Howling Bells – Radio Wars
Rock'n Coke, bu sene akşamüzeri teşrif edilen festivallerin kaderini, değiştirecek gibi... Line-up'taki isimlerden biri var ki; bizlere 'işleyen demir ışıldar' tadında bir giriş yaptırıp, sahne önüne doğru erken iştirak etmemizi sağlayacak onyüzbinminyon Clark Kent gücünde... Konu başlığından anlaşılacağı üzere bu isim, Howling Bells!
“Festival mahmurluğumuza son verelim!” adlı kampanyamıza destek amacıyla yeni başlayanlar için grup hakkında ufak bilgiler vermek de şart gibi: Howling Bells 90'ların başında tavan yapmış radyo kültürümüze çok da yabancı bir grup değil aslında... Keza kendileri, 2000'li yılların başlarında 'Here Comes September' şarkılarıyla radyolarda sıkça duyduğumuz Avustralyalı grup Waikiki'nin küllerinden doğma... Waikiki, Jimmeh Brandon'ın (gitar) ayrılışından sonra isimlerini -şu anki gizemli sound'larına çok da uzak olmayan- Howling Bells olarak değiştirir ve self-titled albümlerini kaydetmek için Londra'ya gider. Grup, burada Badly Drawn Boy, The Charlatans, Echo & The Bunnymen ve -en önemlisi- Coldplay'den tanıdığımız Grammy'li prodüktör Ken Nelson ile ilk albümde çalışma şansı yakalar. Sonuç itibariyle; bahsi geçen debü albümleri -şahsıma göre- 2006 yılının en iyi çıkışlarından biri olur... Bundan sonrasını da zaten hepimiz biliyoruz.
Grup, ilk albümleri Howling Bells'te -gelişi güzel tınlayan- akustik formuyla taşralı ve bir sonraki şarkıda hangi yoldan gideceğini kestiremeyecek kadar da gizemli bir sound çizmişti. Howling Bells, Radio War ile bu sefer, akşam ne yiyeceğini bilecek kadar şehirli ve akustik kabuğunu sıyırıp bir kenara atmasından ötürü fazlasıyla post punk bir yolda ilerliyor. Tabii tüm bunların nedenini prodüktör değişimine de bağlayabiliriz: Öyle ki, Ken Nelson'ın ufak bir barda çalınıyormuş hissi uyandıran mütevazi dokunuşlarının yerini, Dan Grech-Marguerat'ın -bugün pek çok indie rock grupta deneyimlediğimiz- bol çeşnili prodüksiyon hilelerine bırakması, ilk albüm bağımlıları için geçici uyum sorunu yaşatabiliyor! Yine somut tasvirleri elden bırakmadan, sizleri ilk albümden 'In The Woods' ve gıcır şarkımız 'Golden Web' arasındaki yedi farkı bulmaya ve hatta şaşı bakıp şaşırmaya davet edebiliriz.
Radio Wars nitelik bakımından açıklı – koyulu duygular arasında gidip gelen, şekil itibariyle de mainstream'e daha yakın duran bir albüm. Juanita Stein (vokal) melek ve şeytan olmak arasındaki şizofrenik çizgiyi bu albümde de elden bırakmıyor. Keza, albümü sürekli dinlediğinizde dahi, anlık durağanlaşan gitarlara ve zamansız patlamalar yaşatan davullara da alışmanız kolay olmuyor. Radio Wars şarkılarında en sevdiğim şey ise üzerinizde bıraktığı etkiye göre tek örnek olması... Önceki şarkı, ne bir sonrakine uyuyor ne de albümün geneline... Albümün anımsattıklarına değinecek olursak: 60'ların Amerikan kolej şarkıları, yarı helyumlu yarı iyi huylu – yer yer gizemli vokaller, Warhol portreleri...
Radio Wars, zihin açıklığı garantili Treasure Hunt ile açılışı yapıyor: Optimist gitarlara, akılda kalıcı vokaller ve cinaslı geri vokaller eklenince şarkıya, ‘catchy’ damgası vurmamız da zor olmuyor. Ardından gelen Cities Are Burning Down ise aniden yükselen uğultulu gitarları ile futuristik ama aynı zamanda gotik bir yapıda... Şarkının canlı kayıtlarında, düzenlemenin daha farklı olduğunu ve bu shoegaze hallerden sadece eser miktarda bulunduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Juanita, It Ain't You ve albümün single’larından Into The Chaos’ta Avustralya aksanını baskın bir şekilde kullanıyor. Şekil itibariyle de albümün en pop ve canlı dinlenesi şarkıları!
Howling Bells’in Radio Wars’ta yaptığı en büyük değişiklik ise vurdumduymaz folkie gitarların yerini uğultulu ve daha mekanik kıvamdaki efektlere bırakması... Bunu yoğun olarak hissettiğimiz şarkılardan biri de Ms. Bell’s Song! Şarkı, bana ilk dinleyişte, -anthemic vokal ve aksak adımlarla başlayan girişinin de etkisiyle- The Beatles klasiği ‘I Want You (She’s So Heavy)’i andırmıştı. Albümün adına tezat ‘Radio Friendly’ havası, bu şarkının içindeki kaosla bir yerlerde son buluyor aslında... Benim en sevdiğim şarkı Golden Web ise tekrarlanan -az ve öz düzeyde kurgulanmış- sözlerine rağmen Edgar Alan Poe metaforları ve Tim Burton filmlerinden kesitlenmiş uğultulu gitarları ile, albümün en hayali şarkısı!
Cumartesi günü kendilerine kulak vermeniz dileğiyle...

Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>
|