The Man From Earth - Dünyalı

'Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir.' Carl Sagan

Sinemada maddiyat ne kadar önemlidir? Hollywood basit bir romantik komedi için bile ortaya onlarca milyon dolar saçarken, azımsanamayacak kadar bağımsız sinemacı da çok daha az bir maddi güçle zaman zaman Hollywood'un eğlencelik sinema tadından daha da lezzetli işler ortaya koyabiliyor. The Man From Earth, bağımsız bir film değil. Oldukça düşük bütçeyle çekilmiş, tek mekânda geçen ve senaryosunun olay örgüsü diyaloglar üzerinden ilerleyen bir film. Bu nedenle de bu film için senaryonun önemi, diğer filmlere nazaran çok daha önemli.

John Oldman, üniversitede bir öğretim görevlisidir. 10 yıldır işine devam etmiş olan ve aynı üniversitede çalıştığı iş arkadaşlarıyla yakın diyalogu olan bu adam, bir gün aniden gideceğini söyler. Evindeki mobilyaları ihtiyacı olanlara bağışlar ve kalan birkaç eşyasını arabasına yükler. Bu sırada da her biri kendi alanında uzman olan iş arkadaşları onun için ufak bir veda partisi hazırlamışlardır. Şöminenin başına otururlar ve bir yerden sonra John dayanamaz, 14.000 yıllık hayatını anlatarak, yakın arkadaşlarına tamamen 'kendi' kimliği ile hoşçakal demek ister. Bir psikolog, bir din bilimci, bir biyolog ve bir antropolog ile karşı karşıya kalmış olan John, haklı olarak ona şüpheyle yaklaşan arkadaşlarının soru bombardımanına maruz kalır ve kahramanımızın aslında her soruya da mantıklı bir cevabı vardır.

Biyologun, din bilimciyle yaşadığı fikir çatışması, psikologun sürekli babasını sorup aslında küçükken kendisini terk eden babasına olan kızgınlığı başarılı diyaloglar ile işlenmiş. Senaryo ve diyaloglar, daha önce fantastik film ve dizilerin senaristliği yapmış Jerome Bixby'ye ait. Star Trek, The Twilight Zone, Fantastic Voyage gibi televizyon dizilerinin senaryosunun altından başarıyla kalkan Bixby, bu sefer daha ayrıntılı, daha araştırmaya dayalı ve en az saydıklarım kadar ilginç bir yapıt ortaya koymuş. The Man From Earth, en büyük gücünü Bixby'nin araştırmaya dayalı bilge kaleminden alıyor.

Filmi izlerken bir yerden sonra aklıma, Carl Sagan'ın kuşkucu düşünce sistemini açıklamak için yazmış olduğu ufak bir hikaye* düştü:

Garajımda ağzından ateş püskürten bir ejderha var diyorum. Heyecanla “göster” diyorsunuz.

Garajıma götürüyorum ve “işte burada” diyorum. Siz hiç bir şey göremiyorsunuz ve “Nerede?” diyorsunuz. “Ah! Söylemeyi unuttum, bu ejderha görünmez” diyorum. “Tamam o zaman” diyorsunuz, “Yere biraz un serpelim, bari ayak izlerini görürüz.” Serpiyoruz unu yere ve bekliyoruz, hiç bir şey olmuyor. “Tabii ayak izlerini göremeyiz” diyorum. “Çünkü bu ejderha uçuyor.” Siz gaza geliyorsunuz, elinize sprey boya alıp ortalığa püskürtmeye başlıyorsunuz, ejderhanın olup olmadığını anlamak için. Boya duvarlardan başka hiç bir şeyi boyamıyor. “Sprey tabii ki işe yaramaz” diyorum. “Çünkü bu ejderha hayalet gibi bir şey, cisimler onun içinden geçer.” Siz koşup bir termal kamera getiriyorsunuz, o da hiç bir şey göstermiyor. “Tabii ki göstermez” diyorum. “Bu ejderha ısı yaymıyor ki.”

Tıpkı bu hikayede olduğu gibi, doğaüstü olayların kanıtlanamamakla birlikte yalanlanamadığını, istenildiği taktirde kanıtlama girişimlerine karşı sürekli bahaneler üretilebileceğini The Man From Earth'te de yavaştan hissetmeye başlıyoruz. Zira John'a sorulan her sorunun bir cevabı var ama John kesin olarak hiçbir şeyi kanıtlayamıyor, kanıtlamak istemiyor. Finale kadar hem seyircinin hem de o odada bulunan hiç kimse tam olarak tatmin olmuyor.

