Micachu & The Shapes - Jewellery

Hayatın daha basit olduğu zamanları özletecek kadar karmaşık bir dünyada yaşıyor olmalıyız ki, bütün tasarım dünyası minimalizm peşinde basit sade olan her şeyi tanrı katına çıkaracak kadar övüyor. İnsanlar evlerine alacakları her şeyin sade, minik, olabildiğince fonksiyonel, olabildiğince girinti çıkıntıya sahip olmayan, hiç kimsenin kenarına köşesine çarpmayacak, kimsenin gördüğünde rahatsız olmadığı standartlara sahip tasarımlar istiyor. Politik doğruluğun bu kadar yüceltildiği ve görüntülerin ardındakilerin bu kadar merak edilmediği günümüz dünyasının müzikten beklentileri düşünüldüğünde, aklımızda yanıp sönen bir anahtar kelime olarak "androjeni"yi görebiliriz. Androjeni söz konusu olduğunda hem kadın hem erkek görüntüsü taşıyan insanların cazibesi geliyor aklımıza tabii. Örneğin bir Shirley Manson bu dünyadan olmayan eril dişil mitik bir karaktermiş gibi bizi daha düşünürken heyecanlandırıyor ve belki de tıpkı o basit ne kadın ne erkek tasarımları görünce ceplerinden çıkan parayı önemsemeyen insanların yaşadığına benzer bir haz yoğunluğuna sürüklüyor.

Yalnız bu iki örnekte olduğu gibi androjeni kavramıyla ilişkilendirilen imgeler ve kişiler aslında hiçbir zaman Micachu'nun solisti Mica Levi'nin bu kavramla ilişkilendirildiği kadar birebir bir denkliğe sahip değiller. Androjeni kavramını tanımlamada "hem kadın hem erkek" gibi bir tanım olduğu gibi, "ne kadın ne erkek" gibi bir betimlemeye de gerek duyuluyor ve bu iki betimleme Mica Levi'nin görüntüsünü anlatmak için yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

Peki kimdir bu Mica Levi? 21 yaşında Londra'da Guildhall School of Music & Drama bölümünde kompozisyon öğrencisidir kendisi. Dört yaşından beri müzikle oldukça haşır neşir olan Mica, o yaşındaki çocuksu yaratıcılığını kaybetmemiş bir müzisyen zira ilham aldığı isimlerin başına gelen Harry Partch ampullerden ksilofon yapmak gibi özelliklere sahip. Gerçekten de Mica'nın Micachu mahlasıyla, arkadaşları Raisa Khan (keyboard) ve Marc Pell (davul) ile üç kişilik bir grup olarak Micachu & The Shapes'e halinde yaptıkları müzikte duyulan sesler insanı şaşırtıyor. Tek dinleyişte grubun en sevdiği şeyin müzik aleti yaratmak ve değişik sesler keşfetmek olduğu anlaşılabilir. Alışılmadık şekilde modifiye edilmiş bir gitarla, su şişeleri ve elektrikli süpürgelerle müzik yapan Micachu'nun yeteneğini fark eden bir başka ses ustası Matthew Herbert oluyor aslında. Çıkış albümü, bu sene çıkmış olan Jewellery'nin yapımında Herbert'ın etkisi ise şüphesiz. Herbert'ın Mica'nın yeteneğini görüp onu şekillendirmeye başlamasıyla meydana gelmiş olan Jewellery her anından deneysellik akan bir deneyim sunuyor dinleyicisine. İlk başta tıpkı Mica'nın ilk kez görüldüğünde görüntüsündeki cinsiyetin ayrıştırılmaya çalışılması gibi, yaptıkları müziği de bir formun içine sokmak istiyor insan. Biraz sabır gösterildiğinde içine girilip dans bile edilecek olan şarkıların janrı konusunda ise benzer bir kafa karışıklığı oluşuyor insanda. Dijital funk'ın, post punk ile kesiştiği yerde deneysellik her şeyi alacalı bir hale getiriyor. Tüm formu bozuyor ve şarkılar her seferinde inatla beklentinin tersine hiç umulmadık yerlere akıp gidiyor.

Biraz dinleyince bu avangart tınıların içinde kaybolmanın zevk verdiği, gözünüzü açınca "neredeyim ben" dediğiniz anların bilinmedik heyecanını yaşatan bir albüm Jewellery. Bu denli çocuksu bir oyunculuğa sahip olup da deneysellik gibi koca bir yükün altına girmiş ve başarıyla bu yükü taşıyabilen Micachu ve arkadaşları The Shapes albümleri Jewellery ile yakın arkadaşlarınızın harika stüdyo kayıtlarını dinlemiş ve bu kadar iyi olmalarına şaşırmışsınız gibi bir ruh haline sokuyor dinleyicisini. Eğer senenin en iyi çıkışı diye bir liste yapsam tepesine hiçbir şey düşünmeden Micachu'yu koyardım. Sadece 35 dakika ayırın ve bana teşekkür edin.





Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010