






|
Comic-Con 2009
Gün olur devran döner, yolum Amerika’nın Batısına düşer ve de param olursa bizzat katılıp izlenimlerimi aktarmak istediğim yegâne festival Comic-Con’a Amerikalı vatandaşlar her sene olduğu gibi ilgi alaka göstermekten geri durmazlarken bana da bu bomboş yaz günlerinde uzaktan onlara imrenmek ve yalana yalana festivalde bu sene neler yaşanmış, hangi gelecek projeler görücüye çıkmış onları size anlatmak düştü.
Peki bu Comic-Con ne ola ki?
Adından da anlaşılacağı üzere ilk defa 1970 yılında çizgi romanlar tanıtmak amacıyla düzenlenmeye başlayan bu panel, daha sonrasında korku türünden bilim-kurguya ve fanteziye kadar pek çok popüler kültür ürününü fanlarla buluşturmayı amaçlayan devasa bir organizasyon haline geldi. Bunlar arasında mangadan animeye, çizgi romanlardan oyuncaklara, posterlere kıyafetere, oyunlara ve fantastik romanlara kadar pek çok ürün bulunuyor. Bunların yanı sıra katılımcılar önümüzdeki aylar ve yıllarda gösterime girecek filmlerle veya çıkacak kitaplarla ya da piyasaya sürülecek oyunlarla ilgili panellere katılabiliyorlar. Yönetmenlerin, oyuncuların, yazarların ve yapımcıların da genelde iştirak ettikleri bu paneller sayesinde hem katılımcılarla prodüksüyonu yapanlar arasında bir etkileşim oluşmuş oluyor hem de panele katılan isimler filmleri, kitapları, tv dizileri ya da video oyunlarıyla ilgili çeşitli görselleri ilk kez burada paylaşarak reklamlarını yapmış oluyorlar. Diğer envai çeşit atraksiyonları, yarışmaları saymadım bile – ki anlatırken bile ağzımın sular akmış bulunuyor. Gerçi her sene katılımcı sayısındaki artış şikâyetlere sebep olmuyor değil. Bu sene katılımcı sayısının neredeyse 140.000’e ulaşması herkesi çileden çıkarmış. İlk defa geçen sene kombine biletlerin E-bay’den satılmaya başlamış olması bile çılgın katılımcıları durduramamış.
Comic-Con 2009, bu sene 23 Temmuz Perşembe günü başladı (aslında Çarşamba Akşamı) ve 26 Temmuz Pazar günü son buldu. Ben de bu sene neler yaşanmış, kimler katılmış anlatırken önümüzdeki aylarda gösterime girecek projelerden de bu vasıtayla bahsetmiş olayım dedim.
İlk Gün;
Şüphesiz ilk gün tanıtılan projeler arasında en çok ilgi çeken 2 film vardı:

The Twilight Saga ‘New Moon’: Birincisi benim de deli gibi merakla beklediğim (?) Twilight’ın devam filmi “New Moon”, fuara ilginin bu kadar fazla olmasının en önemli sebebiydi belki de. Şayet bir manyak çıkıp da fuara katılan 12-25 yaş arasındaki dişi sayısını tüm katılımcılara oranlarsa sonuç net bir şekilde ortaya çıkacaktır. Geçen sene de festivale katılmış olan Twilight ekibi tam kadro yine Comic-Con’daydı ve kızlar Edward’la Jacob’a dokunabilmek için gene birbirlerini ezdiler (Allahım akıl fikir?). Kristin Stewart’ın da “tedavi gördüğüm rehabilitasyon merkezinden bir günlük izin aldım da geldim” şeklinde duran saç modeli, makyaj ve duruşuna bakmayın. Kendisi 80’lerin müzik gruplarından The Runaways’i anlatan film için Dakato Fanning’le kamera karşısına geçtiği için bu halde. Herhalde film setinden koşup geldi kızcağız... yazık...