Filme kötü eleştiri getirebileceğim tek nokta ise çok rahat tahmin edilebilinecek, biraz klişeleşmiş bir sona bağlanması. Bana kalırsa, filmin sonu açık bırakılmalı ve isteyen isteğine inanmalıydı. Seyirciye bırakılmayan ve Hollywood'un seyirciye altın tepside sunduğu görüntülerle izleyicinin aptal yerine konulmasına burada da karşılaşıyoruz. Eğer seyirciye filmden sonra düşünecek bir şey verilmezse ve her şey çözümlenmiş bir şekilde sonlanırsa, 87 dakika sonra akılda kalan, seyirciyi düşündürecek ve de filmi sadece sinema salonunda ya da evdeki ekranda bırakmayan ne kalır? Keşke film bu kadar kesin bir yargıya vararak sonlanmasaydı.

2007 yılında dünyada sadece Amerika'da gösterime giren ve bunun dışında Arjantin'de Buenos Aires Rojo Sangre Film Festivali, Meksika'da Macabro Film Festivali'nde gösterilen filmin tek eksiği başarılı bir paket! Ülkemizde gösterime girmedi, girmesi de şu an için olası değil. Film Festivali zengini (!) ülkemizin hiç bir festivalinde gösterimi yapılmadı, şu andan itibaren de hiçbir festival, bünyesine 2007'de yapılmış bir filmi almaz. Bu tip düşük bütçeli yapımlar, sırf reklamı yapılmadığından ya da iyi paketlenmediğinden birçok seyirciye ulaşamıyor. Bu filmi Türkiye'de ve üç beş ülke dışında tüm dünyada legal olarak izlemek imkânsız. Sanatın ulaşılabilir olması konusuna falan hiç girmek istemiyorum fakat Blair Cadısı (Blair Witch Project, 1999) gibi dandik filmlerin reklamı yapılınca milyonlarca kişi izlerken, bu tip bağımsız filmlere hiç bir para yatırılmayışı ve en azından uluslararası pazarlamasına kimsenin hiç bir çaba göstermeyişi, bu tip filmlerin kısa zamanda neredeyse kimseye ulaşmadan ortadan kaybolmasına neden oluyor. The Man From Earth, bu tip bağımsız filmlere nazaran daha şanslı bir yapım. Eminim ki, kısa zamanda kulaktan kulağa yayılarak bir kült haline gelecek. Ama bir yandan da bu kadar şanslı olmayan ve keşfedilmemiş, keşfedilmeye bekleyen diğer filmleri düşünüyorum ve üzülüyorum.

The Man From Earth, bir bilim kurgu filmi. Milyonlarca doların harcandığı, yeşil fonların önünde çekilip de özel efektlerle düzenlenen filmlerin aksine, ufak bir odada geçen, hiçbir özel efektin kullanılmadığı ve sürükleyici diyalogları ile seyircinin kendini hikayeye kaptırmasını sağlayan bir yapım. Bu filmde yönetmenlik önemli değil. Önemli olan seyirciyi inandırmak, bunu da senaryo ve oyunculuklarla sağlamak. Oyunculuklar başarılı, senaryo ile diyaloglar ise 1998'de vefat eden bilim kurgu yazarı Jerome Bixby'nin en son ve en başarılı işi. Bixby'nin kaleminden çıkan senaryo, filmin en çok yüklendiği ve puan aldığı nokta. Bixby olmasaydı, bu film olmazdı ve bizler, böyle tek tük karşılaştığımız hayranlık verici, diyaloga dayalı bir filmi izleyemezdik. Size tavsiyem filmi bir şekilde (büyük olasılık illegal olarak) bulun ve de hakkında pek bir bilgi edinmeden izleyin. Tabii bunu, filmi baştan sona tanıtıp, incelediğim bir yazının sonunda söylememde ayrı bir ironi.

* Hikaye Carl Sagan’ın Tübitak Popüler Bilim Serisinden çıkan “Karanlığa Mum Işığı” isimli eserinden alıntıdır.




sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010