
|
Comic-Con 2009: Dizi Dosyası
Comic-Con, öteki dosyada da ifade ettiğim üzere yalnızca film projelerine ev sahipliği yapmıyor. Yeni diziler ve devam etmekte olan dizilerin yeni sezonları da panellerde tanıtım şansı buluyorlar. Filmleri tanıtmışken diziler de geri durmasın, onlardan da haber edelim;

Comic-Con’da görücüye çıkan yeni dizilerden merakla beklediğim üç projeden bir tanesi DC Comics’in aynı isimli serisinden uyarlanan Human Target. Kadroda Fringe’ten tanıdığımız Mark Valley, usta isim Danny Glover, en son iptal edilen Pushing Daisies ile karşımıza çıkan Chi McBride, Battlestar Galactica’nın No. Six’i Tricia Helfer (Obaaaa!!) ve performansını görmek için can attığım Watchmen’in Rorschach’ı Jackie Earle Haley gibi isimler var. Dizinin yapımcılarının başında da her taşın altından çıkan adam McG geliyor. Ekibin geri kalanı da kaliteli dizilerde imzası bulunan isimlerden oluşmuş {Jonathan Steinberg (Jericho), Kevin Hooks (Prison Break) ve Peter Johnson (Supernatural)}. Dizinin pilot bölümü Çarşamba akşamı panelde gösterildi ve ilk yorumlar hiç fena değil. Haley’nin her zamanki gibi döktürdüğü gelen yorumlar arasında.

İkincisi ise canımız ciğerimiz, bi’ tanemiz Lost’un Juliet’i Elizabeth Mitchell’ın başrolünde oynadığı bilim-kurgu projesi V. “V”, esasen 1984 yılında yayınlanmaya başlamış aynı isimli kült bilim-kurgu dizisinin yeniden çevrimi. Dünyayı istila eden uzaylılar insanlarla da işbirliği yaparak kontrolü ele geçiriyorlarmış. ABC, sanıyorum ilk defa saf bilim-kurgu işine giriyor ve projeye çok para harcadığı belli. Lost izleyicilerini çekmesi mümkün gözükse de (başrole Mitchell’i koymuş olmasından niyetin bu olduğu biraz belli) tutmadığı takdirde ABC diziyi çöpe atmakta bir sakınca görmeyecektir. Bu da büyük ihtimalle Mitchell’in önümüzdeki sezon Lost’ta regular olmayacağı sadece bazı bölümlerde yer alacağı anlamına geliyor. Son sezonda beni Lost’a bağlayan tek unsur Juliet-Sawyer aşkını da piç ettiklerine göre Mitchell’in yeni dizisine yönelmekte sakınca görmüyorum. Öte yandan, diziyi izlemek için pek çok sebep var aslında. İptal edilen 4400 izleyicilerinde bir heyecan yaratabilir. Dizi her şeyden önce 4400’ün yaratıcısı Scott Peters’ın imzasını taşıyor. İkinci olarak, Tom Baldwin olarak tanıdığımız Joel Gretsch de kadroda. Firefly hayranları için Morena Baccarin da öne çıkan isimler arasında. Pilot bölümün ilk gösterimi yine ilk akşam Comic-Con’da yapıldı. Yorumlar çok süper değil ancak genel olarak beğenilmiş internetten okuduğum kadarıyla. Fragmanı da şuradan izlemek mümkün.

