Transformers: Revenge of the Fallen – Transformers: Yenilenlerin İntikamı

Kendimi bildim bileli Transformers evrenine hayranımdır. Oyuncakları, tv serileri, çizgi romanları derken 2004 yılında Steven Spielberg’in film haklarını satın alması ile beyaz perdeye taşınan bu kült evren çocukken bilim kurguya ilgi duymamı ve hayal gücümün müthiş gelişmesini sağlamıştı. Hatırlıyorum da oyuncakları 90’larda çocukların statüsünü belirleyen bir hal almıştı. Dünyada çok ciddi koleksiyoncuları bulunan bu oyuncaklar oldukça pahalıydı. Daha sonra Generation 1 serisinden sonra ülkemizde gösterilmemesi ve daha uygun fiyatları sebebi ile G.I. Joe oyuncaklarının popülerleşmesi gibi olayların ardından Transformers 90’ların sonlarına doğru bizim topraklarımızda unutuldu. Ama dünya genelinde Generation 2, Beast Wars, Robots in Disguise, Unicron Trilogy, Transformers Animated serileri ve çizgi romanları sayesinde Transformers her zaman popülerliğini korudu. Özellikle Japonya’da zaten adamların genlerinde olan “robot sevgisi” sayesinde Hasbro firması bu ürününün ekmeğini teknolojinin kalbi olan bu topraklarda aralıksız yedi. 2000’lerin ardından gelişen cgi teknolojisi ve o yeşil perde sayesinde artık bütün hayallerin görsel olarak gerçekleşmesi kolaylaşırken en büyük hayalperestlerden biri olan Steven Spielberg içinse hayran olduğu Transformers’ı beyaz perdeye taşımak bir fikir olmaktan çıkıp yavaştan gerçeğe dönüşmekteydi. 2004 yılında film haklarının Steven Spielberg tarafından satın alınması ve ardından 2 yıl içinde çıkan ilk cgi görüntüleri insanları 2007 yılı Temmuz ayına çoktan kilitlemişti. İlk filmin dünya genelinde getirdiği 750 milyon dolarlık hâsılat ve olumlu eleştriler en baştan 3leme olarak ya da devamı illa gelicek diye düşünülmemiş olan Transformers’ın devam filmi için yetiyor ve artıyordu. 200 milyon dolar maliyetli Transformers: Revenge of the Fallen, 24 Haziran günü dünya genelinde gösterime girdi.

Kendi adıma söylemem gerekirse benim bu filmi beğenmemek gibi bir olasılığım maalesef yoktu. Son derece subjektif yaklaştığım bir konu Transformers. İlk filmi kaç defa izlediğimi bilemiyorum çünkü matematiğim o sayıya yetmeyebilir. Ama bu ilk filmin harika olması ile alakalı değil 90ların başından beri içimde büyüttüğüm Transformers sevgimle alakalı bir durumdur. Bu yüzden ikinci filmin ön gösteriminin ardından gelen yüzde doksanı filmin kötü olduğunu yazıp çizen eleştrilere hiç kulak asmadan filme koşa koşa gittiğimi belirtiyim. İzledikten sonra objektif olmaya çalışınca bile bu eleştrilerin anlamsız bir abartı içerdiğini düşünmekten kendimi alamadım.

