Patrick Wolf - The Bachelor

Yurttaş Kane filminin ihtiyarı (Orson Welles) can çekişirken, içinde karlı bir manzara olan cam küreyi evirip çevirir. Çocukluğu gelir gözünün önüne ve durmaksızın mırıldandığı tek sözcükten oluşan bir bilmece aklına takılır kalır: “Rosebud... rosebud... rosebud...”

Yazar Pierre Assouline “Rosebud: Biyografi Parçacıkları kitabında” otuz yılı aşkın süredir bu rosebud’u aradığını söylüyor. Bence Patrick Wolf için de buna benzer bir durum söz konusu. Wolf, yirmibeş yıldır içindeki bu rosebud’u arıyor. Arazıyor diyorum çünkü yaptığı müziğe herhangi bir sınır koymuyor. Bazen çok negatif, bazen de çok pozitif olabiliyor. Bu kararsızlığını müziği dışında özel hayatında da gösteriyor. Kendisine sürekli cinsel kimliği hakkında sorulan sorulara, “Eğer altıncı stüdyo albümünün sound’u death metal ya da çocuklara yönelik bir pop tarzında olursa, hayatımı kiminle paylaşırım bilemiyorum. Bu bir kadın, erkek ya da bir at da olabilir. Belki de o zaman her şey benim için daha da kolaylaşır” diyor PW.

Ama şöyle bir gerçek var: sanatınızın içinde nefret olması iyi şeyler yaptığınızın kanıtıdır.

Patrick Wolf, The Magic Position turnesinin bitmesinden sonra yeni albümünü kaydetmek için çalışmalara hemen başladı. Öncelikle Battle ismiyle tek bir albüm çıkacağı söylense de, sonradan albüm sayısı ikiye çıktı. Wolf bu durumu şöyle anlatıyor: “Elimizde o kadar çok malzeme vardı ki, bunları tek bir albümle piyasaya sürersek, insanlara çok yüklenmiş olurduk. Bizde bunu iki albüme yaymaya karar verdik.” Battle’ın ilk versiyonu olan “The Bachelor” 1 Haziran’da yayımlandı. İkinci versiyon “The Conqueror” ise 2010’da piyasaya çıkacak.

Hava saldırısında duyulan siren sesleriyle başlıyor albüm. Ardından “Hard Times” geliyor. Şarkının girişi Bloc Party’nin “Hunting For Witches” parçasının girişiyle neredeyse aynı. Ancak ardından çello ve kemanın devreye girmesiyle The Bachelor’a geri dönüyoruz. PW, ”Show me some, Revolution” diye bağırırken punk tarzından geri kalmıyor. Gerçekten bir “Revolution” istiyor mu bilmiyorum ama şarkının söylemekten en zevk aldığım kısmı da burası. Albümün ikinci klibi “Hard Times”a çekildi ve Patrick Wolf bu şarkının videosunu kendisi için çok önemli olan iki kişiye; Elvis Presley ve Klaus Nomi’ye armağan ediyor. Bana göre albümden yayınlanacak olan bir sonraki single “Oblivion” olacaktır. Albümdeki en iyi şarkılarından bir tanesi. Şarkıda PW’a ayrıca aktrist Tilda Swinton eşlik ediyor. Özellikle Swinton’ın sesini duyduğumuz anlarda sanki mitolojik bir tanrıça konuşmakta. Zaten şarkının sözleri de son derece şairane. PW, “Father, where is my gun?” diyerek şarkıya giriyor ve sonra yine aynı sözlerle bitiriyor. Şarkının bu kısmının dilime dolandığını fark ettim. Geçenlerde tünelde çay içerken kendi kendime bu sözleri mırıldanıyordum ve bir anda kötü bakışlara maruz kaldım! Ama işin iyi yanından bakmak lazım, “revolutiiionnnn” diye bağırıyor da olabilirdim. Herhalde o zaman daha kötü bir durum söz konusu olurdu benim için. Az önce PW'nin sound'unu Bloc Party'nin sound’una benzetmiştim. The Bachelor’da ise kemanla yapılan girişin ardından bir an Zack Condon ve arkadaşlarının ortaya çıkacağını hissettim. Şarkıda birçok enstrüman ve ritmden faydalanılmış. Ayrıca bu şarkıda PW’a Eliza Carthy eşlik ediyor. “Damaris” şarkısının ise ilginç bir hikâyesi var. Güney Londra’nın Brede şehrinde küçük bir kasabada yaşayan bir kızın hikâyesi anlatılıyor. Damaris, papazın oğluna âşık olur ve onunla evlenmek ister fakat bir katolik olmadığı için evlenemez ve intihar eder. Bu hikayeden etkilenen PW, Damaris şarkısını yazıyor ve şarkının kayıtları da kasabanın kilisesinde yapılıyor. Sözlerde ürpertici kısımları da var. “My god damned, Damaris, Killed with last kiss, God damned, Damaris, I loved you.” Hani bazı şarkılar vardır ya uzun yollar içindir. Bu albümde de işte öyle bir şarkı var, adı “Thickets”. Şarkının atmosferine uyması açısından İrlanda civarında bir yolda dinlemeyi tercih ederdim.

PW, “Count Of Casualty “şarkısındaki “In this war without an end, What peace do you defend?” dediği siyasi sözlerle emekliye ayrılan Bush’u Irak savaşı nedeniyle eleştiriyor ki bunun bir tür aydınlanma olduğunu da söyleyebiliriz. Albümden çıkan ilk single “Vulture” ise elektronik ağırlıklı altyapısıyla Fischerspooner'in ilk albümlerine benziyor. Ama isminden de anlaşılacağı üzere albümde çok psikopat bir parça var. Herhalde Battle parçasını koltuğunuzda oturarak, sakin sakin dinleyebilmeniz imkânsız. Son sırada ise PW’un 14 yaşındayken bestelemeye başladığı fakat bitiremediği ve 11 sene sonra tekrardan üzerinden geçtiği “The Messenger” şarkısı var.

Patrick Wolf saplantılı bir biçimde rosebud’ı ararken ayrıntıları göz ardı etmiyor ve yaşadığı her deneyimi şarkılarına doğru şekilde aktarmayı başarabiliyor. Çünkü kendisi de önemli olanın ayrıntılarda gizli olduğunun farkında. Bu farkındalığını The Conqueror’da da devam ettireceğini ve kendi rosebud’ını bulacağını düşünüyorum.



Anasayfa>>
Müzik Bölümü>>

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda| Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010