

|
Dijital Çağda Dergicilik
Bu yazıma geçtiğimiz aylarda bir yazısını okuyarak esinlendiğim, yer yer yazısından da alıntılar yaparak yer vermeye çalışacağım Cumhuriyet Gazetesi yazarı Metin Celal’e teşekkür ederek başlamak istiyorum.
Metin Celal Cumhuriyet’in Kitap ekindeki yazısında edebiyat dergiciliğini konu ediyordu. Ben ise, dergiciliğin genel gidişatıyla birlikte dağıtım problemleri, satış rakamlarının düşüşü ve internet dergiciliği üzerine değinmek isteğiyle yazımı yazacağım. Tabii yer yer Metin Celal’in yazısından da alıntılar yaparak.
İnternetin 90’ların sonunda hayatımıza ağırca girip, birkaç yıl ardından adsl ile iyiden iyiye hızlanmasıyla birlikte okey.gen.tr gibi sitelerde vakit öldürüp, bir şarkıyı dört saate indiren kullanıcılar rahatlıkla sörf de yapmaya başladığından internet üzerinde çok daha fazla vakit harcamaya başladılar ve böylece internet 90’ların sonunda öngörüldüğü gibi hayatımızda kocaman bir yer edindi. 1998 yılında ‘internet’ nedir, ne değildir diye meraktan ölürken ilk sörfümün sonunda halen kullandığım hotmail hesabımı alıp, pc başından kalkarken pek de bir şey yokmuş ama ucu bucağı olamayan bir mecra olduğu için acayip büyür dediğimi hatırlıyorum. İşte öngörüldüğü gibi diyerek kastım da buydu; o zamanlarda da öngörüldüğü üzere her türlü bilgiye ulaşılabileceği, ansiklopedilerimizin kitaplık raflarından atılacağı gibi şeyler duyuyorduk. Şu an dönüp, bakınca hakikaten komik geliyor o günler. Çünkü aynen de öyle oldu. Hatta o sıralar düşünülen ve düşlenenden de öte bir hal aldı internet. Sırf bu okuyan kitlenin hem de seçeneği de çok olduğundan sabır katsayısı düşük okuyucu kitlesi yüzünden kapanan dergiler de oldu ve olacak da. Aynen yine bu yükselişin başlarında ortaya atılan bir söylemde dendiği gibi; “ya internet dergiciliğin biçim ve anlayışını değiştirecek ya da tamamen yok olacak”.
Tüm bu hızlı büyüme esnasında bilgisayarlarını sadece ‘msn’ için kullanmayan, bilgi alış-verişinde bulunan kullanıcılar -veya bu kitleye okuyucular da diyebilirim- hızlıca ‘internet kullanıcıları’ oldular. Ve sürekli olan bu bilgi akışında kendilerine önemli bir yer edindiler. Öyle ki; sporundan magazinine, aktüeline kadar tüm haberlere ulaşabildiğimiz internete karşı televizyon ve radyonun dahi ağır kaldığı bir gerçek. Gazeteler dahi bu sürekli yenilenen mecrada geri kalıyorlar. Yine şu taze bilgi akışı açısından dergileri ele alırsak, ciddi anlamda işleri zor, gerçekten çok zor. Ayda bir çıktıklarından ötürü anma cesareti gösteremiyorum bile ama bir üst paragrafın sonlarında bahsi geçen ‘öngörülerin’ en olumsuzundan maalesef ki kaçış yok gibi görünüyor.