Dünyada kalan ve yenileri de gelen Autobotlar gizli bir yapılanma içerisinde Amerikan hükümeti ile birlikte çalışıp yeryüzünde faliyet göstermeye devam eden ve bir şeyin peşinde olan Decepticonları 2 yıldır engellemeye devam etmektedirler. Tam Decepticonların amacı anlaşılmak üzereyken Amerikan Hükümeti ulusal güvenliğini tehdit altında görür ve Autobotlar ile insanlar arasında yapılmış olan antlaşma gereği kurulan bu örgütü kapatma kararı alır. Autobotlara ise evlerine geri dönmeleri söylenir. Derken bir yolunu bulan Decepticonlar Megatron’u tekrar canlandırırlar ve yenilenlerin intikamı başlar. Spoiler vermemek için hikâyeyi kabaca anlatmak istedim. Energon, Matrix, Fallen, Eski Mısır uygarlığı arasındaki bağlar v.b. öğeler hikâyenin asıl önemli kısmını oluşturmakla beraber hiç de yavan olmayan bir senaryo ile birlikte başarılı bir şekilde anlatılmış durumdalar. Alex Kurtzman ve Roberto Orci Transformers evrenin tarihçesini birazda olsa farklı bir bakış açısı ile sinemaya uyarlamış durumdalar denilebilir. Shia LeBeof’un canlandırdığı Sam Witwicky, biz insansak sen nesin modundaki Megan Fox’un canlandırdığı Mikaela Banes, erkek güzeli Josh Duhamel’in canlandırdığı Binbaşı William Lennox ve John Turturro ile hayat bulan kaçık ajan Reggie Simmons karakterleri aynen bu filmde de bulunmaktalar. Ve performans açısından Megan Fox hariç diğerleri iyi işlere imza atmışlar. Autobotlara katılan bir kaç isim mevcut; Dişi moto-robotumuz Arcee, cıvık ikiz robotlar Mudflap ve Skidz, Sideswipe, Jolt ve efsane karakter Jetfire bu filmde yeni robot karakterler olarak karşımıza çıkmaktalar. Jazz için üzülüyoruz ama yerine gelen ikizler Mudflap ve Skidz yeni karakterler içinde üstünde en çok durulanlar olarak ve eğlenceli yapılarıyla Jazz’ın yerini tamamen olmasa da dolduruyorlar. The Fallen, Sideways, Soundwave ve 5 adet inşaat aracından oluşan filmin en büyük robotu Devastator ise Decepticon cephesindeki yeni karakterler olarak karşımıza çıkıyor. İlk filmle kıyaslarsak baya çok sayıda robot olması kesinlikle bir karakterleri ve hikâyeleri olan bu robotları biraz baştan savma yapılmış gibi gösteriyor. Pek tabi filmin süresini uzatmamak adına yeni robotların ancak bazıları üstünde durulmuş ama bu noktada da şöyle bir eleştri akla geliyorki ve benim olumsuz bulduğum çok az durumdan biri. Filmdeki insan karakterlerin hikâyesi üstünde bu kadar durulucağına hatta birkaç boş anlamsız sahne çekilceğine örneğin Arcee’nin ya da Soundwave’in daha çok sahnesi ve hikâyesi olabilirdi gibi. Ama cgi yapılacağını düşünürsek bütün bunlar film için ekstra masraf ve vakit harcaması demektir o da başka bir konu tabi. Daha çok robot daha az insan hikâyesi ve görüntüleri muhakkak bizi çok daha memnun ederdi.

Filmin görselliğine dil uazatacak bir insan evladı olabileceğini düşünmüyorum. Gelmiş geçmiş en iyi cgi efektler kesinlikle bu filmde bulunmakta. Görsel olarak tam bir kaos, ne izlediğimi anlıyamıyorum şeklindeki eleştirilere kesinlikle katılmıyorum. Boyu 10 metre olan çelik yığını ve çok detaylı tasarlanmış iki adet robot gözümüzün önünde kavga etse zaten algılayabileceğimiz en fazla yine bu kadar olurdu. Cybertron gezegenin özlerinde savaşçı olan bu sakinlerinin ağır ağır güreşeceklerini sananlar oldukça yanılıyorlar. Zaten detaylarının müthiş olduğu bazı sahneler yavaş çekim olarak gösteriliyor ki yani isteseler bunu da yapmayabilirlerdi. Filmin son yarım saatinde yer alan patlamaların abartıldığı söylenmekte. Bana sorarsanız Steven Spielberg ve Michael Bay tam anlamıyla böyle bir durumda olabilecek bir savaşı müthiş hayal güçlerinin ve 200 milyon dolarlarının yardımı ile en gerçekçi şekilde anlatmaya çalışmış durumdalar. Optimus Prime ile Megatron’un yağlı güreş yapacağını, Amerikan Ordusunun ise kâğıt uçaklar ve su balonları ile saldırıcağı mı düşünülüyor acaba. Bana sorarsanız böyle bir savaşta yarım saat içinde çok daha patlama olurdu diye düşünmekteyim. Ayrıca söz konusu olan bir film ve o robotları cgi ile sahnelere yerleştirmek akıl almaz masraflara yol açmakta. Patlama sahnelerinin çokluğu izleyince anlyacağanız üzere geniş sekanslarda etrafta daha az robot görünmesi için yapılmakta. Prodüksiyon şirketinin düşündüğü maliyet kaygısı zaten yer yer sıkıcı olan insan karakterlerin hikâyesine ve savaş alanındaki bunca patlama sahnesine sebebiyet vermekte. Tamam, hoş değil ama eleştrilicek bir noktada değil. Ve bana sorarsanız az önce de söylediğim gibi aynı tip olası bir savaşta kesinlikle bu kaosun çok daha fazlası yaşanırdı.