New Moon, ilgi topladığı gibi çokça eleştiri de aldı. Comic-Con’a gerçekten ilgi gösteren, sevdikleri filmlerle, dizilerle, oyunlarla ilgili panellere katılmak isteyen vasıflı kitle iki seneden beri Twilight hayranı pıtırcık kızların akını yüzünden (Bakınız: yandaki resim) organizasyonun eski tadını yitirdiği görüşündeler. Dahası bu sene Cameron’ın Avatar söyleşisini New Moon’ın hemen ardına koyduklarını öğrendiklerinde sinir krizi geçirerek programın yeniden düzenlenmesini talep ettiler. Çünkü bu durumda önlerinde iki seçenek kalıyordu; ya 5 saat boyunca çığlık atan kızlarla aynı sırada bekleyecekler ya da New Moon’a giren dişi kitlenin koltukları sahiplenip Avatar paneline de kalmalarına göz yumacaklardı (e bu da kendilerinin açıkta kalacağı anlamına geliyor haliyle). Neyse ki yeteri kadar baskı sonucu organizasyon Avatar panelini başka bir saate taşıdı. İsmini zikretmişken Cameron’ın projesine geçelim biz;
Avatar: İkinci film ise gerçekten deli gibi beklediğim, Titanic’ten bu yana hiç uzun metraj film çekmemiş olan James Cameron’ın sinemada devrim yaratacağı söylenen filmi “Avatar”. Avatar hakkında uzunca bir süredir haberler okuyor olsak da filmden henüz elle tutulur bir görüntü gelmiş değil. Sadece filmin oyuncuları ve film setini ziyaret eden Steven Soderbergh gibi yönetmenler ve ilk 12 dakikasının izletildiği birkaç film eleştirmenin söylediğinden fazlası yok elimizde. Ama hepsinin ağız birliği etmişçesine söyledikleri bir şey var ki meraktan kudurmamak elde değil: “hayatım boyunca hiç böyle bir şey görmedim. Aklım çıktı!”
Ruh hastası mısınız arkadaşım siz?! Neden böyle laflarla milleti gaza getirip beklenti içine sokuyorsunuz? Yapacaksanız adam gibi yapın pazarlama kampanyanızı, basarım o seti! Neyse, panele dönersek... tanıtım bu şekilde yapılınca katılım da haliyle yüksekti. 2,5 saat sadece bu panele girmek için sırada bekleyen insanlar varmış, düşünün. Filmde Na’vi isimli ırk için kullanılan teknolojinin neredeyse birebir gerçek insan görünümü yaratacak düzeyde olduğu söyleniyor. Diğer bir deyişle yaratılan karakterlerin hangisinin gerçek aktör olduğunu hangisinin bilgisayar animasyonu olduğunu anlayamayacağız. Na’vi için; (Bakınız: Yandaki resim).
Alice in Wonderland: Yeni filminin tanıtımı için yönetmen Tim Burton da panele katıldı. Filmin yayınlanan ilk fragmanının ardından panele katılanların film hakkındaki sorularına yanıt veren Burton, neredeyse tamamını yeşil ekran önünde çektiği ilk film olduğunu ve bu durumun bir süre sonra korkutucu bir hal aldığını söyledi (buradan sonra anlatım stilimi değiştiriyorum. “Burton’ın seksi fotoğrafları için tıklayınız”la bitireceğim bir anlatıma kaymaya başladığımı hissediyorum). Panelin sonlarına doğru Burton, sahneye sürpriz olarak Johnny Depp’i çıkarınca kalabalık kendinden geçti (fenalaşanlar, bayılanlar olmuş?). Burton, Depp ile 8. kez buluşursa daha kendisini ne kılığına sokacak merak etmekteyim.
Her ne kadar son zamanlarda Burton beni hafiften hayal kırıklığına uğratmaya başlasa da şu kadro bile filmi izlemek için yetiyor; Johnny Depp (The Mad Hatter), Helena Bonham Carter (The Red Queen), Alan Rickman (The Caterpillar), Anne Hathaway (The White Queen), Michael Sheen (The White Rabbit), Christopher Lee (The Jabberwock), Crispin Glover (The Knave of Hearts) ve genç oyuncu Mia Wasikowska (Alice). Eh, fragman da umut vermiyor değil hani.
The Imaginarium of Dr Parnassus: Terry Gilliam’ın son filminin de ilk fragmanı Comic-Con’da görücüye çıktı ve her karesiyle tam bir Gilliam filmi olduğunu kanıtlıyor. Tabii şüphesiz projenin artık en önemli özelliği 2008’in Ocak Ayı’nda kaybettiğimiz Heath Ledger’ı son kez canlı görebileceğimiz film olması. Ledger’ın filmin çekimleri sırasında ölmesi sebebiyle diğer oyuncular Johnny Depp, Jude Law ve Colin Farrell, Ledger’ın rolünün geri kalan kısmını aralarında paylaşmışlardı ve alacakları ücreti de Ledger’ın kızına vereceklerini açıklamışlardı. Şuradan izlemek mümkün.
İkinci Gün;
Where The Wild Things Are: Spike Jonze, Adaptation.’dan bu yana yeni bir projede yer almıyordu. Charlie Kaufman, Michel Gondry ve Spike Jonze üçlüsünün üreteceği her eseri gözüm kapalı izleyebilirim. Geçen seneden beri Jonze’un müthiş bir titizlikle yazar Maurice Sendak’ın kitabını uyarlamak için çalıştığını biliyoduk da Warner Bros.’un bitmek tükenmek bilmeyen istekleri yüzünden yılan hikâyesine dönmüştü filmin post-production aşaması. Yapımcı baskısıyla filmini yeniden kurgulayan Jonze, nihayet uzun süredir bir gösterim tarihi bekleyen hayranlara müjdeyi birkaç ay önce vermişti. Ekim Ayı’nda Amerika’da gösterime girecek olan filmi izleyebilmek için ne yazık ki bizim 2 ay daha sabretmemiz gerekiyor. Bu filmin harika olacağını bilmek için fragmanını bile izlemeye gerek yoktu ancak Jonze hayal ettiğimden fazlasını verdi bana. Arcade Fire’ın muhteşem Wake Up’ının fon oluşturduğu fragman resmen kusursuz gözüküyor.
Ekibi temsilen panele küçük oyuncu Max Records katıldı. Kendi repliklerinden bazılarını okudu ve filmle ve Jonze’la ilgili görüşlerini paylaştı. Anlattığına göre Jonze, oyuncular olaylara gerçekçi tepkiler versinler diye çekimler sırasında oyuncunun oynamasını istediği şekilde bağırıyormuş. Kısaca, korkması gerekiyorsa korkutuyormuş aniden. Bir de filmi izlemiş olan Maurice Sendak, Max’e şöyle söylemiş ve beni yarmış bulunmakta; "I really hope people like this movie because if not, they can just go straight to hell."