Çünkü; internet öyle ki, şu an dahi birkaç dakikamı ayırarak yeni bir sayfa ekleyebilirim Reset’e. Üstelik Türkiye’nin herhangi bir yerinden, hatta dünyanın herhangi bir yerinden yayıncılık yapmak mümkün. Esin kaynağım olan yazısında Metin Celal’in de dediği gibi artık matbaa bulup, grafikere, filmciye, renk ayrımcıya para vermeden, kendi işinizi kendiniz görerek, evinizde bilgisayar başında derginizi üretmeniz mümkün. Basılı halde olanını düşündüğümüzde ise, yine aynı şartlar mümkün. Yani evde oturduğunuz yerden derginizi hazır ve nazır bir halde bir matbaaya götürüp, bastırabilirsiniz de. Keşke yazıldığı gibi bu kadar kolay olsa tabii değil mi? İş bununla da bitmiyor ki... Dağıtım konusu mesela, Türkiye’de dağıtım yapan iki tane adam akıllı yer var; Yay-Sat ve Merkez Dağıtım. Bunlarla anlaşmak veya kendinize yer bulabilmek, hatta kaale alınmama riski de işin cabası... Dağıtım için ikna ettiğinizi varsayarsak da, satış azlığından ötürü karlı bulmadıkları herhangi bir derginin dağıtımını yapmak da istemezler. Bunlar da imkânsız kılan şeylerden bazıları. Ki, yine Metin Celal’in yazısından öğrendiğim ön ödemeler, yüksek ıskonto oranları gibi zorlu şartlarla dergicilerin ya da dergi adaylarının gözlerini korkutup dağıtım taleplerini çekmelerini sağlıyorlar. Bu noktada kalan son çare ise kitapevleri gibi yerler oluyor. Buradaki sorun ise, böyle yerlerde dergi sattırmanın zorluğu veya satanların da ödeme yapma vakti geldiğinde işi yokuşa sürmeleri... Şu satırları okurken aklınıza D&R, Megavizyon gibi yerler geldiyse de aklınızdan çıkartıp atın çünkü bu gibi yerlerde sadece yaygın dağıtım şirketlerinin dergileri yer almakta.
Dijital çağ artık sırasının geldiğini önüne geleni ezerek belli ederken, bu şekilde bir yıkım sergileyerek de artık vaktinin geldiğini, daha fazla beklemeyeceğini daha fazla şans tanımayacağını, toparlanma şansı için vakit dahi bırakmayacağını da en çok da dergilere zarar vererek kabul ettirmeye çalışıyor bizlere. Günümüz dergilerinin internet üzerinde pek işlerinin olmayışınıysa hiç anlayamıyorum. Gayet aktif bir halde myspace, facebook, twitter gibi popüler sitelerde hesaplar açıp, duyurular yapmayışlarını aklım almıyor. Bugün daha yeni gerçeklemiş olan Rock’nCoke’un sitesine baktığımda festivalin facebook fan page’ini ve facebook grubunun linklerini görüp, ulaşabiliyoruz. Bence Rock’nCoke bu yıl inanılmaz aktifti her türlü duyuru, bilgi özellikle facebook üzerinden eksiksik olarak paylaşıldı. Halkla İlişkilerin önemli bir adımı olan bu işleri bu sene örnek olacak nitelikte kullandılar. Bu arada bazı dergiler (Basatap gibi) akıllarını kullanıp kendilerini çoktan internet ortamına taşıdı bile. Bunun dışında yakın bir zamanda Bant dergisinin de internete taşınacağını duydum. Başka tarz dergilere baktığımda pek aklıma geleni yok açıkçası. Reset’i ele aldığımda ise, online dergiciliğe adım atalı üç yıla yakın bir zaman olduğunu görüyorum. Reset olarak an itibariyle bir buçuk yılı aşıp, ikinci yılını tamamlamaya doğru ilerlerken, Reset’in şu anki halinden önce de bir yıllık bir Sobermag geçmişini de hatırlatırım. Bu üç yıl içerisinde kendimizce harikulade bir zevk olan bu işi çok geliştirerek hobiden öte bir hale dönüştürdüğümüzü düşünüyorum. Öyle ki; Sobermag iken altmış tekil giriş alan online dergi, son bir yıldır ayda en düşük ondört, onbeş bin civarı tekil okuyucuya ulaşan bir hal aldı. Bu basılı dergilerden hangisine nasip olabilmiştir ki? Satış rakamları ortada, kapanan kapanana... Tabii internetten ulaşılabilir olması, belirli bir kitleye hitap etmesi sonucu takipçi sayısı hala kısıtlı diye düşünüyorum ama eminim ki basılı bir dergi olsaydık onbeş bini ancak rüyamızda görürdük! İki haftada bir yenileniyor olmamız da, bu hep bahsettiğim ‘hız’ ve ‘hıza yetişme’ konusunda bizi de avantajlı kıldı diye düşünmekteyim. Biz de ekip olarak hep yeni müziği kovalayan her şeyi hızlıca takip edip, iki hafta gibi bence iyi de bir hıza sahip olan süre içerisinde yenilenerek canlı tutabildik demek ki Reset’i... Bunun dışında internet okuyucusu elinin altında milyonlarca seçenek olduğundan ötürü beğenmeyip tutmadığı en ufak bir şeyde kaçabiliyor da...