Film anlamadığım bir şekilde Transformers fanları tarafından da eleştirilmekte. Karakterlerin orijinal hallerine bağlı kalınmamış, Transformers evreninin tarihi aynı anlatılmamış falan filan. Yapma etme güzel kardeşim. Bu sinema. Animasyon tv serisi ya da çizgi roman değil. Sinema endüstrisi çizgi roman ya da animasyon endüstrisi ile bir mi? Örneğin X-Men filminde karakterlerin aynı çizgi romandaki yahut çizgi film serisindeki giysiler ile beyaz perdede yer alabileceğini gerçekten hiç düşündünüz mü? Sinemanın görsel hitabı ile çizgi romanın görsel hitabı bir olabilir mi? Yahut sadece Cybertron gezegenini ya da Unicron’un hikâyesini anlatan bir Transformers filminin maliyeti ne kadara patlar düşündünüz mü? Sen sinemaya gelen insana Transformers evreninin hikayesini anlatmak yerine Shi LeBeof ya da Megan Fox sunmak zorundasın. Aralarındaki aşkı göstermek onları yan karakterlerle süslemek durumundasın. Sen Bumblebee’yi tosbağa yapmak yerine yeni model bir Mustang yapmak zorundasın. Hikâyeyi hem görsel olarak hem de özü olarak günümüze uyarlamak zorunda sinema endüstrisi. Sinema seyircisine hitap etmek zorunda. Transformers filmi çekiliyor diye illa fan kitlesi mi hedef kitle olarak alınmalı sizce? Böyle bir şeyin ne yazık ki imkânı yok. Hem maddi açıdan imkânı olamaz hem de beklenen gelir açısından. Kabullenilmesi gereken bir durum kesinlikle. Bütün bunları kafaya takmak yerine keyif almaya çalışmak hardcore fanlar için bile geçerli olması gereken bir durum. Ha yine mi olmuyor? Kimse eski animasyon serisine ya da çizgi romanlara dokunmuş değil. Dönüp tekrar tekrar onlara bakabilir sadece onlardan keyif alabilirsin. Sinema, özellikle gişe filmleri ne kadar istemesekte bazı açılardan genele hitap etmek durumundadır.

Ayrıca hiç anlamadığım bir durum daha var. Amerikan Ordusu, Amerikan Bayrağı v.b. öğeler görülünce filmin sadece ABD propogandası diye algılanması gibi bir saçmalık mevcut. Vay adi ABD sen nasıl Transformers’ı alet edersin böyle şeylere falan diyeceğimize arada oturup düşünmek lazım acaba Erler Film Transformers’ı çekseydi neler olurdu diye. Tahtadan oyuncaklarla çekince araya Türk Bayrağı koymayınca mı Transformers ruhu daha çok hissedilecekti acaba. Adamlar 200 milyon dolar harcıyor bilmem haberiniz var mı? Buyur sen de harca sen de dünyaya yap propagandanı. İstersen Türk Bayrağına dönüşen robot yap. Ver Bumblebee’nin eline taşısın savaş meydanına Allah Allah nidaları ile koşarken. Tesis mi yok yoksa? Boş verin bunları bence. Ki bana sorarsanız ortada bir propaganda falan mevcut değil. Hatta bir sahnede Decepticonlardan bir tanesi Amerikan Bayrağı’nı zannedersem San Fransisco Köprü’sünün tepesinden aşağı atmakta. Ayrıca düşünün ki aynen böyle bir durum yaşanmakta dünyada. Hikâyeye baktığımızda yani bütün Dünya’yı etkileyebilecek bir durum. The Fallen gelmiş Güneşi söndürücem diyor. Napsın Amerika? Orası Mısır toprakları giremeyiz onlar halletsin mi diyecek? Hatta diyelim Konya Ovası’nda gerçekleşiyor bu olay. Koşa koşa yardım isteyeceğimiz ilk ülke Amerika olur herhalde. Tabii ki de bütün Dünya ülkeleri seferber olur ama bunun filmde belirtilmesi zorunlu değil bence. Senin zaten film hakkında aklında kalan tek şey Amerikan Ordusu’nun gövde gösterisi yaptığıysa bence bu cesaretsizliğinin ve kendi ülkene güvenmemenin verdiği bir korkudan kaynaklanır. Yani problem Hollywood’da değil arkadaşım. Ülkende ve sende.

