Nada Surf - Lucky
Dünya değişir, hava değişir, yeni moda yemek tabaklarımızda yeni moda müzikler tattığımız öğünler değişir... Sonra bir bakarsınız, Nada Surf gibi grupların kurduğu 90’lar alternative rock köprüsünün altından çok sular geçmiştir. Eskiden, plak şirketlerini memnun etmek için “sanat, popularizm içindir!” diyen gruplar artık şu sıralar daha bir kendilerini bulmuştur. Gerçi bu bağlamda, biz, Nada Surf’ü daha asi sayabiliriz. Ne yaparlar? Bol plak şirketi değiştirirler ve arada dengeyi sağlamak için popüler şarkılardan oluşan albümleri piyasaya sürerler. Fakat bu tür grupları, durumdan hoşnut olmayan sözüm ona plak şirketleri desteklemez. Indie*, onlar için pek yavandır, pek yenidir- tuzsuz yemek gibidir! Radiohead gibi birkaç grup kandır, candır ve tüm bu durumlara ters açı, kroşe vs.’dir. Eh, yıllar geçmiştir; şu güzelim yeni yüzyılda, gruplar daha bir söz sahibi olunca, herkes o çok istedikleri türde müzik yapmaya başlamıştır. Vakit, başkalaşım geçirme vaktidir: Alternative rock bazen folk, yer yer indie olmuştur hatta yeri gelip gökten zembille inmiş misali electronic diyarlara da kaymıştır; bir içim su, bir hoş olmuştur.
2000’li yıllar, tek albümle hükümdarlık sürme yıllarıdır. Nada Surf gibi grupları, kendilerini birkaç albümden sonra bulduğunu görmek pek hoş olmuyor. Lucky’de de tam da bu hisse kapılıyoruz. Müzik kriterleri, 1996 senesinde, “Popular” ı MTV kültürüne ayak uydurma çabası olarak adlandırılmışlardı. Şarkı, Nada Surf’e -adı üstünde- popülarite kazandırdığı gibi safkan indiecilerin tepkisini de çekmişti. Aslında grup o sıralar ortamın ayak uydurulmasından ziyade, ironisine peşkeş çekmekle meşguldü.
Zaman geçti biz yeni Nada Surf albümlerinde popüler şarkılarla karşılaştık. Yeri geldiğinde, The Blizzard of ‘77 ve The Inside of Love gibi şarkılar, Nada Surf’ü sevme nedenimiz oldu. Hatta işin ironisini bırakalım, ara ara, muhteviyatında bu şarkılardan bol miktarda bulunduran bir Nada Surf albümü özlemi de çektik. Gün bu gün olmalı ki Lucky ile “bayık indie”** özlemimizi yeni yeni gideriyoruz. Grubun kurulduğu yıllardan bugüne çektiği sıkıntılara bakılırsa “kara bahtım kör talihim” modunu Lucky ile bıraktıklarını, plak şirketlerini memnun etmek yerine, “yıkalım popülarizmi, hadi kendimiz için birşeyler yapalım” dediklerini duyar gibiyiz. İşte yukarıda bunca lafı, Nada Surf’ün aslında bu albümde ne kadar değiştiğini ve kendini bulduğunu söylemek için sarfettim. Başından sonuna kadar albümün mid-tempo pop-rock ve durağanlığından birşey kaybetmediğini duymak ise sevindirici.
Bu kadar laftan sonra birkaç şarkıya bir göz atalım: Matthew Caws, See These Bones’u yılların beraberinde getirdiği tecrübe ile, gördüğümüz en somut ve melodik tavsiye mektubu olarak bizlere sunuyor. Öyle ki, şarkıda “Look alive, see these bones” sözleriyle yeni gruplara atacakları her adımda dikkatli olmaları konusunda uyarıyor. Albümün ortalarında, The Blizzard of ‘77’da olduğu gibi pastoral ve aydınlık anlar da yaşıyoruz. Whose Authority ve Beautiful Beat ile art arda 8 dk. boyunca gitarlar kayış çözüp gıcırtılarına devam ederken, basslar aynı iyimserlik ve iç bunaltmayan bir tekdüzelikte devam ediyor. The Film Did Not Go 'Round ise albümün belki de en farklı şarkısı. Akustik gitar ve duo vokallerle baştan sona akıp giden bir şarkıda, batı yakası folk’u haricinde başka bir tür arama macerasına girmiyoruz.
Lucky, kardan yüzünü yeni kaldırmış güneşin, gün batımı zevkini yaşattığı anların en güzel şarkıları olmaya aday. Daha kendi halinde ve tür bakımından başka yollara sapmayan; kendinden emin bir albüm. Yıllar içinde maruz kaldıkları değişkenlerin tüm sapmalarının 11 şarkıda toplanması belki de... Başka bir yönüyle de easy-listening bir iyi hafta sonları müziği, müzik!
* indie: Bağımsız müzik; tür olmasından daha çok olayın bu noktasını vurgulamak için kullanılmıştır.
** Bayık (gıcık) indie: Bazı kesimlerce, “indie-folk”, akustik formatı ve yalınlığından ötürü bazen bu tabirle anılıyor.

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|