşturucu bağımlısı haline gelmiş olması, hayatını maddi olarak da daha rahat hale getirmiyor. Kocasının ilgi ve dikkatini çekmek için uğraşan karısı ? (Marisa Tomei) hayatından memnun olmayan başka biri. Öyle ki, kocasını kendi kardeşi Hank (Ethan Hawke) ile aldatmak onu rahatsız etmiyor bile. Hank Hanson ise ayrıldığı karısından olan kızını memnun edip, iyi bir baba olmaya çalışıyor; ancak maddi sorunları buna engel oluyor. Kardeşinin karısını seviyor ve onun aksine, gizli ilişkiden daha fazlasını istiyor. İki kardeşin de ortak maddi sorunları nedeniyle, Andy kusursuz gözüken bir soygun planı yapıyor ve Hank de bu plana dahil olmaya zor da olsa ikna oluyor. İkisinin de daha önceden çalıştığı için iyi bildikleri soyacakları bu dükkan , anne ve babalarına ait...Dükkanın sigortalı oluşu ise içlerini rahat ettiren tek etken. Buna rağmen bir kez daha kusursuz suç diye bir kavramın mümkün olmadığını görüyoruz ve planları gözleri önünde dağılıyor. Göz önüne almadıkları birkaç ayrıntı ve gerçekleşen ufak değişiklikler, tahmin edemeyecekleri şekilde sonuçlanıp, aile faciasına yol açıyor. Sadece para için böyle riskli bir işe giriştiklerini bilmeleri ve yarattıkları durumun suçunu kaldıramamaları kardeşleri daha da çileden çıkarıyor. Bundan sonra ise arkalarını temizlemek için, panikle yapılan bir dizi yeni hatayı izliyoruz. Senaryodaki pek çok sürpriz dönüş film boyunca seyirciyi şaşırtmaya devam ediyor.

83 yaşındaki yönetmen Sidney Lumet, insanlar hakkında ne kadar çok şey bildiğini de filme yansıtmış. Olacakların sonucunu az çok filmin başında bilmenize rağmen, ilginizi koparamıyor, detayları bir bir görmek için can atıyorsunuz. Farklı bakış açılarından olayı tekrar izlemek, bazen tam heyecan ve merakla izlerken hikayenin akışının kopmasına yol açabiliyor, bu sahneler özellikle ağır ilerlediği zamanlarda ileri sarma isteği uyandırıyor.

Filmin asıl avantajı ise oyuncu kadrosuydu. Sadece Phillip Seymour Hoffman ve Albert Finney’nin müthiş oyunculukları bile filmi canlı tutmaya yetebilirdi, Ethan Hawke ise özellikle dehşete düşme sahnelerinde şaşırtıcı derecede iyiydi. Bu inanılmaz kadro içinde, en düşük performansı gösteren gayet donuk ve sıradan duran Marisa Tomei idi.

Lumet, asıl işlediği konunun yanı sıra; kardeşler arasındaki rekabet gibi yan konuları, karakterlerin çaresizliklerini, korkularını, soğukkanlılıklarını kaybedişlerini o kadar sade ama etkili bir şekilde yansıtıyor ki, filmde ne yaşanırsa yaşansın mantık dışı gelmiyor. Before The Devil Knows You’re Dead; Dog Day Afternoon ve Serpico gibi diğer Lumet klasiklerinin yanında yer almayı hak eden bir film… Kaliteli yönetmenlerin, anlatacaklarının bittiğine emin olmadan emekli olmamaları gerektiğinin de başka bir kanıtı olmuş.  



Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010