Florence & The Machine

Okuyucularımızdan gelen öneri isimlerden birisiyle tanıştırmak istiyorum sizleri; Florence & The Machine.

Dediğim gibi okuyucularımızdan gelen maillerinden birinde Manuk adlı arkadaşımızın önerdiği ve ileride yer vermeye çalışacağımız birkaç isimden bir tanesi olan Florence & The Machine asıl adı Florence Welch olan hanım kızımızın ardına aldığı dört arkadaşıyla birlikte kullandığı sahne adı.

Manuk’un maili sonrası Florence hakkında merak ve bilgi edinmek adına bir-iki ufak araştırma sonucunda rastladığım ilginç şeylerden birisi de; ilk single’ı ‘Kiss with a Fist’ ve ikinci single’ı ‘Dog Days are Over’ adlı iki single dışında bir de leziz bir şekilde coverladıkları ‘You’ve Got The Love’ dışında herhangi bir şarkılarına ulaşamayışım oldu. Bu adını verdiğim şarkılar şu satırları okuduğunuz anda daha yeni çıkmış, tap taze bir albüme sahip olacak olan Florence’in o tarihe kadar internet üzerinde tek bulabildiğim şarkılarıdır –myspace dışında ve sahip olabilmek adına-. Tabii sizin böyle bir sorununuz olmayacak çünkü 6 Temmuz’da çıkacak olan debü albümleri ‘Lungs’a bu yazıyı okuduktan sonra veyahut belki de öncesinde kolaylıkla ulaşmış olabilir veya ulaşabileceksiniz.

Bu arada White Stripes ve Kate Bush dinleyerek, akraba düğünlerinde, cenazelerinde şarkılar, türküler söyleyerek büyüyen Florence’imiz’in de gospel’den etkilenmiş olabileceği de koca bir gerçek –aynı Diane Birch gibi değil mi- , ilk iki single’ı ile BBC’nin dikkatini çekip, ‘Sound of 2009’ olarak nitelendirilmeleri bir başlangıç aşamasındaki kariyerleri için mühim bir gelişme oldu. O büyük desteği de arkalarına almanın getirdiği popülerlik üzerine NME’nin de dikkatini çekerek, NME Awards Tour 2009’a eklenip, kendilerine yer bularak Friendly Fires’a, White Lies’a, Glasvegas’a alt grup olarak sahne alma başarısını gösterdiler. Bununla da kalmayıp, Glastonbury, T in the Park, Oxegen, Pukkelpop, Reading, Leeds gibi en üst düzey festivallerde sahne alma hakkı kazandılar. Tüm bunların içinden en özeli ise, en yakın konserleri olan hatta geçenlerde yaptığımız Friendly Fires röportajında da lafı geçen, Blur’ün reunion turunun Manchester durağında yine alt grup olarak sahne almaları olmuştur sanırım.

Florence & The Machine birazcık da geçen haftaki keşif yazımda anlattığım bu yılın Grammy için en büyük adaylarından biri olacağını düşündüğüm Diane Birch’e yakın diyebilirim. Tabii ki bu benzerlik ikisinin birebir benzeşen tarzları açısından değil. Öyle bir şeyi kastetmiyorum. Zira, tarzları aynı kulvarın yarışçısı da değil… Buradaki benzerlikten kastım; her iki ismin de soul’a yakın durması ve de bayan vokal oluşlarından öte bir benzetme değildi. Tabii ses güzellikleri açısından da aynı şekilde bir hissiyata götürebiliyor bizleri. Öyle ki; Florence’in de harika vokallerinin Diane’den ve benzerlerinden pek de aşağı kalır yanı yok diyebilirim. Ülkeler açısından Florence’in Grammy’lerde Diane Birch’e göre pek şansı olduğunu düşünmesem de, ada’da geçtiğimiz yıl Adele’nin yaptığı gibi Brit Awards’ı alma oranı bir hayli yüksek.

Florence’in harikulade soul vokalleri eşliğinde akustik tonlarda ilerleyen pop parçalarının çok duru bir havası var. İşin asıl garip olan tarafı da son iki sayıdır benim pek de ilgi alanıma girmeyen soul’muş, gospel’miş filan demeyip, bu sulara da dalmam oldu sanırım. 6 Temmuz’da çıkacak olan ‘Lungs’ı da, Florence’i de Machine’i de yılın bombalarından biri olma kapasitesine sahip olduklarından ötürü şiddetle öneriyorum.

http://www.myspace.com/florenceandthemachinemusic



Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010