Bu arada Amerika’da New York Times okurları gazetenin belirlediği yeni sisteme göre ücretini ödeyip gazetelerini internetten okuyacaklar. Eminim siz de biliyorsunuzdur; bir benzerini de bizim Cumhuriyet burada uygulamakta. Ben şahsen bunun gazeteler için iyi olabileceğini ama dergiler için asla bir çözüm yolu olacağını düşünmüyorum. Bu yüzden de yine kurtuluş yolunu tıkıyor, sonucun kaçışı olmayan yok oluştan kaçış olmayacağını hissettiğimi yineliyorum. Mesela, Reset’i okumak paralı olsaydı hanginiz belirli bir ücret verirdiniz ki? Eminim aranızdan ‘verirdim’ diyen yoktur. Eğer varsa bile sayınız üçü, beşi geçmez. Zaten internet üzerinden kendi okuyucu kitlesini yaratıp onları basılı yayına geçmeleri halinde o tarafa yönlendirmeye çalışan bir dergi de yok. Olsa da dediğim gibi bu mayanın da tutacağını pek sanmam. Birçok derginin geçtim en basitinden myspace’ini, facebook’unu internet sitesi bile yok! Olanlarda tanıtıcı nitelikte. Yine konumuzla alakalı olduğunu düşündüğüm Reset üzerinden örneklerle devam etmem gerekirse bana ilginç gelen bir şeyi de buradan paylaşmak isterim; biz bu üç yıllık esnada iyi veya kötü bir iş ortaya çıkarmamıza rağmen büyük isimlerle röportaj alma konularında halen zorluklarla karşılaşabiliyoruz. İnsanı kilitleyen, tarzı belli olan ve bize ‘cuk’ diye oturacak grupların röportajları konularında sorunlar yaşamak rahatsız edici, yer yer komik de olabiliyor. Yani, zorla röportaj yapma hakkı kazandığımız Friendly Fires’tan Ed ile röportaj yapıp ertesi gün gazetede “Friendly Fires’ın yürek hoplatan solisti Jenny Lewis” yazanları bile gördük. Büyük isimler için durum böyle olsa da biraz da belirli bir yere geldiğimizi düşündüğümdendir ki; özellikle orta halli gruplar için ilk zamanlardaki kadar zorluklarla da karşılaşmadığımızı rahatlıkla itiraf edebilirim. Ama tüm bunların çok değil biraz daha ileride çözüleceğine, çözülmesi gerektiğine inanıyorum. Biraz da farkındalıkla alakalı tabii, konumuzda bahsettiğimiz dijital çağın gümbür gümbür geliyor olmasıyla yenilgiye uğrayacak sorunlar olacaklar diye umuyorum.
Son olarak yapılan araştırmalara göre –yine mi Danimarkalı bilim adamları araştırmış acaba dediğinizi duyar gibiyim- internet üzerinde ciddi anlamda okunan yazıların çoğu kısa yazılarmış. Ve şiir hariç diğer tüm yazılı sanatlar internet üzerinde kendini gösteremiyormuş. Bu konuda ben yine sınırımı aştım galiba. Neyse okusanız da, okumasanız da canınız sağ olsun artık ne diyelim. Sevgilerle.

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|