| |
 |
| |
|
Michael Jackson : Pop Müziğin DNA'sı
İki sorum var: Popüler olan ya da olmayan müzik tarihinin en baskın ismi kimdir? Bu sorunun
cevabını tartışabilen var mı?.
Devam >> |
 |
|
Efes Pilsen One Love Festival 8 - Gökhan Karabıçak
Uzun bir süredir beklediğimiz festival geçtiğimiz hafta gerçekleşerek yine unutulmaz bir hafta sonu yaşattı bizlere. Öylesine güzeldi ki festivalin ikinci günü olan Pazar gecesi festival alanından çıkıp da Otto’nun önüne geldiğimde “keşke her haftasonu olsa” dedim en içten halimle..
Devam >> |
 |
|
Efes Pilsen One Love Festival 8 - Murat Ekşi
Santral İstanbul ev sahipliğinde 8.si düzenlenen etkinlik için heyecanlıydım açıkçası. Trip-Hop'un bayıldığım ismi Tricky'yi, dreampop-shoegaze-elektro devi M83'yi, Brit-rock'ın sevdiğim ismi Starsailor'ı ve elektronik müziğin büyüklerinden Röyksopp'u ("Royskop"! şeklinde okunuyor sanırım, Reset!in sevgili yazarlarından Pozan öyle dedi, o dediyse doğrudur) izleyecektim. Ama Klaxon'ların delip geçeceğini nereden bilebilirdim!.
Devam >> |
 |
|
Efes Pilsen One Love Festival 8 - Gazali Görüryılmaz
Geçtiğimiz yıl havlu atan iki büyük festivalin yokluğunda müzik açlığımızı bastırmaya çalışan Efes Pilsen One Love Festival, bu yıl da bizi yanlız bırakmayarak “bir nebze de olsa” beklentilerimize karşılık verdi. Festivalden kimin tam olarak ne beklediği bilinmez ama, Avrupa’nın kültür başkentlerinden biri olan İstanbul için bu line-up’ın yetersiz olduğunu düşünüyorum.
Devam >> |
 |
|
Efes Pilsen One Love Festival 8 - Hayalsu Altınordu
Efes Pilsen One Love 8'i geride bıraktık...Peki benim aklımda neler kaldı? .
Devam >> |
 |
|
Efes Pilsen One Love Festival 8 - Özge Bilgi
Ülkemizde müzik festivallerinin gitgide artması gerekirken, üzücü bir şekilde yıllar içinde azalması ve biz müzikseverleri ağzımıza layık festivallere hasret bırakması durumuna yıllardır başarı ile direnen Efes One Love Festival, 8. ile bu yıl da Santral İstanbul’daydı. E biz de “Kambersiz düğün olmaz” diyerek hatırı sayılır bir Reset! kadrosuyla Santral’e koştuk o haftasonu. Çok da iyi ettik. Nitekim bu yıl festival gruplarından kimi dinlediysem belirli bir tatmin sahibi oldum diyebilirim.
Devam >> |
 |
|
IstanbullDogs 2009
İstanbul, doğunun batıyla birleştiği tarihi şehir vesaire vesaire vesaire, diğerlerinin yanı sıra REM ve Cure tarafından ziyaret edildi, The Prodigy, Keiser Chiefs ve Leonard Cohen’i ağırlayacak ve önceki haftalarda Depeche iptal ettiğinde büyük Dave Gahan’ın “mide iltihabı” yüzünden (veya Türk arkadaşlarımın çoğunun ileri sürdüğü gibi doz aşımı yüzünden) başı derde girdi. Asıl nokta: Ne olmuş yani?
Devam >> |
|
|
|
 |
|
 |
|
|
Placebo - Battle for The Sun
Bir grubu, 9 senedir bıkmadan dinleyince, şuncacık yerden taşırıp, baloncuklarını etrafa saçacak çok cümleniz oluyor. Böyle bir durumda işin külliyatına girmek ise tehlikeli. Yazı içinde, öznel değer ve sıfat kullanımının artmasından korktuğumdan değil de, "emo, overrated, damar, reklam" gibi kelimelerle dolu ön yargı geçmişimizin şu yazıma sinmesinden çekiniyorum sanırım... Neyse, bu yazıyı eski günlere âlet etmeyeceğime göre işe, "Steve Hewitt'siz yeni kuşak Placebo'nun son albümünden -ilk dinlediğimde- ne kadar nefret ettiğim" ile başlayabiliriz. Ama önce reklamlar!
