Sweeney Todd:The Demon Barber Of Fleet Street
Her Tim Burton veya Johnny Depp hayranının bu filmi dört gözle beklemiş olduğunu tahmin edebiliyorum. Fleet Sokağı’nın berberi Benjamin Barker’ın hikayesi ilk 19. Yüzyıl İngiltere’sinde ortaya çıkmış, sonra da pek çok kez Broadway’de canlandırılmış. Haksız bir şekilde hapishanede 15 yıl geçirmiş olan Benjamin Barker, değiştirdiği ismiyle Sweeney Todd, buna neden olan Hakim Turpin (Alan Rickman) ve yardımcısı Beadle Bamford (Timothy Spall)’a hak ettikleri cezayı vermek amacıyla Londra’ya geri döner. Kendisinin hapse girmesinin, karısı ve küçük kızı için yarattığı korkunç sonucunun da intikamını ister. Sahip olduğu küçük fırında yaptığı, çok da tutmayan turtalarıyla geçinen Mrs. Lovett (Helena Bonham Carter) eskiden beri Benjamin Barker’a duyduğu hayranlığın da etkisiyle, fırının üst katına onu kiracı olarak alır. Burada berber dükkanını tekrar açan Todd, intikamını almaya başlamadan önce en büyük rakibi, o yokken şehirdeki en iyi berber olarak ün salmış Adolfo Pirelli’yi (Sacha Baron Cohen) alt etmelidir. Mr.Barker’ın saplantı haline gelen intikam arayışı ile Mrs.Lovett’ın ekonomik sorunları birleşince ortaya iki tarafın da işine gelen tuhaf bir ticarethane çıkar.
Sweeney Todd, alışık olduğumuz müzikallerin yarattığı mutluluk ve hayatta her şeyin iyi olacağı hislerini vermeyeceğini daha en başta bol kanlı açılışıyla belli ediyor. Şu ana kadar izlediğim en karanlık ve kan dökülen müzikal olsa da, filmin her sahnesinin bir estetiği var, bütünü ile özenilerek çekilmiş şık bir film. Dahi müzisyen Stephen Sondheim, filmin şarkılarından sorumlu, özellikle şarkı sözleri insanı inanılmaz eğlendiriyor. Eskiden rock grubunda solistlik yapmış Johnny Depp’in kalın sesi, söylediği her şarkıya yeterken, filmde en çok hoşuma giden performanslardan birini seslendiren Helena Bonham Carter oldu. Çünkü şarkıyı söylerken mimikleri ve bakışları da boş durmuyor, hiçbir şey kaçırmadan takip edip zevkini iyice çıkarmak istiyorsunuz. İki oyuncunun yaptığı düetlerde ise seslerinin ton farkı filmdeki karakterlerine benzer bir şekilde tatlı-sert bir uyum oluşturmuş. Hakim Turpin, Todd’un berber dükkanına traş için geldiğinde izlediğimiz Depp-Rickman düeti göze çarpan diğer bir müzikal performanstı.
Kostümler, insanı filmin içine girmeye özendirecek kadar güzelken, Mr. Todd ve Mrs. Lovett’in sürekli mor olan göz çevreleri, Mr. Todd’un kendine has yataktan yeni kalkmış saçı karizmalarını katlıyor. Depp ve Carter’ın aralarındaki kimya ve ekranda yan yana ne kadar hoş durdukları şu ana kadar diğer Burton filmlerinde kanıtlanmadıysa, bu filmin düet ve dans sahnelerinde kendini bir kez daha gösteriyor. Sweeney Todd, birden fazla boğaz kesme sahnesini kaldıramayacak ve yamyamlık gibi konulara karşı hassas olanlar için pek cazip sayılmaz. Filmin ilk yarısı konuya giriş yapıp karakterleri ve çevreyi tanıtırken, bize filmin gidişatına hayran olmamız için fırsat veriyor. Diğer yarısında ise katliama doğru yol alan beklenmedik dönüşler ile biraz midenizi kaldırabilir, ancak bunu bile yine o kadar göze ve kulağa hitap ederek yapıyor ki, fark edip rahatsız olmuyorsunuz bile.
Bu eski efsaneyi sinemaya yansıtan Burton bu işin hakkını ne kadar vermiş derseniz, daha iyisini hayal edemiyorum derim. En azından görsel açıdan. Filmde hiç güneş açmayan, karanlık, Dickens romanlarından çıkma bir Londra, dijital sinemanın sihri sayesinde elde edilmiş. Mrs.Lovett’ın hayal dünyasına girdiğimiz birkaç dakikada ise başarılı bir sinematografi ve harika kostümler sayesinde insanın içi açılıyor, filmdeki karanlığa mola verip normal bir müzikal filmi dünyasına giriyoruz. Hikayenin kendisi maalesef filmde biraz etkisini yitirmiş, filmin sonu yaratması gereken sarsıcılıktan yoksun kalmış. Ancak Burton o kadar güzel bir görsel şölen sunuyor ki, bir süre sonra ne anlattığı önemsiz kalırken, nasıl anlattığı daha fazla ön plana çıkıyor. Öyle ki bazı anlarda izlerken durup “Vay canına” diyesi geliyor insanın.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|