Reset! - Air France Röportajı

Metrekareye düşen müzisyen sayısının diğer dünya kentleri ile kıyaslanmayacak düzeyde yüksek olduğuna inandığım Göteborg'un bizlere son kıyağı Air France ile tanışmamızın zamanı geldi diye düşünüyorum. Elektronik pop müziğe getirdikleri deneysel yaklaşım ile bu müziğin rönesans'sını yaşatan İsveç’li gruplar arasında, Air France benim için ayrı bir öneme sahip. İsveç’in soğuk coğrafyasından çıkan sıcak grup klişesini bir kenara bırakırsak, Air France son dönem İsveç balearic pop akımının The Tough Alliance ve The Embassy ile birlikte en önemli topluluklarından biri olduklarını, 2008 tarihli No Way Down isimli EP’leri ile kanıtladılar. Bu mini albüm ile müziklerini kuzey ülkelerinden tüm Avrupa’ya ve Amerika’ya taşıyan Air France, aynı sene içerisinde başta NME ve Pitchfork olmak üzere birçok popüler! alternatif medyada kendine yer buldu. Benim de 2008 yılı içerisinde en beğendiğim albümlerden biri olan No Way Down’un başarısının ardından Pitchfork’un kendileri ile yaptığı röportajı biz de Reset! sayfalarına taşımak istedik.

Air France’ın bir araya geliş hikayesi nedir?

Air France: Aynı liseye gidiyoruk, bir kaç hafta içinde beraber takılmaya başladık. Okuldaki tek anarşistler bizdik ve kampüste kaos yaratmak için her yere afişler asardık. Bir okul gazetesi çıkardık, binlerce kopyasını yapıp herkeze dağıtmıştık. Fakat okulda kimse ne yazdığımızla ilgilenmedi, bizde Stockholm gece klüplerinde dağıtmaya başladık. En sonunda yakalandık ve okulun müdürü fotokopi odasının klidini değiştirdi. Şuan Göteborg’da yaşıyoruz, beraber bir çok proje yaptık ama umuyoruz ki daha güzel şeylere gitgide yakalşıyoruz.

Myspace sayfanızda etkilenimleriniz olarak “Gentle and Giving – all the rest is treason” yazılı. Saint Etienne’nin Summerisle’dan bildiğimiz, Kennet Patchen şiirinden bir bölüm. Büyük bir Saint Etienne hayranı mısınız? Müzikleri sizi ne yönde etkiledi ?

Joel Karlsson: Tabiki müziklerinden ilham aldık. Şuan daha çok bilinçaltı olduğunu düşündüğüm bir etkilenim bu. İlk Saint Etienne albümümü 13 yaşımdayken almıştım. Sınıfımdaki bir serseri kaseti walkmen’imin içinde bulup herkese teker teker dinletmişti. Bir ay boyunca çeşitli isimler ile çağırıldım. Kim ne derse desin Bob Stanley, daha iyi bir insan olmama katkı sağladığını düşündüğüm bir kaç insandan biridir. Sanırım alıntının sırrı bu.
Henrik Markstedt: Saint Etienne müzikten çok daha fazlası bizim için. Yapıtlarında coğrafya ve mimari duygusu var ki bu benim pop müzik ile ilişkim adına çok önemli.

Size ilham veren diğer şeyler neler?

Hayatta dokunulmamış herşey. Oturduğumuz yerin hemen dışındaki ormanın öbür ucunda bir radyo kulesi var. Radyo kulesinin ışığı, şuan dinlediğimiz şarkı ile aynı bmp (beat per minute) de ilerliyor. Ara sıra olan birşey.

Avalanches mi yoksa KLF mi? Müzikleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

HM: Sanırım aklımda KLF’nin üç ya da dört şarkısının ismi var ama ortaya koydukları ve insanların bunlara tepkisni düşünmek bile beni mutlu ediyor. Kusursuz pop şarkıları ve kusursuz albümler yapmayı amaçlayan grupları hiçbir zaman anlamadım. Bu benim için hiçbir önemi olmayan bir düşüncenin tekrarlanmasından başka birşey değil. Müzik, kendisinden çok daha fazlasını içerir, etrafındaki her şeyi karmaşıklaştırmak ve mistik bir hale getirmek gibi.