Üçüncü diziyse 300 ile Gladiator karışımı olarak tanımlanan yeni “Rome” olmaya aday Starz’ın yeni projesi Spartacus: Blood and Sand. Bolca cinsellik, kan ve şiddet içerdiği söylenen dizinin fragmanı 300’e harcanan para kadar bir bütçe ayrıldığı izlenimi uyandırıyor ilk bakışta. Ayrıca teknik olarak fazlasıyla benzerler. Fakat yine de gözleri bayram ettirecek bir yapım geldiğini hissediyorum. Zeyna’mız Lucy Lawless, yıllardan sonra eski çağlara dönüş yapıyor ve uzun süredir kendisini çıplak görme hevesiyle yanıp tutuşan hayranlarını bu sefer tatmin edecek gibi, zira dizide bir hayli çıplak görüneceğini açıkladı. Benim diziyi merak etme sebebim bu değil elbet (yalanımı yiyeyim). Dizinin arkasında Sam Raimi gibi bir ismin duruyor oluşu. Ayrıca Lawless’ın gerçek hayattaki eşi Rob Tapert da dizinin yapımcısı, ki kendisi Xena, Hercules gibi serileri yapmış olan adam. Evil Dead filmlerinin ardından Raimi ile bir araya gelmeleri umut verici. Dizide ayrıca Mumya filmlerinden tanıdığımız Jonh Hannah da bulunuyor ancak kaslı kaslı adamlar varken napıcaksınız Hannah’yı di mi? Yetmediyse dizinin başyazarının Buffy, Angel ve Dollhouse’u da yazan Whedon’ın ekürisi Steven S. DeKnight olduğunu da ekleyeyim. Tüm ekip Comic-Con’a katılınca projeyle ilgili birkaç bir şey de paylaştılar elbette. Her ne kadar Lucy Lawless, çıplak sahneleriyle ilgili detay vermediyse de DeKnight ve Tapert, dizinin R-Rated olarak sınıflandırılacağını ve bol bol şiddet, hetero/gay seks ve çıplaklık göreceğimizi söyledi (HBO’yu da geçti bunlar).

Zerre kadar merak etmesem de ilk defa Comic-Con’da görücüye çıktığı için bahsetme ihtiyacı hissettiğim, fragmanından promolarına kadar baştan aşağı kolpa bir dizi olduğunun sinyallerini veren Vampire Diaries. Başka bir konsept hatırlamıyorum ki gerek edebiyat gerekse sinema/televizyon anlamında bu kadar boku çıkarılmış olsun. Allah için hoşuma gidiyordu belli bir zamana kadar Vampir mitleri ancak dört bir yanımız vampirlerle sarılıyken bir “teenage vampir romantizmi” daha kaldıramayacağım. Bugün bir kitabevine gittiğinizde göreceksiniz ki bestseller olan romanların yarısından fazlasını vampir romanları (Twilight Serisi, Gece Evi Serisi, True Blood Serisi, Vampir Akademisi Serisi, Anita Blake Vampir Avcısı Serisi) oluşturuyor. İşte bu vampir fırtınasından yararlanan son dizi Vampire Diaries oldu. Yayınlayan kanalsa neredeyse tüm gençlik dizilerini yayınlayan The CW. Konsept mi? Diğerleriyle aynı; “bir vampire gönül verdim…” Ergen bir adet kızımız var. Bu kızcağız bir vampire abayı yakıyor. Vampir de buna boş değil tabii. Ama arada engeller var haliyle. Çocuğun abisi çıkageliyor derken. Bir taş bir taş ki sormayın gitsin (Ian Somerhalder). Kız tabii ötekine gönlünü kaptırdığına pişman oluyor bunu görünce. Esas çocuğu da seviyor da iş atmadan da duramıyor bu abiye. Sonra Rosalinda’ya dönüyor hikâye, o ona bu buna… falan feşmekan… Lüzumsuz kısaca… Genç kızlar pek bir bayılacaktır şüphesiz. O değil de, “olm Ian! Sen buralara düşecek adam mıydın?!”

Comic-Con’da tanıtılan diğer bir gençlik dizisi de Mayıs Ayı’nda pilot bölümü yayınlanan ancak ilk sezonuna Eylül’de başlayacak olan Glee’ydi. İlk bölümü benim için umut vericiydi ve gayet takibe alınabilir bir dizi kendisi. İlk bakışta karakterler biraz stereotip duruyor (yapacağım tanımları mazur görün): Bir adet popüler olmak isteyen ezik kız, bir adet efemine gay çocuk, bir adet Asya’lı kız, bir adet koca götlü zenci kız, bir adet engelli çocuk ve bir adet okulun futbol takımı kaptanı (evet evet cheerleader’la çıkıyor). Bunların hepsi Glee isimli okul grubunda buluşuyor. “Glee Klübü”, öğrencilerin koro halinde şarkılar söyledikleri (belki bazen ufak tefek koreografiler eşliğinde) ve diziden anladığım kadarıyla genelde okulun eziklerinin katıldığı bir klüp. Çeşitli şekillerde bu klübe katılan öğrenciler sene boyunca çalışıp diğer okulların da katılacağı turnuvaya hazırlanacaklar. Dizi aslında müzikal değil fakat bol bol şarkı söyleyip dans edecekler ve bilindik şarkıların filmdeki oyuncular tarafından coverlanmış hallerini dinleme şansı elde edeceğiz. Genç oyuncuların hepsi yetenekli ve sesleri de bir harika. High School Musical tadında “hadi konu ilerlemiyor madem şarkı söyleyek…” şeklinde bir yaklaşımları yok.

