The Hangover – Felekten Bir Gece
Road trip, Starsky & Hutch, Old School gibi komedi filmlerinden tanıdığımız Todd Phillips, bu yıl da yapımını ve yönetimini üstlendiği The Hangover (Felekten Bir Gece) ile izleyici karşısına çıktı. Amerika’da büyük ilgi gören ve devam filminin çekileceği açıklanan The Hangover, senaryosunda bolca klişe içermesine rağmen yer yer de güldürebilen ve şaşırtabilen bir yapım.
The Hangover'ı sıkça karşılaştığımız "bekârlığa veda gecesinde yaşanan aksilikler silsilesi" filmi olarak sınıflandırabiliriz. Doug rolündeki Justin Bartha iki gün sonra evlenecektir ve iki arkadaşı Phill (Bradly Cooper), Stu (Ed Helms) ile müstakbel eşinin erkek kardeşi Alan' la (Zach Galifianakis) beraber bekarlığa veda eğlencesi için Vegas'a gidip bir otele yerleşirler. Ancak ertesi sabah uyandıklarında darmadağın odalarında bir kaplan ve bebekle karşılaşırlar. Doug' un kayıp olmasının yanı sıra; kahramanlarımız gece hakkında hiç bir şey hatırlamamaktadır.
Film; kırılma anıyla beraber, büyük bir bilmeceyi komedi unsuruyla çözmeye yöneliyor. Sürükleyici bir anlatıma ve düşmeyen sağlam bir tempoya sahip olan The Hangover, daha önce bir kaç komedi türünde filmin senaryosunda beraber çalışmış olan Jon Lucas ve Scott Moore' un şimdiye kadarki en iyi işleri gibi gözüküyor. Filmde oldukça başarılı sürprizler var. (Spoiler: Mike Tyson'ın yer aldığı ve en sondaki fotoğrafların olduğu sahneler gerçekten komik sahneler olarak göze çarpıyor.)
Ancak filmdeki karakter tasarımlarını incelediğimizde aynı başarıdan söz etmek pek de mümkün görünmüyor. Zira tüm karakterler, izleyende başka filmlerden fırlamış hissi uyandırıyor. Bir adet diğerlerini zor durumlara sürükleyecek yaramaz yakışıklı karakter, bir adet yaramaz olanı dengeleyecek çılgınlıklara fazla gelemeyen kontrolcü karakter ve bir adet her hareketi komik, nispeten aklı daha az çalışan karikatürleştirilmiş karakter, bir kaç erkek arkadaşın birlikte vakit geçirmek zorunda kaldıkları komedi filmlerinin olmazsa olmazları denilebilir. Ana karakterler açısından bir özgünlük sağlayamayan filmde yan karakterlerin de bu konuda pek iç açıcı oldukları söylenemez. Kadın karakterlerin hemen hepsinin içi bomboş bırakılmış. Kalıplaşmış Çinli tiplemelerine de Amerikalıların neden yıllardır güldükleri bir çok toplum için anlaşılması güç bir mizah anlayışı olsa gerek. Düğündeki küfürlü şarkıya da komiklik açısından pek bir anlam veremedim. Nikâha son anda yetişme hali, gelinin gergin bekleyişi ve dırdırcı kız arkadaşın dumura uğratılması gibi sahneleri de filmdeki komikliklerin üzerine düşen klişe gölgeleri olarak belirtmekte yarar var.
The Hangover, tüm bu olumsuz özelliklerine karşı bardağın dolu tarafını görmek ve gülmek isteyenler için, bu sıcak yaz aylarında izlenebilecek bir film.

sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|