The Burning Plain – Aşk Ateşi
İnarritu üçlemesi Amores Perros-Babel-21 Grams filmlerinin senaristi olarak kendini bu işte kanıtlamış olan Guillermo Arriaga, sekiz yıllık aradan sonra üçüncü filmi The Burning Plain’le beyazperdede tekrar yönetmen olarak yerini aldı. Oscar’ı kapmış iki güzel oyuncuyu da karşımıza getirdi. Charlize Theron ve Kim Bassinger filmin iki yıldızı olurken, diğer isimlerden de kariyerine yeni başlamış olan Jennifer Lawrence dikkatleri çekiyor.
Farklı insanların hikâyelerinin ortak bir yerde buluştuğu senaryolarıyla övgü toplayan başarılı senarist, bu defa yönetmenliğini kendi yapacağı filmde bu teknikten nispeten farklı bir teknik uygulamış ve bu defa zamanda yolculuk yaparak anlatmış hikâyesini bize. Annesini ani patlama sonucu çıkan yangında kaybeden Mariana’nın o günlerini ve yıllar sonrasını görüyoruz. Ve de babasını aynı yangında kaybeden Santiago’yu görüyoruz ve Mariana’yla olan tuhaf ilişkilerine de şahit oluyoruz. Asıl hikâye Mariana üzerinden dönerken, annesinin ve onun kocasını aldattığı adamın aşk dolu günleri de filmin önemli bir kısmını işgal etmekte.
Senaryoya bakacak olursak, Guillermo Arriaga’nın yine döktürmüş olduğunu söyleyebiliriz. İlginç bir hikâye, bol bol duygu ve aşk yüklü, iyi bir film için çok iyi bir senaryo. Gelgelelim, Arriaga bu güzelim senaryosunu çekmekte pek de başarılı olamamış. İzlerken yer yer “bitse de gitsek” dedirten, fazla uzun, bayan bir film olup çıkmış. Nasıl daha etkileyici olurmuş orasını bilemem; ama fazla kasvetli ve iç bayan bir film olmuş genele baktığımızda. Gülümsetecek hiç ama hiçbir şey yok filmde. Gerçi dram filmi zaten, olmak zorunda değil; ama aslında senaryo olarak bakınca çok dramatik olan olaylar, filmde pek de dramatik gösterilmemiş sanki. Sorun da burada herhalde. Bir şeyler eksik filmde, seyirciyi içine çekemiyor film, akmıyor, sürükleyemiyor.
Charlize Theron, filmde oldukça cesur oynamış ve güzel fiziğiyle de oldukça göz dolduruyor. Kim Bassinger ise kusura bakmasın, zamanında güzel ve seksiymiş de şu an itibariyle geçirdiği estetik operasyon sayısını merak ettiriyor, artık kabul etsin yaşını, ne gerek var hala 30’larında gibi gözükmeye çalışmaya… Yoksa mesela onun da fiziği “maaşallah” dedirtecek derecede… Neyse fiziğini geçersek, kendisinin performansını pek de etkileyici bulamadım şahsen. Hele ki sevgilisini oynayan Joaquim de Almeida’yla olduğu sahnelerde çekilmedi oyunculuğu. Kendisi hiç de karakterine bürünememiş ve Nick’e âşık bir Gina’yı canlandıramamış, onun yerine karşısında tiksindiği bir insan varmış ve onu öpmek zorundaymış gibi oynamış bence. Jennifer Lawrence’a gelirsek, filmdeki en iyi performansa sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten Venedik Film Festivali’ndekiler de böyle düşünmüş olsa gerek ki kariyerinin ilk ödülü olan “Marcello Mastroianni” ödülünün de sahibi oldu. Güzel oyuncuya yolu açık olsun diyoruz.
Efendim, demem o ki, Arriaga kesinlikle iyi bir senarist; fakat keşke 2000 senesinde çektiği film son filmi olsaymış. Ortaya çıkan eser, pek tatmin edici olmamış ve kendisinin diğer işleri arasında sönük kalarak, Arriaga’ya ekstra bir ün veya başarı katmamış oldu. Kendisinden güzel güzel senaryolar yazmaya devam ederek, onları işini bilen yönetmenlere teslim etmesini diliyoruz.

sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|