JK: Geçen yıl Göteborg’da birşeyler yapmak için çok çalıştık. Bir çok insanın, bunun farkında bile olduğunu sanmıyorum ama önemli olan bu değil. Biz müziği, yanlızca bizim ve ne olursa olsun bizimle beraber yürüyen dört kişi için bir kaçış yolu olarak kullanıyoruz.

HM: Avalanches ? Müziklerinin bizimkine benzediğini duymuştum.

Sincerely Yours ile çalışmaya nasıl başladınız?

HM: Bir arkadaşımın arkadaşından bizimle ilgilendiklerini duyduk. Bir anda panikledik ve telefonlarımızı bir hafta süresince kapalı tutarak eve kapandık. Aslında kendimizi hiç hazır hissetmiyorduk ve Air France’ı daha bir süre kendimize saklamak niyetindeydik. O sıralar, fikirlerimizi şarkı formatında nasıl sunacağımıza karar vermeye çalışıyorduk.

JK: O zamanlar çok farklı düşünüyorduk, fakat şu anda ne yaparsak yapalım hiçbir zaman bitmiş veya tatmin olmuş hissedemeyeceğimizi anladık.

Göteborg’daki müzik camiası ne durumda?

JK: Göteborg’da bir müzik camiası veya sahnesi olduğunu düşünmüyorum ki bu oldukça özgürlükçü bir yaklaşım. Eğer bir camia içerisindeyseniz, kurallar ve hiyerarşilerden kurtulamazsınız. Bu kuralların insanları morona dönüştürdüğünü düşünüyorum.

Ekonomik kriz Göteborg’da yaşamı çok etkiledi mi?

AF: Evet, hemde çok. Geçenlerde Volvo fabrikası büyük miktarda işci çıkarttı. Şuan Göteborg’da bulunmak, Mike Leigh filmlerinde dolaşmak gibi, herkesin gelecek adına endişeleri var. Tüm bunlar olmadan önce, hükümet işsizlik maaşlarından alınan verigleri arttırmıştı. Birçok insan ödemeleri karşılayamadı ve şuanda herhangi bir sigortaları da bulunmuyor. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, umudum bu kötü durumdan iyi ve yaratıcı çözümlerin çıkması.

Tüm bu işten çıkarımların müzik sahnesine bir etkisini gördünüz mü?

AF: Bizimde fabrikalarda çalışan, müzisyen ve yapımcı arkadaşlarımız var. Tabiki şaunda müzik üretebilecek daha çok vakitleri var, fakat işsizlik insanı moral olarak aşağı çeken bir yük gibi. Tüm bu olumsuzlukların gölgesinde çok güzel lirikler ve şiirler yazılıyor olduğuna kendimi ikna ettiysemde, bunların su yüzüne çıkmasının biraz zaman alacağını düşünüyorum.

Son dönemlerde dinlemekten zevk aldığınız albümler neler?

JK: Ben Air France ile yaptığımız müzikten tamami ile farklı şeyler dinliyorum. Benim için bir albümün akustik olması yeterli. Sanırım bu kendime karşı bir çeşit kişisel reaksiyon.

HM: Ben tam tersiyim. Kişisel bir çatışma içine girmiyorum. Gün batımından şafağa kadar Air France’ım ben. Son zamanlarda “Un Homme er Une Femme” izleyip, film müziklerine beat eklemeye çalışıyorum. Çok yorucu ama denemeye devam ediyorum. Bu hafta toplam 4 saat uyudum.

Balearic hareket ve devam eden Rönesans’ı ile ilişkinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

HM: U.S. nasıl bilmiyorum ama İsveç’de hemen hemen herkes bir şekilde etkilendi bu balearic hareketten. Ya herkes balearic ya da tam tersi. Bazen kendimizi bu ikisi arasında tanımlamakta zorlanıyoruz. Bir süredir bu şekilde devam ediyor, artık çok da fazla düşünmüyoruz.

JK: Balearic diye adlandırılan bazı müzikler, tüm yaşamımız boyunca arayışı içinde olduğumuz şeyler, şuanda yaptığımız müzik ise günlük hayatta daha iyiye ulaşmaya çalışmanın önemini anladığımız andan beri yapmak istediğimiz şey. Fakat şuanki harekete veya siz adına ne diyorsanız tam olarak kendimizi ait olarak görmüyorum.