Journey’nin “Don't Stop Believing” ve Amy Winehouse’un “Rehab” coverları dizinin pilot bölümünün ardından iTunes’tan deli gibi indirilmişti. İkinci bölüm "Showmance"’te ise Kanye West'in "Golddigger", Rihanna'nın "Take a Bow" ve Salt-n-Pepa'nın "Push It" şarkıları olacakmış. Hatta Rihanna şarkıyı kendisi vermek istemiş. Comic-Con’daki panele, yalnızca ilk bölümünün yayınlanmış olmasına rağmen ilgi büyüktü. Matthew Morrison (Will), Lea Michele (Rachel), Cory Monteith (Finn), Dianna Agron (Quinn) ve yapımcılar Ian Brennan ve Dante Di Loreto katıldı. Dizinin yapımcısı Ian Brennan kendi Glee anılarının da dizinin senaryosunda etkili olduğunu ve gülerek bu klübe katıldığı için kendisini asla affetmeyeceğini söyledi. Brennan ve dizinin yaratıcısı Ryan Murphy senaryoyu Fox’a götürdüklerinde High School Musical gibi bir şey olmasını istemediklerini söyleyince stüdyo hemen kabul edivermiş. Glee, Eylül Ayı’nda yayınlanacak, soundtrack albümünün de Kasım’da çıkması planlanıyormuş.

Eski diziler arasından da Supernatural, True Blood, Lost ve Smallville panelin konukları arasındaydı. Ancak ben yalnızca beni ilgilendirenlerle alakalı bilgileri paylaşacağım. Bana ne Clark yeni bir kıyafet edinmişse 8 sezonun ardından (ben liseye başlamamıştım bu dizi başladığında. Üniversite bitti, çoluk çocuğa karışacam, adam halen Clark Kent).
True Blood ekibi tam kadro paneldeydi ve hepsi yaptıkları röportajlarda bu kadar ilgi beklemediklerini belirtti (ufak atın biraz). Alan Ball, 3. Sezonun çekilecek olmasından dolayı çok mutlu olduğunu, henüz kesinleşmiş olmasa da yakında HBO’nun açıklama yapacağını duyurdu. Kurt adamları görmek için sabırsızlandığını da ekledi. Ayrıca, “yarı-insan yarı-vampir karakterlerle görecek miyiz?” sorusuna da “hayır, bizim dizimizde birisi ya vampirdir ya da değildir.” şeklinde cevap verdi. Eric rolündeki Alexander Skarsgard ise, aşk üçgeniyle (Bill-Sookie-Eric) ilgili sorulara kendi karakterine atıfta bulunarak cevap vermeyi tercih etti: “Eric, uzun zamandan beri vampir ve insanlığına ait hiçbir şey kalmamış. Sonrasında Sookie çıkageliyor ve uzun zamandan sonra kendisine ilk defa çekici gelen, merak uyandırıcı bir şeyle karşılaşıyor.”
Panelin en ilgi çekici tarafı şüphesiz Alan Ball’ın diziye adını veren “Tru Blood” isimli sentetik kanın birebir aynı şişede portakal suyu + soda karışımı bir içecek olarak piyasaya sürüleceğini söylemesiydi. Sıradan bir içecek gibi gözüken ama içine farklı tatlar barındıran kesinlikle değişik bir içecek olduğunu söylemekle yetindi. HBO’nun official sitesinden ön sipariş almaya başlamışlar bile. Birkaç tane de kokteyl tarifi vermişler, paylaşalım;
The Fangbanger - Tru Blood, Vodka
Death on the Beach - Tru Blood, Peach Schnapps, Pineapple Juice, Vodka (Kişisel favorim, denemek için can atıyorum).
Plasmapolitan - Tru Blood, Citron, Cointreau, Fresh Lime Juice