Devam >>
|
 |
|
Patrick Wolf - The Bachelor
Yurttaş Kane filminin ihtiyarı (Orson Welles) can çekişirken, içinde karlı bir manzara olan cam küreyi evirip çevirir. Çocukluğu gelir gözünün önüne ve durmaksızın mırıldandığı tek sözcükten oluşan bir bilmece aklına takılır kalır: “Rosebud... rosebud... rosebud..." Devam >>
|
 |
|
Mando Diao – Give Me Fire
Bring ‘Em In isimli 2003 yılında çıkardıkları debut albümlerinden beri açıkçası 2-3 hit dışında çok iyi işlere imza atamayan Mando Diao memleketi İsveç’in süperstarı The Hives’a özenmekten sıyrılıdığında neler yapabileceğini 5. stüdyo albümleri Give Me Fire ile kanıtlamış durumda diyebiliriz. Her sene bir albüm çıkarmak yerine araya 2 sene soktuklarında çok daha olgun niteliklere sahip ve her biri hit potansiyeli olan şarkılar üretmiş oldukları ortada. Ayrıca müzikal yapılarına hem de liriklere şöyle bir baktığımızda bu süre zarfında mod döneminden ve müziklerinden etkilenmiş olmaları kuvvetle muhtemel. Devam >> |
 |
|
Grizzly Bear - Veckatimest
Bu senenin en iyi albümünü dinledim diyorum orada burada. Bunu bu kadar erkenden deklare etmemin müsebbibi Grizzly Bear'in Veckatimest'idir. Devam >> |
 |
|
The Drums – Summertime EP
Yaz aylarının gelmesi ile içinizdeki gotiği öldürüp, neşeli melodilere yöneliyor, fakat kışın tekrar geleceğinin farkında olarak kenara karanlık bir şeyler saklıyorsanız The Drums tam size göre. Factory Records kataloğundan bolca beslenmiş, günümüz ve 80’ler dans pop gruplarını hatmetmiş ve post-punk dönemini ıskalamamış Jonathan Pierce ve Jacob Graham’ın ortak iştiraki The Drums. Devam >> |
 |
|
Green Day – 21 Century Breakdown
Green Day'in yeni CD'si ilk bakışta bir kitabı andırıyor; kapağında üzerine grafiti yapılmış bir duvar ve beyaz boyayla grubun adının yazıldığı renkli ve dikkat çekici bir tasarım. Açıp incelediğinizde de şarkıların sözlerinin olduğu bir kitapçıkla karşılaşıyorsunuz. Albüm üç bölüme ayrılmış bir 'rock opera', içerdiği 18 şarkı 69 dakika gibi bir punk grubundan beklenmeyen bir uzunluğa sahip. Tabii Green Day'in ne kadar punk olduğu konusu saatlerce süren tartışmalara meze olabilir. Bana kalırsa 4 dakikanın üzerinde şarkılar yapan bir grup olsa olsa alternatif rock kategorisine sokulabilir. Neyse, janrdan çok içerik önemli tabii. Devam >> |
 |
|
Incubus - Monuments and Melodies
Hatırlayacağınız gibi ülkemizi 2 sene önce ziyaret eden Incubus '' Monuments And Melodies '' adında toplama tadında diyebileceğimiz içinde yeni iki single bulunduran çift cd'lik yeni albümünü çıkartmış bulunmakta. Açıkçası yeni şarkılar , yeni sözler , yeni bir sound beklerken böyle bir albüm yapacaklarını aklımın ucundan geçirmemiştim.Demek ki bazen fazla bir şey beklememek gerekiyormuşç.. Devam >>
|
|
|
|
 |
|
 |
| |
|
Desire
Gençliğinde bolca 80'ler disco dinlemiş ve "bir gün bende müzik yapacağım" iddiasında bulunmuş kuşağın büyüdüğü şu günlerde, peşi sıra dans pisti kokan albümlerinin çıkması tesadüf olmasa gerek. Bu furyanın en tadından yenmez oluşumu olan ‘Italians Do It Better’ kurucularından Glass Candy has adamı Johnny Jewel’in yan projesi Desire, geçtiğimiz günlerde bir albüm dolusu şarkıyı (buna demo mu demek gerek karar veremedim) myspace sayfalarından bizler ile paylaştı. Devam >>
|
 |
|
Clorinde
Data çöplüğüne dönüşme yolunda emin adımlarla internet aleminin dinamiklerinden sömürülen ve zihinde tınısı ilk duyulduğu anda beyne nüfuz edip aynı hızda hafızadan silinen yüzlerce müzisyenin içinden akılda kalmasını arzuladığım bir grubu paylaşmak isterim. Devam >>
|
 |
|
Diane Birch
Birkaç hafta öncesine kadar adını dahi duymadığım, yeni keşiflerimizden Diane Birch adından o söz ettireceğe benziyor. Kendisi rüyalarınızı süsleyen sevimlilik ve güzelliğe sahip olmasıyla birlikte pek de becerikli bir kişilik. Güzelliğinin yanında sesiyle de beni şaşırttığını itiraf ederken, New York çıkışlı hanım kızımız geçtiğimiz günlerde Bible Belt adlı albümünü de piyasaya çıkardığını ve ilerleyen günlerde adını çok duyacağımıza eminim. Bu yılın Duffy’si, Adele’si bile olabilir Diane. Grammy kazanmış producerlar (Steve Greenberg, soul efsanesi Betty Wright ve Mike Mangini) ile çalışmış olması da bu ihtimali güçlendiriyor. Devam >>
|
 |
|
Crocodiles
Amerikano topraklarından çıkan süper gereksiz deneysel ve pozer grupları, bloglarda yapılan çılgın ve saçma övgülere dayanarak edindikten sonra ettiğimiz beddualar yerini ulaşır mı bilmem ama yine de naçar hepsine bir göz ucuyla bakmadan geçemiyoruz.. Devam >>
|
|
|
|
 |
|
|
 |
| |
|
Michael Jackson – Off The Wall & Thriller & Bad
“Pop’un kralı” mı? “Kralıydı”mı? O, Afro-Amerikan rüyasının da üzerine çıkan süper ikondu. Popüler müziğin son tanımıydı. Çocukluğumun ve gençliğimin geride kalan son kırıntılarındandı. Devam >> |
|
|
|
 |
|
|
|
|
|