Terminator: Salvation – Terminatör: Kurtuluş
Peşin Not: Beyazperde.com’daki yazımdan aparmadır.
McG ismi Terminator serisinin yeni filmi için “yapımcı” sıfatıyla değil de “yönetmen” olarak zikredildiğinde her sinemasever gibi beni de endişelere sürüklemedi değil. Ancak bir yanda Charlie’s Angels: Full Throttle (hadi ilk film gene bir dereceydi) bir rezalet, öte yanda her sezonu bir öncekinden daha iyi olmayı başarmış Supernatural gibi bir dizinin altında executive producer (buna da bir Türkçe isim bulamadık) olarak imzası duruyorken bu tercihin beni biraz ikilemde bıraktığını da belirtmeden geçemeyeceğim. İşin asıl endişe verici boyutu, "Catwoman" ve "Terminator 3: Rise of the Machines"de ortaya koydukları iş ortadayken hangi akla hizmet seçildiklerini çözemediğimiz John D. Brancato ve Michael Ferris ikilisine senaryonun emanet edilmesi oldu. Bu adamların yazdığı senaryodan bir klip yönetmenin ne çıkarması bekleniyordu, o da ayrı bir soru.
İlk iki Terminator filmi 80'ler ve 90'larda doğup büyümüş olanlar için ayrı bir anlam taşımakta şüphesiz. T2 ile hikayeyi ters yüz eden ve esas adamımızı bu sefer John Connor'ı koruma yoluyla geçmişe gönderen James Cameron, hikayeyle ilgili anlatacak başka bir şeyi kalmadığını söylediğinde zaten pek çoğumuzun serinin devamıyla ilgili pek bir beklentisi kalmamıştı, her ne kadar Cameron'ın kurduğu yapı zihinlerimizde merak uyandırıcı distopik bir gelecek tasviri yaratmış olsa da. T3 ise gözümde pek rezil bir devam filmi sayılmasa da Cameron'ın "Judgement Day"in basit bir kopyası olmaktan öteye gidemiyordu. En azından 2 filmdir alıştığımız hikâyeye bir son verip yeni bir başlangıca imza attığı için nolursa olsun varlığının gerekli olduğunu düşünüyorum.
Nihayet 2009'a geldiğimizde üç filmdir yalnızca bahsi geçen ve ağzımıza bal çalmak için koklatılan birkaç sahne dışında dünya gözüyle göremediğimiz "Kıyamet Günü" sonrası geleceğimizle ilgili çekilen ilk film, ekipteki tüm isimlere ve sette yaşanan olaylara rağmen başından beri heyecanlandığım bir projeydi. "Gelecekten robot gelsin Connor'ı kurtarmaya çalışsın, başka bir tanesi de öldürmek için gelsin, bunlar hep kovalamaca oynasın tüm hikaye boyunca" şeklindeki aynı yapıdan yeterince nasiplendiğimizi düşünürsek, senaryonun tüm zaaflarına rağmen artık tamamıyla yeni bir Terminator evrenine adım atan hikayeyi sevdiğimi söylemekten pek gocunmuyorum.
Öte yandan, senarist ekibinin -demeye dilim varmıyor ama- kaleme aldığı mantık hatalarıyla dolu, robotlarla insanlar arasındaki çatışmayı yalnızca fiziki bir çatışmadan ibaret görmeyip psikolojik bir altyapı da kurmaya çalışan senaryoları bu meselenin altını eski filmlerden arak repliklerle doldurmaya çalışınca haliyle çok feci tökezliyor. Oysa sağlam bir dramatik yapı çıkartabilinirmiş buradan. Yine de en akıllıca yaptıkları iş, hikâyeyi Connor üzerine değil de aniden ortaya çıkan Marcus Wright isimli yabancı üzerine kurmuş olmaları. Zira tüm Bale sevgime rağmen daha önce kendisini hiçbir filmde bu kadar zayıf bulmamış, ekranda az gözüktüğüne bu kadar sevinmemiştim. The Dark Knight sonrasında, performansı "çakma" Batman'den öteye gidemiyor ne yazık ki. Bale'ın tam aksine Marcus rolündeki Sam Worthington her dakika rolünde giderek daha da devleşiyor, senaryoda ilişki kurabileceğimiz neredeyse tek karakter olması sebebiyle de ve samimi oyunculuğuyla kendini pek çabuk sevdiriyor.
McG gibi bir yönetmenin şu önündeki senaryoyla yapabileceği pek de bir şey yok, o açıdan suçu ona atıp kenara çekilmek haksızlık olur. Anca Cameron gelse biraz hikâyeyi toparlayabilirdi diye düşünüyorum. Filmin başındaki helikopter sahnesi gibi birkaç yerinde yönetmenliğinden keyif aldığımı bile söyleyebilirim hatta. Salvation, kesinlikle bir Cameron filminin verebileceğinin çok azını veriyor ama iyisiyle kötüsüyle sevdim galiba ben bu yeni Terminator'ü.

sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|