
Sarı Saçlarından Sen Suçlusun Aggy!
Önceki sayılarda sıkça üzerinde durduğum modadaki sokağa kayma, stil ikonlarının ‘giydim bir şeyler çıktım aman’ tarzındaki ‘effortless’ modasından da beslenen bir durum aslında. Aslında bu biraz da tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan çıkar gibi bir şey. Zira sokak onlardan beslenirken, onlar da sokaktan besleniyor diyebiliriz. Tıpkı müzik gibi.
Dinlediğimiz müzikteki adamları etkileyen gündelik hayat, bizleri de elbette ki etkiliyor. Etkilendiklerimiz üstümüzden başımızdan, elimizdeki enstrümandan, kendimiz için yaptığımız her şeyden dış dünyaya yansıyor. Belki de bu yüzden müzik ve moda bu derece iç içe artık. Belki de bu yüzden sevdiğimiz müziği yapan adamlar Paris Hilton tarzı kadınlarla değil de Kate Moss gibi konserlere gitmeyi, o an nasıl hissediyorsa öyle giyinmeyi, bunla da insanları, modayı etkilemeyi başaran kadınlarla anlaşabiliyorlar. Hayatın farklı yorumlanışları. Örnek: Agyness Deyn ve The Paddingtons’tan Josh Hubbard. İnanılmaz sevimli bir çift.
Agyness Deyn, yukarıda bahsi geçen kadınların belki de en ‘effortless’ı ve naifi, geçtiğimiz yıl British Fashion Awards’ta “Model of the Year” seçilen, sevimi, kısacık sarı saçlı, incecik, “dağınık” ama stil sahibi. Aranılan, özenilen kadın. (Yeni Kate Moss diyorlar ama ben demeyeceğim inatla).
Tabii ki kimse annesinin karnından “Agyness Deyn” doğmuyor. Zira bu hanım kızımız da Laura Hollins olarak 16 Şubat 1983 tarihinde (veya 86 ki bu bir muamma, annesi bile ser verip sır vermiyor bu konuda) Littleborough, Lancashire’da dünyaya geliyor. Tipik bir İngiliz ailesinin üç çocuğundan ikincisi olarak. Katolik okuluna gidiyor, matematik ve tiyatro okuyor vs. 14 yaşında Fish and Chips’den tutun her türlü yemeği satmış, barlarda çalışmış. Zaten incecik halinin aksine, en sevdiği yemek pizza ve ha babam yiyen bir arkadaşımız kendisi ki biz kadınların gözlerinin dolmasına sebep oluyor bu özelliğiyle.
Talihinin dönmesi de aslında Fish and Chips dükkânının gediklilerinden ve Laura’nın ‘mate’i Henry Holland sayesinde oluyor. House of Holland’ın inanılmaz yaratıcı ve hoş bulduğum sloganlı t-shirt’leri Agyness’ın sırtında paralanmaya başlıyor ve işte şöhret. Henry Holland bu kızdaki cevherin her zaman var olduğunu söylüyor. Büyüdükleri yerde, 14 yaşında bile biraz ‘serseri’ ama hala herkesin dikkatini çeken biri olduğunu söylüyor. Ancak bu ten görmeye meraklı insanların ilgisi değil, çünkü ondaki başka bir şey; stil. Onu Vogue’un neredeyse bütün Avrupa edisyonlarında kapak yapan, şu anki başarısına götüren stil. Aggy bu stili Deborah Harry (Blondie), Grey Gardens’taki Edie Beale ve Ian Dury (Ian Dury and the Blockheads) karışımı olarak tarif ediyor İngiliz Vogue’a. Yani tarifsiz, mantıksız, karışık, dağınık ve evet serseri. Çekiciliği de burada sanırım ve bunlar başta bahsettiğim müziğini sevdiğimiz adamların içinde olup biteni de tarif eden sıfatlar. Ve dolayısıyla dinlediğimiz müzik için de geçerli olan sıfatlar. Yani kendine has, yani bağımsız, yani ‘independent=indie’. Bu yüzdendir ki bu sarı, sevimli şeyi, Agyness’ı (yıllardır Kate’i de olduğu gibi) yengemiz belliyor ve bağrımıza basıyoruz.
Not: Aggy’nin cevherini ve güzelliğini Style.com’daki dosyasından keşfedi. Naçizane tavsiyemdir (Hakan’a selamlar).


Anasayfa>>
Moda Bölümü>>
|