Battlestar Galactica

Bazı diziler hakkında bittikten sonra yazıp çizdirmek gerekir ki, iç rahatlığıyla okuyucuya baştan sona kadar şahane bir yolculuktu denilebilsin. Battlestar Galactica her ne kadar kendisine has sadık bir hayran kitlesine sahip olsa da, etrafımda adını duyduğu an “Aman her yerde karşıma çıkıyor, gördükçe çeviriyorum. Güzel mi sahiden?” tepkisiyle yaklaşan insanların çoğunluğu beni bu yazıyı yazmaya itti. Cnbc-e’de de dizi finalinin yaklaştığını düşünürsek genel bir değerlendirmenin tam zamanı sanırım.

Battlestar Galactica’nın yarattığı insanların yaşam alanı olan on iki koloni/gezegenden oluşan evren, mini-seride yaşanan ikinci saylon saldırısı ile büyük oranda yok oluyor. Bu durum insanlığın daima savaş halinde ve kaçışta olan; Lee Adama’nın deyişiyle bir medeniyet olmaktan çıkıp bir çete haline gelmesine neden oldu. Tek amaçları ise yeri bilinmeyen 13.koloni “Dünya”ya varıp yerleşebilmek. Bu olağanüstü hal çerçevesinde yönetimin ne kadar ileri gidebileceğinin; kararların güvenlik kaygısıyla mı, yoksa insan hakları ve demokrasiye saygıyla mı verileceğinin sorgulandığı durumlara bu sayede dizi boyunca pek çok kez tanık olduk.

Dört sezon boyunca hayran olduğumuz karakterlerden zamanı geldi nefret ettik. İnsanın özünde kusurlu bir varlık olduğunu sık sık vurgulayan Battlestar Galactica yaratıcıları, uç koşullarda yaşayan karakterlerinin hata yapmasına, yeri gelince de bunları telafi etmesine izin verdi. Gerçeklik hissi bu ve benzeri küçük ayrıntılar ile sürekli korundu. Gemideki herkesin bencilliğinden nasibini aldığı Gaius Baltar’ın kendini affettirmesi baya zaman aldı ama bu amaçtaki çabalarını ve yoldan sapışlarını izlemek üstümüze çöken depresyon bulutunu kaldırıp, hiç beklemediğimiz bir anda bizi güldürmeyi başardı.

Karakterler konusunda bir başka ilgi çekici özellik, hiçbir zaman spot ışığının tek bir karakter üzerinde yoğunlaşmaması. Bir bölüm bize geminin daha önce tanık olmadığımız ağır işçilik koşullarını gösteren ve haklı bir greve öncü olan Şef Tyrol’a sempati duyarken; başka bir an hep azınlığın tarafında yer alan, savunulmayanı savunan karakter Helo’nun gemideki ırkçılığa karşı tek başına mücadelesine hayran kaldık. Belki de çoğu seyircinin antipatisini kazanan Saul Tigh bile, sadakati ve cesareti ile bizi kazanmayı başardı.

Battlestar Galactica güçlü ve kendi ayakları üzerinde durabilen kadın karakterlere sahip olması ile de dikkat çekici. Kadın ve erkeğin her açıdan eşit olmasına özen gösterilmiş. Bu özellikle Starbuck ve Apollo’nun bitmek bilmeyen kardeş/arkadaş/sevgili/rakip dansı boyunca gözlemlenebilir. O sıra birbirleri için ne olurlarsa olsunlar, daima birbirlerini dengeleyen iki eşit güç konumundalar. Kolonilerin başkanının ölmesi durumunda başa gelecek kişiler listesinde hayatta kalan en yüksek sıradaki kişi olmasıyla, mini-seride beklenmedik bir şekilde on iki kolonilerin başkanı olan eğitim bakanı Laura Roslin ise izlerken başlı başına haz veren çok boyutlu bir kadın karakter.



Teknolojinin dur durak demeden yükseldiği bir toplumda, insanların kendi işlerini kolaylaştırmak ve yapmak istemedikleri işleri yaptırmak adına yarattıkları saylon robotların yol açtığı sonuçları izlerken, insan günümüzdeki gelişmeleri sorgulamadan edemiyor. Saylonlar insanları anlamaya çalışırken ve onları eleştirirken, insanlığı biz de farklı bir cinsin gözlerinden görüyoruz ve bir an her şey aydınlanıyor. Battlestar Galactica, bilimkurgu dizisi olmasının yarattığı esnek ortamdan faydalanarak alternatif bir dünyada insanlığı kusurları, eksiklikleri ve büyüklükleri ile yansıtıyor. Her öldüklerinde tekrar dirilme şansına sahip saylonların yaratılışlarındaki amacı ve anlamı ararken yollarına çıkan her engeli yok etmeye hazır olmaları, insana sahip olduğu için ne kadar şanslı olduğunu fark etmediği şeyleri çarpıcı bir şekilde hatırlatmakta.

Battlestar Galactica dünya arayışıyla geçen bir yolculuğu konu alıyor gibi gözükse de aslında hiçbir zaman bununla sınırlı kalmadı. Altyapı tüm yakınlarını ve evlerini kaybeden bir grup insanın, bu büyük travmanın ardından yaşama isteğini kaybetmeme çabasıyla bir umuda sımsıkı tutunmaları üzerine kurulmuş ama ilerledikçe dizi yepyeni yönlere de kapı açıyor.

Bilimkurgu fanatiklerinin kalplerini savaş sahneleri ve kurgusuyla kolayca fethetmesi şaşırtıcı değil, ancak her yaştan ve her milletten insan Battlestar Galactica dünyasıyla kendini özleştirecek bir nokta bulabiliyor. İşlediği konular ve dâhice yazılmış replikler tam da gideceği yere ulaşıyor, uzun vadeli planlanmış felsefesiyle izleyiciyi sadece meraklandırıp heyecanlandırmak üzerine ilerleyen bir dizi olmadığını her fırsatta kanıtlıyor. 1970’lerdeki popüler televizyon dizisinin daha iyi efektli bir taklidi olacağını düşünen orijinal Battlestar Galactica hayranları bile, Lord of the Rings ile yarışacak bu yeni hayali dünyanın detayları ve verdiği evrensel mesajlar karşısında fikir değiştirmişler.

Özellikle ilk gösterime girdiği 11 Eylül 2001 sonrası, insanların kafasını kurcalayıp onları düşünmeye zorladı ama Battlestar Galactica zaman aşımına uğrayacak bir dizi değil. Geçerliliğini daha uzun müddet koruyacak sorular soran Battlestar Galactica’nın pek çoğumuz için göz açıcı bir deneyim olarak kalacağına inanıyorum.

Editör Notu: Yazarın kendisinden diziyi puanlamasını isteyen editöre verdiği cevap: 10 ULAN!



sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010