The Box: Southland Tales ile aldığı tepkilerden akıllanmış olacak ilk eseri Donnie Darko’yla bir başyapıt üretmiş olan Richard Kelly, bu kez başarılı bilim-kurgu, fantastik romanların yazarı Richard Matheson’ın "Button, Button" isimli kısa hikâyesinden senaryolaştırmış. Nette dolaşan senaryonun henüz yarısını okumuş bulunmaktayım ancak umut vaat ettiğini söyleyebilirim. Başrollerde Cameron Diaz, James Marsden ve Frank Langella var. Diaz, romantik-komedi ve aksiyon kızı imajı bıraktığından bu tip gerilim, bilim-kurgu filmlerine uyacak bir tip değil bana kalırsa. Fragmandaki “ne işim var benim burda” bakışları bile yetti bana. “Bilim-kurguda en fazla sevdiğim şey var oluşumuza dair sorular sorması” demiş ve eklemiş; “Richard’ın senaryosunu okuduğumda insanlığa dair çok şey buldum”. Peki Cameron…

Jonah Hex: 70’lerde yayınlanan Western çizgi-romanı Jonah Hex’in film projesinden bir süredir haberdardık. Son dönemlerin popüler aktörü Josh Brolin, kovboy olarak kamera karşısına geçerken gene son dönemlerin popüler ismi Megan Fox da aynı zamanda fahişe olan (uymuş bu rol sanki buna?) sevgilisi Leila rolünde gözükecek. Comic-Con’da sadece filmin posterini göstermekle kalmayan yönetmen Jimmy Hayward, filmden sahnelerin olduğu kendi hazırladığı videoyu da seyircilere izletti.