Sizi yerel ritimler, doğa sesleri ve sahil tadında melodilere iten nedir?

AF: Müziğimizi her zaman farklı renklerde düşünüyoruz. Hayvan ve doğa sesleri müziği doğru tonda boyamamıza yardımcı oluyor. Daha derinlerde modern hayat ile sorunlarımız olduğunu düşünüyorum. Yapmaya çalıştığımız şey hayatı daha az kompleks bir yapıya çevirerek yeniden inşa etmek. Bu bağlamda düşünüldüğünde tutucu olduğumuz söylenebilir.

Şarkı yazma süreciniz nasıl gerçekleşiyor? Ufak bir ses ile mi yoksa bir gitar rifi ile mi başlıyorsunuz?

AF: Coca-Cola gibi. Kilitli bir çekmecede sakladığımız gizli formülümüz var.

 

Taken by Trees ve Au Revoir Simone için yaptığınız remix’leri çok beğendim. Orjinal kayıtlarınız için çalışmak ile remix yapmanın farkları neler sizin için?

HM: Genelde gelen remix işlerini geri çeviriyoruz. Eğer bir remix yapacaksak tamamen acımasız olmalıyız ve şarkıyı kendi şarkımız haline getirmeliyiz. Bu şekilde yaklaşmaz isek yaptığımız işin hiç bir anlamı kalmıyor. Asla bir şarkıyı, sadece ritimlerini değiştirip koca intro'lar ve outro'lar koyarak aralarına da milyon tane nakaret ekleyerek remixlemeyiz.

JK: Remix yapmak kendi şarkını yapmaktan her zaman daha zordur. Şarkı tamamen senin değildir ve bazen duygularını aktarmak zor olabilir. Ayrıca yapmış olduğun remix'in, parçanın aslı kadar iyi olup olmadığını kestirmek gerçekten çok zordur. Kız arkadaşım Au Revoir Simone için yapmış olduğumuz parçayı cep telefonu melodisi olarak kullanıyor ki bu da beni gururlandırıyor.

No Way Down Ep'sinin kapak görselinin arkasında yatan bir hikaye var mı?


AF: Fotoğraf İsveç'in en güneyinde olan Österlen'de çekildi. Fotoğraftaki kız, Hilda, bu uçurtmayı Kes adlı filmden esinlenerek bizim için yapmıştı. Tamami ile özgür ve rüzgârın merhametinden gelen bu şeye hemen bağlandık. Kayıtlara başladığımızda müziğimizde kapalı mekân tınısı çok baskındı, bundan kaçınmak istedik ve müziğimizi dışarıya, açık havaya taşıdık.

Şuana kadar iki EP yayınladınız. Bu formatın özel bir çekiciliği mi var yoksa pratik nedenlerden dolayı mı tercih ediyorsunuz?

AF: Air France ideolojisinin en önemli parçalarından biri hiçbir zaman tamamlanmış ve bitmiş izlenimi vermemektir. Kulağa biraz iddialı gelebilir fakat, işlerin doygunluk noktasına gelmesinden nefret ediyoruz. Tam olarak yapmak istediğimiz şey, derin bir sessizlik ile terör yaratmak. Sonrasında yaptığımız her ses sansasyona neden olacaktır.

Air France için sırada neler var?

Şuan No Way Down’ın deluxe versiyonu için ekstralar üzerine çalışıyoruz. Şarkıların, kendi yorumlarımızı içeren versiyonlarını kaydediyoruz. Bu şekilde, albümün oluşum süreci hakkında ufak anektodlar aktarmak ve albüm kayıtları sırasındaki hislerimizi paylaşmak istedik. Umut ediyorum ki sonrasında kafamızdaki tüm fikirleri toplayarak bir araya getirip albüm yapacağız.

Pitchfork, Marc Hogan.



Anasayfa>>
İnsan Bölümü>>

 

 

 



Anasayfa | Müzik | Haber | Sinema | Moda | Olay | Insan | Ajanda | Katalog| Künye
Sitemiz minimum 1024*768 çözünürlükte görüntülenmek üzere tasarlanmıştır.
Reset! 2007-2010