Ben film için Michael Bay’in doğru seçim olduğunu düşünmekteyim. The Rock, Bad Boys serisi, The Island, Armageddon gibi filmlerle büyük action prodüksiyonlarının altından nasıl kalkılacağını bilen bir action ustası kendisi. Hayatında Transformers izlememiş gibi basit eleştriler ile yaklaşılacak bir adam değil. Filmin asıl arkasındaki isim Steven Spielberg yeteri kadar izlemiş siz hiç merak etmeyin. Bu tip bir filmi Gus Van Sant değil tabii ki de Michael Bay yönetmeliydi ve öyle oldu. Kendisinin hayatında hiç Transformers izlememiş, okumamış ya da oyuncakları ile oynamamış olması hiç bir şey ifade etmez çünkü ne senaryoyu yazan kendisi ne de robotları tasarlayan. Yaptığı sadece bir action yönetmeninin yapması gerekenler ve onları da başarıyla yapmış olduğuna inanıyorum. Alex Kurtzman ve Roberto Orci sürekli birlikte senaryo yazan kişiler. Transformers, Star Trek, Fringe, Mission Imposibble 3 ve The Island gibi gayet başarılı senaryoların sahibi kişiler. Transformers evreninin ve karakterlerinin özüne mümkün olduğunca bağlı kalmışlar diyebiliriz. Özellikle Optimus Prime, Bumblebee, Megatron ve Starscream dörtlüsünü ve aralarındaki ilişkileri gerçekten çok başarılı işlemişler. Ve ikinci filme özel olarak Jetfire’ın diyalogları oldukça başarılı. Çizgi filmlerden, çizgi romanlardan gelen ve tamamen işin robotlarla alakalı kısmında yer alan birçok öğe güncel ve orjinal olması gereken senaryoya başarılı bir şekilde yedirilmiş. Ama filmde kesinlikle en beğenmediğim nokta olan bel altı esprilerin bolluğu kendilerine kocaman bir eksi puan vermeme sebep diyebilirim. Gerçekten çok gereksiz American Pie tadında espriler mevcut. Sadece bunların bazen robotlarla alakalı olması yüzünüzde bir gülümsemeye yol açabiliyor ama saçma oldukları gerçeğini kesinlikle değiştirmiyor. Mizah açısından belin üstüne doğru çıktığında özellikle ikiz robotlar Mudflap ve Skidz arasındaki diyaloglar ve tavırları oldukça güldürüyor. Orjinal Transformers tv serisinde de mizah bütün o savaşın içinde ne olursa olsun yer alan bir şeydi zaten.

Ve Optimus Prime... Bilim-kurgu tarihinin en eşsiz, en güçlü, en ağır ve en karizmatik lider karakterlerinden biri. Bütün Autobotlar için baba motifi. Gerçek bir kahraman. Gerçek bir iyi. Ve bu filmde neler yaptığını spoiler olur diye söyleyemiyorum ama gerçekten Optimus doruk noktalarından birinde bu filmde. Bu derece başarılı bir şekilde anlatıldığı için senaristlere teşekkür etmek gerekiyor. Ve Generation 1’dan beri onu seslendiren Peter Cullen’e de.

Transformers: Revenge of the Fallen her ne kadar subjektif olsamda kesinlikle kötü bir film değil. Bildiğimiz karakterleri, yeni karakterleri, eşsiz görsel efektleri, hikâyesi ve Optimus Prime’ı ile ne izleyeceğini bilerek giden insanlar için hayal kırıklığı olması imkânsız bir yapım. 200 milyon dolar harcanmış ve Michael Bay’in yönettiği bir filme gidiyorsunuz. Kafanızdan 1984 senesinde Generation 1 ile başlayan orjinal seriyi çıkarın, çizgi romanları unutun, hardcore fanlığı bir yana bırakın. Bunun günümüz sinemasının bir eseri olduğunu ve ondan bu şekilde keyif almanız gerektiğini düşünün. Beğenip beğenmemek tabii ki de sizin elinizde ama sinema açısından baktığınızda da lütfen filmin hakkını verin.Filmin gişe gibi yahut genele hitap etmek gibi bazı kaygıları olduğunu lütfen unutmayın ve daha da önemlisi bunu önemsemeyin.Çünkü bu Transformers…




sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010