Jennifer’s Body: Megan Fox, yalnızca Jonah Hex tanıtımı için değil, Eylül’de vizyona girecek Jennifer’s Body filmi için de Comic-Con’daydı. Jennifer’s Body uzun süredir Megan’ın çıplak olarak göle girdiği sahnelerle adından söz ettirmişti (Kendimi tutamayıp seksi fotoğrafları için tıklayınız linki bile verebilirim şu an). Megan Fox’un, Juno’nun Oscar ödüllü senaristi Diablo Cody’nin, yönetmen Karyn Kusama ve yapımcı Jason Reitman’ın katıldıkları panelde filmin ilk 15 dakikası da gösterildi (bu süre zarfında Con’cular Megan’ı çıplak görebildiler mi orasını bilemiyorum). Yalnız kızcağız açık konuşmuş gayet: “Eğer oyunculuğum kötüyse bunu gerçekten bileceksiniz çünkü bu sefer dikkatimi dağıtan robotlar yok. Bu yüzden de rahat oynadığımı düşünüyorum. Oynadığım karakter de son derece eğlenceliydi.” Megan’cım, zaten filmin reklamı, sen gölden çıplak çıkarken havlu getirmek için üstüne koşan insanların olduğu resimlerle yapıldı. Filmde içine şeytan girmiş, erkekleri yiyen bir kaltağı canlandırıyorsun. Filmin çok seksi olduğundan bahsediyorsun. Hatta röportajda Amanda Seyfried’le öpüştüğünü, çok seksi olduğunu bile söylemişsin. Bunca açıklamadan sonra filme giden adamların oyunculuğunu ciddi ciddi inceleyecekleri hissiyatına mı kapıldın anacım? Gözünü seveyim yeme beni Megan! Ya da ye ulan!!
Filmle ilgili daha fazla bilgi almak için ekibin röportajını izleyeyim dedim ama garip bir şekilde tüm röportaj boyunca dudakları, ağzının içi kısmı, damakları, dişleri ve dişlerinin arkası da dâhil olmak üzere sürekli yalanıp duran Megan dikkatimi dağıttı. Bir gidin izleyin gözünüzü seveyim. İnsanın içini nahoş duygular kaplıyor yemin ediyorum.

Sherlock Holmes: İlk fragmanıyla “dostum Sherlock Holmes demişsin ama bu bildiğin Snatch” dedirten Guy Ritchie filminin panelinde Robert Downey Jr.’a doğal olarak müthiş bir ilgi vardı. Jr.’ın dışında Rachel McAdams, yapımcılar Joel Silver ve Susan Downey (Jr.’ın eşi) ve yazar Lionel Wigram’ın katıldığı panelde ilk fragmanın yeniden düzenlenmiş daha uzun bir versiyonu da izleyicilerle paylaşıldı. Robert Downey Jr., bugüne kadar hep Holmes’un yanlış ve fazla liberal yorumlandığını söyledi. Neden bugüne kadar Sherlock Holmes filmi çekilmedi diye sorduğu soruya da kendi cevap verdi: “casting”.
Son Gün;