2010 yılında, Şubat Ayı’nda son sezonuna başlayacak olan Lost ekibinden Jorge Garcia, Michael Emerson, Dominic Monaghan, Josh Holloway ve Nestor Carbonell panele katılanlar arasındaydı. Dizinin yapımcıları Damon Lindelof ve Carlton Cuse son sezona dair bazı ipuçları vermekle kalmadılar 3 tane de video izlettiler. Videolardan bir tanesi Oceanic Airlines’a ait. Reklamdaki kadın 30 yıldır güvenle yolcu taşıma konusunda rekor bir sayıya ulaştıklarından bahsediyor. Bu da 2004 yılında uçağın düşmediği ihtimalini güçlendiriyor. İkinci videoda ise Hurley’nin eskiden çalıştığı Mr. Clucks firmasını satın aldığını ve fast food zinciri kurduğunu öğreniyoruz. Üçüncüde de Kate Austen’ın Amerika’nın en çok aranan suçlularından biri olduğundan bahsediliyor. Bu iki videoya bakarak uçağın düşmediği ve kahramanlarımızın hayatlarına olması gerektiği gibi devam ettiklerini söyleyebiliriz.
Bunlar dışında yapımcılar bir iki bilgi vermekten de çekinmediler;
- Dizi bu sezon kesinlikle bitecek ve yine 17 bölüm olacak.
- 5. Sezondaki zaman atlamaları olmayacak.
- Flashback ve flashforward’lar tamamen kalkacak. Lindelof, başka bir tarz kullanacaklarını ifade etti.
- Daha önce dizide ölmüş olan karakterlerin birçoğunu tekrar göreceğiz (Mesela Boone’un yeni sezonda olacağını Ian Somerhalder doğruladı geçenlerde. Aynı şekilde Dominic Monaghan’ın da olacağı kesinleşti).
- Elizabeth Mitchell ve Daniel Faraday kesinlikle son sezonda da olacaklar.
- Richard Alpert’ın geçmişini ve neden yaşlanmadığını öğreneceğiz.

Şahsi favorim ve artık başlasın diye krizlere girdiğim gözümün nuru Supernatural ekibinden ise yapımcı Eric Kripke ve Sera Gamble, senarist Ben Edlund, oyuncular Jim Beaver (Bobby) ve Misha Collins (Castiel) panele katıldılar. Jensen Ackles ve Jared Padalecki ise Vancouver’da (Kanada’da ne işleri varsa?) çekim yaptıkları için söyleşiye katılamadılar. 5. Sezondan kısa bir bölümün gösterilmesinin ardından (çığlıklar, tezahüratlar ve alkışlar eşliğinde izlendi) Eric Kripke, bayağı önemli ve heyecan verici detaylar verdi. Tamamen “kıyamet” üzerine kurulu olacak son sezonda “İncil”de bahsi geçen mitolojik yaratıkları son sezonda görebileceğimizi, hatta Tanrı’nın bizzat kendisinin bile ortaya çıkabileceğini söyledi (yuh artık!). Kripke’nin açıklamasına göre “Mahşer’in Dört Atlısı”nı kesin olarak göreceğiz, ancak atlara değil spor arabalara biniyor olacaklar. Hatta “Mustang’ler varken kim atlara biner ki?” demiş Kripke (can-ı gönülden katılıyorum Eric’çiğim). Şeytan’ı getiriyorken Tanrı’yı getirmemek olmaz diye de eklemiş. Bu arada yeni sezonda Lucifer’i, Lost’un Jacob’ı olarak tanıdığımız Mark Pellegrino’nun oynacağı kesinleşti. Bu gidişle kendisine “her dizide oynayan karizmatik konuk oyuncu” olarak bir kariyer edinecek (Bknz: Lost, Dexter, Grey’s Anatomy, Prison Break). Kripke son olarak Alona Tal (Jo Harvelle), Samantha Ferris (Ellen Harvelle), Adrianne Palicki (Jessica Moore) ve Steven Williams’ın (Rufus Turner) son sezonda geri geleceğinin müjdesini verdi. 10 Eylül’de yayınlanacak ilk bölümün adı Sympathy for the Devil (gel de delirme şimdi Eylül’e kadar).
Böyleyken böyle…

sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|