The Darjeeling Limited
Wes Anderson filmleri ayrı bir dünya gibidir. Hiç bir zaman gerçek olmayacak ve sahip olunamayacak derecede durgun ve ağır çekim gidişatıyla bir Wes Anderson filmini, onun yönettiğini bilmeseniz bile tanıyabilirsiniz. Kendine özgü karakter arası diyalogları ve mizah anlayışı ile herkes tarafından özümsenemeyecek bir adamdır Wes. Yalnızlık katsayısı biraz fazla kaçan, kalbi kırılmış karakterleri box office değil de insan kalbini fethetmek için yapılmıştır. Bottle Rocket olsun, The Royal Tenenbaums olsun, Life Aquatic olsun bu hedef hiç şaşmaz. Ayrıca kainat üzerinde en iyi müzik seçen yönetmendir kanımca. Öyle ki, filmlerinde çalan her şarkı en az başrol oyuncuları kadar değerli ve önemlidir. Bill Murray, Anjelcia Huston ve Owen Wilson(hatta Luke Wilson) konusundaki fetişini söylemiyorum bile. Olmazsa olmazlarıdır Wes Anderson filmlerinin.
Hayal gücüne kurban olduğum, son filmi The Darjeeling Limited’da ise Adrien Brody, Owen Wilson ve Jason Schwartzman’ı kardeş olarak yutturmaya çalışıyor bizlere. Aslında filmin ilk kıvılcımı, Wes’in Hotel Chevalier adlı 20 dakikalık kısa filminden geliyor. Jason Schwartzman yani Jack Whitman’la ilk tanışıklığımızı yaşadığımız kısa filmde onun Natalie Portman’la olan ilişkisine bir göz atıyoruz. Bu 20 dakikanın, ileride bana Whitman kardeşlerin Hint Demiryolları’nın yataklı kompartmanındaki kaçak sigara seanslarını görmeme ön ayak olacağını nereden bilebilirdim ki?
Francis, Peter ve Jack(Owen, Adrien ve Jason) Whitman kardeşler, babalarının ölümünden sonra uzun süre birbirinden kopmuş üç kardeşi kusursuz, fevkalade, şahane ve daha da muhteşem sıfatları hak eden bir şekilde canlandırıyor. Kontrol delisi Francis, kleptomanik Peter ve kendi halinde Jack, hem aradan geçen kopuk yıllardan sonra birbirlerini daha iyi tanımak hem de daha ruhani nedenlerden ötürü Hindistan’da bir tren yolculuğuna çıkarlar. Bu yolculuk, üç kendine özgü ama bir o kadar da normal kardeşi(kime göre?, neye göre?) beklenmedik ama gayet hoş sürprizlerle başbaşa bırakacaktır. Bütün bunların yanında Wes Anderson tualinden fırlamış bir Bollywood sosu etrafta dolanmaktadır. Bütün film boyunca oradan oraya sürüklenen bavul ordusu ve bir oraya bir buraya gitmekten kötü yola düşen kemeri saymıyorum bile. Filmde Bill Murray’i çok kısa ama garip bir şekilde görüyoruz. Anjelica Huston’da Whitman kardeşlerin annesi rolünde kariyerine bir Wes Anderson filmi daha ekliyor.
Soundtrack’e ayrı bir paragraf ayırmak lazım sanırsam. Bir yandan eski Bollywood filmlerinden fırlama müzikler çalarken, öte yandan The Kinks tarifsiz This Time Tomorrow ve Strangers’ıyla cuk oturuyor filme. Bir an evvel “Wes Anderson filmlerinin soundtracklerinin başrol oyuncusu olarak bellenmesi” başlıklı yasa tasarısı meclise sunulsun derim.
Bitmesinler eşliğindeki dudak ısırışlarım ve suratımda oluşan kocaman sırıtma ifadesi bu filmin bana yadigarıdır. Ve eminim az çok hisli bir insansanız sizin de başınıza gelecek budur.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|