Zombieland: Panelin son gününün en renklisi Zombieland’ti. Aslında panelin bana kalırsa en renkli projesiydi. Zombi kılığında bir sürü insan organizasyonun yapıldığı San Diego Convention Center’ın çevresini sarınca haliyle ortaya renkli görüntüler çıktı.
Şuradan sokaklarda yürüyen kitleyi görmek mümkün. Film diğer zombi filmlerinden farklı bir şey anlatmıyor zannedersem. Bir grup insan zombilere karşı savaş veriyorlar. Komedi türünde olduğu için Shaun of the Dead’i andırmıyor değil. Gene de kadro (Amber Heard, Emma Stone, Abigail Breslin, Bill Murray, Jesse Eisenberg ve Woody Harrelson) sağlam tabii.
2012: Roland Emmerich, 10.000 DC ile ara verdiği felaket filmlerine kaldığı yerden devam ediyor. Maya Takvimi’nin 2012’de dünyanın sona ereceği ya da yeni bir çağa geçeceğimize ilişkin kehanetinin (bir sürü teori mevcut, kafam ambele oldu) üzerine kurulu bir filmi Emmerich’ten başkası çekemezdi zaten. Yani adam o kadar çok kıyamet senaryosu oluşturdu ki birinden biri tutacak elbet. Yalnız bir de güzel haber verdi ki filmle ilgili, havalar uçtuk: “bu son kıyamet filmim olacak”. Sonraki projesi Isaac Asimov’un bilim-kurgu serisi The Foundation’ı sinemaya uyarlamak olacakmış. Panelde filmden bir klip gösteren yönetmen, felaket filmlerine de elveda diyormuş ya hakikaten dünyanın sonu mu geliyor ne?
Boondock Saints II: All Saints Day: Ve Boondock Saints hayranlarının 10 senedir hayaliyle yatıp kalktıkları proje. Sadece panele katılan belli sayıdaki insan bu efsanenin devam filminin ilk fragmanını görme şansına sahip oldu. Katılımcı sayısı New Moon’u bile gölgede bırakmış eğer sallamıyorsa internet insanları. Slash Film’den David Chen, alkışlama ve ıslıklar yüzünden fragmandan bir şey anlamadığını ama yakaladığı kadarını şu cümlelerle ifade etmiş;
A COPYCAT KILLER IS IMITATING THE BOONDOCK SAINTS! GUNS! JULIE BENZ IS HOT! SLOW MOTION! MORE GUNS! SLOW MOTION! PEOPLE SHOOTING THINGS! ONE-LINERS! LOTS OF GUNS! PEOPLE GETTING SHOT! MORE ONE-LINERS! SLOW MOTION! CLIFTON COLLINS JR.! MORE GUNS! EXPLOSIONS! BILLY CONNOLLY HAS LOTS OF GUNS IN HIS JACKET AGAIN! AGAIN WITH THE ONE-LINERS! PETER FONDA, FOR SOME REASON! DID I MENTION THERE WERE GUNS IN THIS MOVIE? SLOW MOTION!
Hevesim kaçtı biraz bu anlatımı okuduktan sonra ancak altına da eklemiş “siz bana bakmayın” diye. Panele katılan herkes fragmana bayılmış. Sean Patrick Flanery, Norman Reedus ve Billy Conolly geri dönerlerken kadroya Julie Benz ve Clifton Collins Jr. gibi isimler katılmış. İlkinin yarısı kadar bile iyi olsa zevkle izlenir sanıyorum ki bu film.
Iron Man 2: Son olarak adını telaffuz edeceğim proje ise ilk filmin başarısının ardından büyük bir merakla beklediğim Iron Man’in devam filmi. Onun da ötesinde bu projenin tarihi yaklaştıkça The Avengers projesi için heyecanım daha da artıyor. Neden izlenir peki film?
- Black Widow rolünde, deri kıyafetler içinde taş gibi bir kızıl saçlı Scarlett Johansson…
- Mükemmel, karizmatik, cool bir Robert Downey Jr…
- Whiplash rolünde sahalara geri dönen Mickey Rourke…
- Scarlett Johansson…
- Sam Rockwell (başka bir şey yazmaya gerek duymuyorum)…
- Nick Fury (her ne kadar Samuel Jackson’dan baysam da gene de Fury’i görecek olmak beni heyecanlandırıyor)…
- Scarlett Johansson…
- War Machine (Terrence Howard’ı sevmezdim ama fiziksel yapı itibariyle Don Cheadle’dan daha uygundu sanki role)…
- Yönetmen John Favreau’nun önceki filmle çok iyi bir referansa sahip olması…
- Scarlett Johansson demiş miydim?

Filmin Comic-Con’da yayınlanan ilk fragmanı da nete düştü ancak kalitesiz. Bir süre daha beklemek zorundayız official fragman için. Son bir detay olarak, Favreau’nun The Avengers projesinde ne olursa olsun yer almak istediğini belirtelim.
Akın akın insanın geldiği bir Comic-Con daha geride kalırken, benim gidip bizzat görme, Twilight fan kızlarının arasında kaybolup gitme hayallerim de başka bahara kaldı.

Anasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|