Blindness – Körlük
Körlük'ü 8 ay kadar önce Filmekimi sayesinde izlemiştim. Ardından bir kere Antalya Altın Portakal bir kere de vizyonda olmak üzere, toplamda üç kere beyazperdede seyretme imkânı buldum. Film, başından sonuna kadar içinde barındırdığı toplum eleştirisini başarıyla üzerine taşıyabilen ve gerek sert sahneleri gerekse yer yer simgesel anlatımıyla diğer Hollywood yapımlarından bir boy farkıyla üste çıkıp kendini belli ediyor.
Nobelli yazar Jose Saramago’nun Türkçe’ye aynı adla çevirilen romanından uyarlanan filmin kamera arkasında, 2003 yılında Tanrı Kent ile büyük bir çıkış yapan Fernando Meirelles var. Meirelles, daha önce Tanrı Kent ile 'En İyi Yabancı Film' Oscar'ını almıştı. Bu film için de senaryo yazarı olarak 2005'te Altın Lale için yarışan Childstar / Çocuk Yıldızı’nın yönetmeni Don McKellar ile çalışmışlar. Körlük, uzun soluklu bir çalışmanın ürünü. Bu çalışmanın ilk meyvesi de zaten Mayıs 2008'de Cannes Film Festivali'nde Açılış Filmi olarak seçilmesiyle aldı.
Modern bir kentte, 'beyaz körlük' salgını başlar. Oluşturulan “körler toplumu” kısa sürede dağılır. Suçlular ve fiziksel olarak daha güçlü olanlar hemen zayıfların tepesine biner. Bu kâbusun tek bir tanığı vardır: Körlük salgınından etkilenmeyen bir kadın. Kadın yedi kişinin önderi olur, onları karantinadan kaçırmaya çalışır, medeniyetin yıkılışına tanıklık eder.
Filmin ilk yarım saati, seyirciye karakterleri tanıtıyor ve ardından da salgının başlangıcına tanıklık ediyoruz. Tüm olaylar ise evrenselliği temsil etmesi açısından farklı etnik gruptaki insanların başına geliyor. Fakat bu sefer anlatılan bu farklı etnik grupların çatışması değil tam tersi dayanışması. Salgınla birlikte insanlar hayatta kalmak adına dayanışma içine girmek durumunda kalıyorlar ve bu dayanışma sonunda, birlikteliğin klişeleşmiş öneminin farkına varıyorlar.
Salgınla birlikte dış güzelliğin önemi kalmıyor. İnsan tam anlamıyla duygu, düşünce ve hareketleriyle değerlendiriliyor. İnsanın dış sıfatlarından çok özü önem taşımaya başlıyor. Tabii ki salgın, getirdiği 'iyiliklerin' yanında toplumu kaosa da sürüklüyor. İnsanoğlunun güce ve otoriteyi elinde bulundurmaya olan takıntı halini almış isteği çok başarılı bir şekilde ön plana çıkarılmış. Karantina altındakilerin yaşadıkları, karantina binasının dışına çıktıklarında da devam ediyor. Karantina altındayken var olan, düzeni kurmak, otoriteyi sağlamak kılıfı altında güçlülerin güçsüzleri ezmeye girişimi bu sefer dışarıda yerini hayatta kalma savaşına bırakıyor. Sonuçta yine güçsüz olan güçlü olana eziliyor.
Biraz da filmin kilit karakteri hakkında konuşmalıyım. Julianne Moore'un tahmin edilebilineceği üzere harika oyunculuğu ile canlanan bu karakter, tüm filmin merkez noktası. Tüm dünyadaki insanlar salgına kurban gitmişken ve körken, neden bu karakter salgından etkilenmiyor? Filmde ne salgının nedeni ne de kadının 'beyaz körlüğe' yakalanmamasının nedeni açıklanıyor. Bana kalırsa bunun nedeni filmin tamamen anlatmak istediğiyle alakalı. Filmin asıl derdi salgınla değil, salgının yok açtığı olaylar ve bu olaylar üzerinden 'çağdaş' insanoğlunun geldiği nokta. Yani filmde var olan 'beyaz körlük' bir araç niteliğinde. Bu nedenle de üstünde çok fazla durulmamış, en iyisi yapılmış.
Filme biraz daha politik bir açıdan bakılırsa, baskıcı, monarşik rejimden çok, demokrasinin sağlıklı toplumlar için gerekliliğinin altı çiziliyor ve liderin önemi ön plana çıkarılıyor. Film boyunca ufak bir topluluğa liderlik eden bir kadın aracılığı ile küçücük bir topluluğun bile liderinin olması gerektiğinin ve lidersiz toplumların kaosa sürükleneceği çok iyi anlatılmış.
Körlük, sinemaya ustaca aktarılmış bir uyarlama. Yönetmen, kendi anlatım tarzından ödün vermeyerek filme farklı bir enerji katmayı başarmış ve zamanda da kitaba son derece sadık kalmış. Senaryonun uyarlanışı çok başarılı. İzlerken nasıl bağlanacağını şiddetle merak ediyordum. Sonunda, ustaca konulmuş bir 'nokta' ile karşılaştım. Şaşkınım çünkü Körlük, beklediğimden çok çok üstlerde dolaşan kaliteli bir film. Duyguların körelmiş olduğu, mekanik dünyanın kaosunda yani trafikte açılan Körlük, Hollywood filmlerinde alışık olmadığımız bir simgesellikle emin adımlarla ilerliyor ve farklı bir kıyamet öyküsünü farklı bir anlatım tarzı ile önümüze sürüyor. İşin özünde, aslında iki saat boyunca klişeleşmiş bir derdi farklılıklarla anlatma dersi veriyor.

sAnasayfa>>
Sinema Bölümü>>
|